“Hortumcu gazeteci” dayanışması!

“Hortumcu gazeteci” dayanışması!


İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Karadenizliliği tuttu..

Nezaket falan düşünmedi..

“Karşımdaki bir gazeteci.. Türkiye’de de dördüncü kuvvet denilse de, birinci kuvvet medyadır. Ayağımı bu bilgilere göre uzatayım” demedi..

Sadece Saygı Öztürk’e değil..

Saygı Öztürk ile röportaj yapan, oturup sohbet eden çok AK Partili olduğu için onlara da bir uyarı olması amacıyla..

“İnsanlık görevimi yapıyorum: Saygı Öztürk’ün bu yazısı namussuzluktur. Bahar Hanım ahlaklı, faziletli bir kadındır. Ali Bey’e minnettarız, Trabzon turizmini ayağa kaldırdı. Bugünden sonra bu namus düşmanını (Saygı Öztürk’ü kastediyor) kim muhatap alırsa, gözümde aynı namussuzluğun ortağıdır, haysiyet celladıdır.”

Bu tartışmada, bakıyoruz, Saygı Öztürk’e sahip çıkanlara..

Sözcü gazetesinde Necati Doğru..

Kim bu soyadı Doğru, kendisi hortumcunun işçisi olan Necati?

Salbah gazetesi Dinç Bilgin’in elinde iken, Etibank’ın hortumlanmasına seyirci kalan, patronuna destek verip, yıllarca o bankanın soyulmasını seyreden Necati Doğru..

Doğruluk arayabilir misiniz, bu Necati’de?

Mümkün değil..

Başka kim sahip çıkıyor?

Yeniçağ gazetesinden Orhan Uğurluoğlu!

Bu kim?

Cem Uzan, İmarbank hortumu ile milleti soyarken, Star gazetesinde birinci sayfa manşetleri ile patronunu savunan sözde gazeteci..

Bu milletin sırtına, 15 milyar dolar yükleyen hortumcunun işçisi..

Diyeceksiniz ki..

“Necati Doğru’yu hatırlatıyorsun, Orhan Uğurluoğlu’nu söylüyorsun da, Saygı Öztürk’ün kendisi ne ki?”

Doğrusunuz..

Saygı Öztürk de, Cem Uzan’ın işçiliğini yapan, o hortumcu milleti soyarken hırsızlıklarını yazmayarak gazetecilik yaptığını iddia eden biri..

Bakmayın siz, Süleyman Soylu’ya cevap verirken, “40 yıldır namussuzluk yapmadım, bundan sonra da yapmam. Ben kalemimi satmam” dediğine..

İşte somut olay..

İşte somut çağrım..

Kalemini satmadı isen..

Çık göster bize..

Uzan ailesi İmarbank’ı hortumlarken.. 

Şimdi aynı gazetede yazarlık yapan Emin Çölaşan bile.. Cem Uzan’ın Motorola’sından başlayın.. Hazine bonosu sahtekarlığına kadar.. Bütün üçkağıtçılıklarını yazarken..

Sen Cem Uzan ve Uzan ailesinin aleyhine tek bir haber yapabildin mi?

Göster de, “Kalemini satmadığı”na kanaat getirelim..

Bırak aleyhine haber yapmayı..

Uzan ailesinin gazetesinde çalışarak.. Kendi isminle haber yaparak.. Birinci sayfadan haberlerini yayınlatarak..

Uzan ailesinin itibar kaybına uğramaması için didinmedin mi?

Saygı Öztürk’ün hortumcu patron sevdası bir tane ile sınırlı da değil.

Etibank’a el konulmadan kısa süre öncesine kadar, Dinç Bilgin’in Sabah’ında da çalışmıştı, Saygı Öztürk..

O yıllarda, Dinç Bilgin’in Etibank’ı hortumlaması ile ilgili tek bir haber yapmış mıydı? 

Hayır..

Kamu bankalarından aldığı kredilerle ilgili bir tane haber yapmış mıydı? 

Hayır.

Tam aksine, Dinç bilgin, bu adamları yüksek maaşla gazetesinde topluyor, bunlar da o hortumcu patrona hizmet etmekten kaçınmıyorlardı..

Saygı Öztürk’ün bir farklı özelliği daha vardır: Uyanıktır..

Yılmaz Özdil gibi.. Emin Çölaşan gibi.. Patronu kim ise, onun açıktan ve yüksek sesle sözcülüğünü de yapmaz.

Hangi gazeteye giderse gitsin, ilkesi şudur: “Hortumcu medya patronlarının aleyhine yazmak doğru değildir. Çünkü bir gün olur, o patrona işçilik yapma ihtimali oluşabilir. Bu şansı kaybetmemek için, herkes aleyhine haber yapılır. Ama medya partonları ne yaparlarsa yapsınlar, onların aleyhine haber yapılmaz.”

Dolayısı ile..

Hürriyet’ten Sabah’a, ordan Star’a, ordan Gözcü’ye, ordan tekrar Hürriyet’e, ordan da Sözcü’ye transfer olabilmiştir..

Tam da bu kapsamda olmak üzere..

Fetullah Gülen aleyhine yazdıklarını telafi etmek için..

Samanyoluhaber ekranlarına çıkıp, ordan o ekranın patronunun istediği şekilde konuşmayı da gerçekleştirmiş, kendisini Gülen düşmanı gösteren nadir gazetecilerden birisidir.

Şimdi bu Saygı Öztürk..

Sırf AK Parti düşmanlığını sergilemek için..

Bir kadın üzerinden yaptığı haberde...

O ismi, bir erkekle, o erkek evli olduğu halde dostluğunu geliştiren ve sonrasında evliliğe kadar gidecek bir ilişkiye imza atan kadın olarak takdim edebiliyor..

Karadenizli Soylu sert çıkınca da..

Televizyon ekranlarına çıkıp, ağlıyor..

Peki..

Saygı Öztürk’ün ahlaksız imalarda bulunduğu AK Partili kadının durumunu soran var mı?

“Eşi üzerinden şu makama geldi, bu makama geldi” diye suçlanan kişinin durumunu soran var mı?

Saygı Öztürk, masabaşında istediğini yazsın..

Yazarken de..

Patrona dokunmasın.. 

40 yıldır, hiçbir patronunun aleyhine tek satır bir şey yazmasın..

Patronlar namus abidesi oldukları için değil..

Patronlarının hemen hepsi, ya banka hortumcusu, ya vergi kaçakçısı olduğu halde, Saygı Öztürk, onlar hakkında tek satır kaleme alamasın..

Ama, kendisine göre gariban gördüğü kim var ise.

Doğru, yalan saydırsın..

Var mı öyle, üç kuruşa beş köfte..

Gelir, bir gün duvara toslarsın işte..

Sırtını dayadığın, ismini vermeyen üst düzey generaller de savunamaz seni..

Derinlerden sana haber uçuran hainler de savunamaz seni..

Biz tam da bunları yazarken.

Meral ablamız çıktı sahneye..

Hem de nasıl bir söylem ile?

İfade aynen şöyle: “Her gün bir arkadaşı kıyma makinesine atıyorlar.”

Kıyma makinesini nereden hatırlıyoruz?

1960 darbesi öncesinde, Adnan Menderes’e atılan iftiralardan..

Ne deniyordu o iftiralarda: “Üniversiteli gençler, Menderes tarafından öldürtülüyor. Sonra de cesetleri ortaya çıkmasın diye, kıyma makinesinden geçiriliyor.”.

1960’taki darbenin gerekçelerinden birisi de, buydu..

Darbeyi yaptılar..

Kıyma makinelerini buldular mı? 

Kıyma makinesinden geçirilen üniversiteli gençleri buldular mı?

Kaybolan bir tane üniversiteli genci ortaya çıkarabildiler mi?

Şimdi soru şu:

Meral abla, ne demek istedi?

“Ben gönüllü, darbe tahrikçisiyim. Bana güvenebilirsiniz. Sizin iftiralarınızı, topluma yayar, darbeye zemin hazırlama görevini hakkıyla ifa ederim” mi demek istedi?

Google+ WhatsApp