Hürriyet satıldı ise, çıkartın Zürriyet’i, ne engel var?

Hürriyet satıldı ise, çıkartın Zürriyet’i, ne engel var?


Hürriyet satıldı ise, çıkartın Zürriyet’i, ne engel var?

 

 

Doğan Medya Grubu’nun Demirören Grubu’na satılmasına niye kızılıyor?

O da bir patron.

Diğeri de..

Patron Aydın Doğan olunca ne oluyor?

Demirören olunca ne değişiyor?

İtiraz edenler bir açıklasa da, biz de öğrensek!

Yani bugün şöyle mi oluyor:

Aydın Doğan emrediyor, Ahmet Hakan yazıyor..

Aydın Doğan emrediyor, Ahmet Hakan görmezden gelip, yazmıyor..

Aydın Doğan’ın daha önce Demirören’e sattığı Milliyet’te ise.. 

Demirören emrediyor, çeyrek asır Aydın Doğan emrinde çalışan Güneri Cıvaoğlu yazıyor..

Demirören emrediyor, Güneri Cıvaoğlu gözünü kapatıyor, yazmıyor..

Böyle mi yürüyor işler?

Uygulamada şöyle mi oluyor yoksa?

Ahmet Hakan patrona bakıyor..

Patron Aydın Doğan ise, “Vur Tayyip Erdoğan’a..”

Yok; patron Demirören ise..

“Vur Kemal Kılıçdaroğlu’na..”

Böyle mi oluyor bu işler, medya organlarında?..

Yani Ahmet Hakan’lar, Ertuğrul Özkök’ler.. Taha Akyol’lar.. 

Bu ve benzeri isimler, patrona göre mi kalem oynatıyorlar..

Yoksa kendi beyinlerine göre mi?

Eğer işler böyle yürüyor ise..

Bu kalemlere kim nasıl güvenecek?

Bugün de farklı bir çizgide kalemlerini satmış, para karşılığı, patronun talimatlarını yerine getiriyorlar demektir.. 

Yarın farklı çizgide kalem oynatmaları istenmediği için, patronun değişmesine itiraz ediliyor demektir..

Ama önemli olan, basın özgürlüğü değil mi?

Tayyip Erdoğan düşmanlığı yapılıyor ise, satılık kalemler olsun..

Patronlar yazarları kullansın..

Tayyip Erdoğan yandaşlığı yapılıyor ise..

Bence daha önemlisi..

“Tarafsız gazetecilik” yapma ihtimali varsa..

Patron emrinde yazarlar olmasın..

Bu mudur, talep edilen?..

Patron değişikliğinin bu kadar tartışılmasının arkasında ne yatıyor?

Bir gerçeğin ifşası..

İtiraz edenler şunu itiraf etmiş oluyorlar:

Gazeteciler, kurulmuş bir medya tezgahı sayesinde..

Patronun emri ile, pireyi deve yapabilirler..

Yine patronun emri ile, deveyi, pire gibi gösterebilirler..

Onun için de..

Kurulu tezgahın bozulmasını istemiyorlar..

Aynı çarpıtmaları yapmaya devam etmek istiyorlar..

Patron değişikliğinin, bu tezgahı bozacağından korkuyorlar..

Ben de, “Korkun tabii..” diyorum..

Bir de tersinden bakalım..

Belki de, Demirören patronluğunda, gerçek gazetecilik yapılamayacaktır..

Onun için itiraz ediliyordur, patron değişikliğine..

Ama burda bir yanlışlık yok mu?

Yaşanan, kurulu bir gazete ve televizyon işletmelerinin, bir başka patrona geçmesi..

Eğer bu medya organlarında kalem oynatan, görüntü veren gazeteciler, dürüst insanlar ise..

Yeni patronun “Görmezden gelin. Gizleyin.. Yandaşlık yapın” şeklindeki emirlerini dinlemezler..

İstifayı basarlar..

Yeni bir gazete kurarak..

Yeni bir televizyon kurarak..

Gazeteciliklerini yapmaya devam ederler..

Türkiye’de, gazete sınırlaması yok ki..

Anladık, Nişasta bazlı şekerde kota var..

% 10.. Sonrasında % 5’den fazla üretim mümkün değil.

Ama gazetelerde, böyle bir kota yok ki..

“20 taneye kadar gazete çıkartma imkanı var. 21. gazete çıkarılamaz” şeklinde bir kural yok ki..

Hürriyet Demirören’in olsun..

Ertuğrul Özkök ile A. Hakan da..

Yanlarına eski Hürriyet’çileri de alsınlar..

Özdemir İnce’ler.. Emin Çölaşan’lar.. Uğur Dündar’lar ile birlikte..

Zürriyet’i çıkartsınlar..

Çok mu zor, bir gazete çıkartmak?..

Üstelik Koç gibi dev bir patron var..

Gözü kara mı kara..

Genel yayın yönetmeni casusluktan yurtdışına kaçmış bir gazetenin..

Şimdiki genel yayın yönetmeni de cezaevinde olduğu halde..

Cumhuriyet gazetesine inadına inadına, reklam veren bir Koç Holding var..

Giderler Rahmi Abi’lerine..

“Ya sen geç işin başına.. Ya da parayı ver, kuralım gazeteyi” derler..

Çıkartırlar gazeteyi..

Yaparlar gerçek gazeteciliği!..

Niye bu tercihi gündeme getirmiyorlar da..

Patron değişince, Hürriyet’te özgür gazetecilik kalmayacağını iddia ediyorlar?

Dahası, artık Türkiye’de gazetecilik yapılamayacağını ima etmeye kalkışıyorlar?

Zürriyet’te özgür gazetecilik yapmayı, niye denemiyorlar?

Oysa halk eski senaryolardan da bıkmıştı..

Ramazan günü, denize açılmış yatta, A. Hakan garsonluğunda patron Aydın Doğan ile ziyafet partileri yerine..

Demirören ile, artık tüp partileri mi verirler..

Oğul Demirören ile futbol sahalarında piknik mi yaparlar..

Yeni senaryolarla, halkın önüne çıkarlar..

Biz de bu patron değişikliği vesilesi ile..

Kağıt üçkağıdı gündeme geldiğinde tek satır yazamayan..

POAŞ uyanıklığında, “Ben bu işlerden hiç anlamam” diyen..

Petrol kaçakçılığında, “Eski bir iddia.. Aktüel değil” diyen Doğan grubu yazarlarının..

Yeni patron eşliğinde..

Bu konulara gerçek bakış açılarını da, belki öğrenmiş oluruz..

Medya organları satılınca, Aydın Doğan 28 Şubat davasından yırtar mı?

Benim için kıstas şu:

Eğer böyle kirli bir anlaşma var ise..

Ertuğrul Özkök’e, Emin Çölaşan’a, Uğur Dündar’a dava açılıp..

Aydın Doğan’a dava açılmaması lazım..

Şu an, tetikçilere bir dava açılmadığına göre..

Patronuna da açılmamış olması, bir pazarlık olmadığını, ama bir gevşeklik sebebi ile 28 Şubat’ın medya ayağına dava açılmadığını gösteriyor..

Yarın bir farklılık olursa..

Takipçisi olacağımızı da, herkes bilmelidir..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp