Huzur Nedir?

Huzur Nedir?

Huzur nedir ve ne huzur değildir? Buna verilecek cevaplar her düşüncenin kendi penceresinden hayatı algılamasının bir yansıması olacaktır. Huzur hakkında bir çok tanım ortaya konulabilir. Ama bu tanımlar huzur kavramının içini gerçek anlamıyla doldurur mu? Huzur; dirlik, baş dinçliği, gönül rahatlığı, rahatlık, erinç, bir yerde

Huzur Nedir? 

 

 

Huzur nedir ve ne huzur değildir? Buna verilecek cevaplar her düşüncenin kendi penceresinden hayatı algılamasının bir yansıması olacaktır. Huzur hakkında bir çok tanım ortaya konulabilir. Ama bu tanımlar huzur kavramının içini gerçek anlamıyla doldurur mu?

Huzur; dirlik, baş dinçliği, gönül rahatlığı, rahatlık, erinç, bir yerde bulunma, makam… anlamlarına gediği söylenmektedir.

Huzur; huzurda, hazır olmak demektir.

Nedir huzurda hazır olmak, kim kimin huzurunda hazır olacak? Huzurda hazır olması gereken insan ise;  varacağı yer öyle bir huzur olmalı ki, randevuya, aracıya herhangi bir prosedüre gerek olmadan her an huzura kabul edilebilmeli, kabul esnasında ise sükunet ile itminana varılan iç dinginliğin sağlandığı yer olmalıdır varılan huzur.

Böylesi huzuru nerede, nasıl ve kimin huzurunda kim kime verilebilir? Bu suale her düşüncenin/inancın vereceği cevap elbette kendi düşüncesi doğrultusunda farklı olacaktır.  Ölümden sonrası için yapıp ettiklerinden dolayı hesap vermeyi ön görmeyen düşünce/inançlarda bu çok kısa anlık bir sükunet halidir, yalancı memeye benzer, doyumluk değil tadımlıktır. Eğer tatmak değil de doymak istiyorsak, öyle bir huzur yeri var ki o da ALLAH’ın huzurudur; O bütün insanları huzuruna beklemekte, sadece kendisine köle (kulluk) edilmesini istemekte, O’nun razı olacağı hayat şekline İslam, ona teslim olana da mü’min demekte. Mü’min; her an Allah’ın huzurunda olduğunu bilen,  yaptıklarını ve yapacaklarını O’nun onayına sunan, her an  görüp gözetlediğinin farkında olan, her konumda ve her işin sonunda sadece onu razı etmenin verdiği bilinç ve dinginlikle yaşayan, yapılan zerre miktarı işin ( olumlu veya olumsuz) karşılıksız kalmayacağına, burada gücü yetmeyipte hakkını alamayanlar, orada hiç kimseye haksızlık yapılmayacağına… iyi ki ahiret var dedirten, ahiret bilincinin verdiği sürurdur huzur hali.

Eğer huzuruna varılan Allah ise; her an ulaşabileceğimiz, yanı başımızda, unutmayan, uyku ve uyuklama tutmayan, “ şah damarımızdan daha yakın” olan, güçlü-kuvvetli, her şeyin sahibi, hesap görücü ve güven vermesiyle başını merhametine yasladığımızda iyi ki varsın dediğimiz, içimizi döktüğümüz ve kendisinde iç dinginliği  yaşadığımız duygudur  huzur.

İşte bu huzuru insanlar farklı yerlerde aramaktalar; kimi yoga yaparak, müzik dinleyerek, kimi kilisede, kimi gürültüden uzak bir dağ başında, suların aktığı bir dere kenarında, yeşilliklerin içerisinde kuş seslerinin melodisinde, kimi kavgadan gürültüden uzak sessiz sakin bir ev ortamında, bir şeylere sahip olmada, kimi de başarılarda… Bunlar elbette insan ruhuna iyi gelen şeylerdir. Ne var ki, bunların vereceği haz yüzeysel mutluluktur ve geçicidir. Huzuru iç dinginliktir, mutluluk ise sevinçtir, neşedir. Sevinç ve neşe bir şeyleri başarmak, sahiplenmekle gerçekleşen duygu iken, huzur, hiçbir şeye sahip olmadığınız da yaşadığınız duygudur. Huzuru yanlış yerlerde, yanlış işlerde ve yanlış varlıklarda aradığımızda beyhude arayışlar içerisinde oluruz. Bu halimiz şuna benzer; “ Akmakta olan suya avcumuzu uzatırız da bir türlü suyun altına sokmayız” bu bize hiçbir şey kazandırmaz, susuzluğumuz gitmediği gibi yorulduğumuzda yanımıza kar kalır. Bizim aradığımız huzur hiçbir şeyin bozamayacağı, hiçbir gücün kaçıramayacağı huzur olmalıdır.

Kimileri de huzuru mutluluğa eş değer olarak görmekte, mutluluk yerine huzuru, huzur yerine de mutluluğu kullanmaktadır. Bunlar ayrı ayrı kavramlar/değerlerdir. Kişi mutlu olduğu halde huzurlu olamayabilir, huzurlu olan da mutlu olamayabilir. Mutluluk daha çok elde etmeye ve başarıya  endeksli bir olgudur. Başarmak, elde etmek sonu gelmeyen bir çok zahmet, fedakarlık ve eziyetlere katlanmakla gerçekleşir. Dünyanın en ünlü insanı, mal-mülk-servet, yüksek kariyer sahibi vs, olabilirsiniz ama huzurlu musunuz dendiğinde?! Malın mülkün makamın olmayabilir ama huzurlu olursunuz ama mutlu olamayabilirsiniz.

Mutluluk görece bir kavramdır; kimi bir çiçekle mutlu olurken, ‘ki onun mutluluğu da çiçek solana kadardır.’ Kimine de bağı verseniz mutlu edemezsiniz, herkesin mutluluk anlayışı beklentisi oranındadır ve sonu yoktur. Sonunun, dibinin bulunamayışının sonucu olarak refah düzeyi yüksek olan ülkelerde intihar olaylarının daha fazla oluşu refahın/varlığın/lüksün huzuru getirmediğinin açık bir göstergesidir.

Kiminin ıstırap çekişinden, mutsuzluğundan kimi mutlu olur iken, acılara ve ıstıraba uğrayan bundan mutlu değil ama huzurludur. Burada önemli olan husus; acı çekene ne uğurda acı yaşatılıyor ki, bu acıyı yaşatana büyük mutluluk veriyor.

Bu cümlemiz bir dilemma gibi gözükmektedir. Ama öyle değil. Filistin’e bir bakalım, zalim,  kan emici vampir, yeryüzünün lanetlileri mazlum halk üzerine bombalar yağdırırken, evlerini başına yıkarken, ocakları söndürürken, yeryüzünde görülmemiş zulümleri bu halka reva görürlerken mutlu mudurlar!? Elbette mutlular hafta sonlarını hakim tepelerden Filistin halkının üzerine ölüm kusan bombalarını büyük bir hazla ailece çocuklarına seyrettirmeleri ve ‘ooh olsun’ dercesine çığlık atmaları mutluluğun zirvesini yaşadıklarının göstergesi değil midir? (Merak eden bu linke bakabilir. https://www.youtube.com/watch?v=wxGTk0mNWbg

Ama vicdanlarına bir sorsunlar huzurlu mudurlar!?

Filistinliler; yetim bırakılmış, kuşatılmış bir halk, dul kamış kadınlar, babasız çocuklar, açlık, yokluk, sürgün… ve bunların mazlumiyetinden rant devşiren, zalimin zulmüne ortak olan yalaka adı İslam olan devletler!, bilin ki bu halk mutsuz ama biz inanıyoruz ki huzurlular. Myanmar da insancıl! Budistlerin  mazlum müslümanlara yaptıkları zalimlikler onları ve onlara bu zulmü reva görüp seyredenleri mutlu edebilir,  Afrika’yı anlatan o resim canlanıyor gözümde; ölmek üzere bir çocuk dört büklüm olmuş biçare belli ki o kadar aç kalmış ki kaburgaları sayılıyor, başında onun ölümünü bekleyen bir akbaba! Bu insanları bu hale getiren emperyalistler mutsuz mudur?! Gayet mutlular. Dünyada buna benzer bir çok örneği sıralayabilir, özel hayatlara da inebiliriz.

Bizler de hayatımızın çeşitli evrelerinde zaman zaman bir çok üzücü olaylarla karşılaşıyoruz. Sanki hayat bizi boğuyor da, dünyanın sonu gelmiş gibi hissederiz, her şey üzerimize üzerimize  gelir de ruhumuz dayanılmaz hezeyanlar yaşar, yüreğimiz daralır, acziyetimiz karşısında yutkunamayız,   bir şeyler boğazımıza takılır hatta ağlayamayız ya, işte o an devreye iki şey girer ; ya isyan eder sonu belirsiz davranışlara  girişiriz ya da içimizden bir ses ‘bu işin ahireti de var’ der ve huzurla dolarız. “Kalpler sadece Allah’ı hatırlamakla mutmain olur” (Ra’d, 28) İşte o an gidilecek tek yer Rabbimizin huzurudur, Rabbimiz bize huzur vermek için huzuruna davet eder.

Mutluluk kontrol edilmez ise sonu gelmeyen doyumsuzluklara, dipsiz istemcelere dönüşebilir; hep dahası, daha iyisini, yeni modelini, başka markayı  isteyen, ihtiyaç olamayan şeyleri ihtiyaç gibi zannedip peşinden koşan doyumsuz, şımarık çocuklar gibi ; ‘çocuklar da büyüklerinden öğreniyor ya bu tür şeyleri.’ Burada belirleyici şey ihtiyaçtır, ihtiyaç; insanın bulunduğu konum, şartlar ve imkanlar dahilinde işini kolaylaştıracak olan şeye sahiplenmektir. Gerçekten hayatımıza ihtiyaç zannıyla girmiş/girdirilmiş, fakat bir defa dahi kullanmadığımız neler vardır neler kim bilir. İhtiyaç zannetiğimiz şeyler arttıkça uğrundaki çabalarımız da  o oranda artıyor. Çabalarımız bizi dönülmesi ve yürünmesi zor yollara (faiz, borç…) sokuyor, ihtiyacımızı gören bir arabamız varken yeni modelini almayı isteriz, evimiz vardır ama bir tane daha olsun isteriz, kullandığımız akıllı! Telefonlara ödediğimiz bedeller, moda diye giydirilen çok pahalı abuk sabuk giysiler, sayısı belirsiz ayakkabılar, çantalar vs  bir doyumsuzluk, aç gözlülük, hırs, ihtiras bütün benliğini kazanmaya hapsetmiş bencil, paylaşmayan bireyler oluyoruz. Bunca şeylere eriştiğimiz halde yine de huzurlu değiliz! 80 milyonluk bir ülkede 8 milyon insan antidepresan kullanıyorsa, yine istatistiklerin rakamlarına göre 2000 yılı itibariyle dünyada 815 bin kişi intihar etmiş, bir bu kadarı da düşünmekteymiş. Bu şu demektir her 40 saniyede bir kişi intihar etmektedir. Halbuki bu intihar eden insanların yaşadıkları hayatı, sahip oldukları lüksü ve refahı, dünyada bir çok insan hayalini bile kuramamaktadır. Peki insan bir çok şeye sahip olduğu halde canına kıyacak kadar nasıl zalimleşir, kendi canını kıymetsiz görüp acımayan başkalarına acır mı ve böylesi bir toplumda güven hasıl olur mu?  Halbuki eşya bizim için  hayatımızı kolaylaştıracak araçtı, araçları amaca dönüştürdüğümüz için mutluluğu ve huzuru maddede aradık maddeye eriştik ama onun mahkumu mutsuz bir toplum olduk.

Muhammed Kutup, bu durumdan “Psikolojik bir sıkıntı ve darlıktır bu. İçinde yaşadıkları  maddi, ilmi, teknolojik, iktisadi ve medeni ilerleme onu hafifletemez. “Refah toplumu” noktasını aşıp “Bolluk toplumu” haline gelen bazı halkların içinde bu durum zirveye çıkmıştır. Bunalımlar, çıldırmalar, intiharlar, sinirsel ve psikolojik hastalıklar, içki ve uyuşturucu alışkanlıkları, suçlar, anormallikler ve fıtratın ifsadı…” şeklinde bahseder ‘Düzeltilmesi Gereken Kavramlar’ kitabında. (Risale Yayınları S.162)

Oysa hayatta  şükretmemiz   gereken o kadar çok şeyimiz var ki, ‘nedir o’ diyenlere hastanelerin  acil servislere bir uğramalarını tavsiye ederiz. Gören gözünüz, tutan eliniz, bizi taşıyan ayaklarımız, bir kalbimiz  velhasılı  çalışan organlarınız var meğer ne zenginmişiz, nelere sahipmişiz  yetmez mi? ‘Yetmez’ diyen ömrübillah mutsuz olacaktır. ‘ Yeter çok şükür’ diyen huzurlu olacaktır. Bu son cümlemizden şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Mümin sadece mutlu olan değil, aynı zamanda huzurlu da olandır. Çünkü allahsız hayat mutsuz, huzursuz hayattır.

İnsanımız Kur’an’dan uzaklaştıkça fıtratına da yabancılaşmaktadır. Fıtratından uzaklaşanda da huzursuzluk belirtileri baş göstermektedir. Oysa huzur Allah’ın kullarına bahşettiği psikoterapik bir nimettir. Bilene vesselam…

 

muhammed celil

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp