Hüzünle akrabalığımız

Hüzünle akrabalığımız


Birkaç aydan biri bütün dünyanın gündeminde zehir saçan bir virüs var. İnsanlar yakın tarihte bu kadar sinsi ve tehlikeli bir şeyle tanışmamışlardı. Fertler artık her şeyden korkuyor, endişeye kapılıyor ve aralarına sosyal mesafeler örerek korunmaya çalışıyorlar. Fakat bütün bunlara rağmen virüs can almaya devam ediyor. Her evde, her sokakta, her mahallede yaslar tutuluyor, virüsün vurduğu insanlar ise sessizce veda ediyorlar.

 

Öldürücü virüs iddia edildiği gibi Çin tarafından üretilip mi bulaştırıldı, yoksa küresel zorbaların itina ile korudukları özel laboratuarlarda üretilip insanlığın başına bela mı edildi bütün bunlar tartışılıyor. Fakat bizim mahallenin insanları olayı yine mistik bir alana taşıyarak kuyunun dibindeki leşi görmezden geliyorlar. Bu bela bizi terbiye etmek için geldi deyip neredeyse küresel eşkıyalara teşekkür edecek duruma gelenler dahi var. Arap uyruklu bir hoca efendi kürsüye çıkmış, “Gayri ahlaki mekânlar kapatıldı, insanlar hatalardan beri olup kendilerini evlerine kapadılar, sigaraya son verildi, şükran ya korona” deyip adeta virüse ve virüsü üretenlere övgüler yağdırıyor. Tamam bu vesile ile içkili mekanlar kapatıldı, gayri ahlaki görüntülere yasak getirildi, insanlar artık sigara içmiyorlar… Peki, bütün bunlar şiddet ve nefreti üretenleri masum gösterebilir mi? Elbette yaşananlarda Müslümanların sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmemelerinin, taviz üstüne tavizler vererek düşmana açık kapı bırakmalarının büyük etkisi var. Tamam… Bu konuda halimizi kritik edip hatalarımızla yüzleşelim fakat bu küresel eşkıyaların şiddet ve nefret kokan eylemlerini hiçbir şekilde masum kılamaz. Müslüman hatalarıyla yüzleşmekten kaçınmamalı ancak düşmanı ve düşmanın hilelerini de doğru okumalı ve buna uygun önlemler almalıdır.

 

Kerli ferli bir hoca efendinin kürsüden halka vaiz ederken “şükran korona” diye haykırmasını hiçbir şekilde anlayamadım. Demek oluyor ki kardeşim, Allah’ın üst bir varlık olarak yarattığı ve sorumluluklar yüklediği bizler bu sorumlulukları yerine getirmekten o kadar aciz kaldık ki, nefislerimize o kadar yenik düştük ki, öldürücü bir virüsten fayda umar hale geldik. Hoca efendi şunu bilmelidir ki, Allah kumarhanelerin, gayri ahlaki mekânların, içkili ortamların kapatılmasını ve sükûnetin sağlanmasını virüsten değil bir Müslüman olarak kendisinden istiyor. Fakat o sorumluluğu düşmanın ürettiği bir virüse yüklemiş ve şükran korona diye övgüler yağdırıyor… Çok yazık!

 

BİTMEYEN YASLARIMIZ

 

İnsanlarımız hüznü bir kitap gibi okur ve kendilerini neşeden ziyade hüzne yakın hissederler. Bunda kuşkusuz çocukluk çağından itibaren olumlu yanlarımızı hiçbir şekilde görmeyen ve takdir etmeyen, terbiyenin şiddetle gerçekleşebileceğine inanan, cezalandıran, eleştiren ve acıyı baş tacı eden büyüklerimizin ve çileyi eğitici bir araç olarak gören sofistik yaklaşımın büyük etkisi var. Oysa Resulullah her konuda olduğu gibi duyguların kullanımı noktasında da dengeyi esas almıştır.

 

Hayat kazandıklarımızla kaybettiklerimizin kesiştiği bir noktadır. Ve kaybettiğimiz her şey bir kopuş bir yas bir sızıdır. Aslolan yası sağlıklı şekilde tutup hayata devam edebilmektir. Ancak insanlarımız nedense yastan bir türlü çıkamıyor, çıkmıyor, yasta kalmayı bir avantaj olarak görüyor. Oysa bitmek bilmeyen bir yasa sürüklenmeniz ve bu şekilde kendinizi cezalandırmanız ruh sağlığınızı olumsuz yönde etkileyecektir. Unutmayın, eğer ruh sağlığınızda aşınmalar ortaya çıkmışsa ne kendinize ne karşı tarafa ne de yaşadığınız topluma karşı sorumluluklarınızı yerine getirebilir ve hayatınızı normal seyrinde sürdürebilirsiniz. Peki, ne yapabiliriz? Başta da dediğim gibi duyguların kullanımında denge esastır, yaslarımızı olması gerektiği şekilde tutabiliriz ancak bu süreç bittiğinde hayata kaldığımız yerden devam etmek zorundayız.

Google+ WhatsApp