Hicret, Kur’an’ı hayata hâkim kılma mücâdelesinin bir boyutudur

Hicret, Kur’an’ı hayata hâkim kılma mücâdelesinin bir boyutudur

“İman eden, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselere Allah katında en büyük dereceler vardır. İşte kurtulanlar onlardır.” (Tevbe:20) “Eğer siz o(Hak elçisi)’ne yardım etmezseniz, iyi bilin ki, Allâh ona yardım etmişti: Hani yalnız iki kişiden biri

Hicret, Kur’an’ı hayata hâkim kılma mücâdelesinin bir boyutudur

 

 
“İman eden, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselere Allah katında en büyük dereceler vardır. İşte kurtulanlar onlardır.” (Tevbe:20)
 
“Eğer siz o(Hak elçisi)’ne yardım etmezseniz, iyi bilin ki, Allâh ona yardım etmişti: Hani yalnız iki kişiden biri olduğu halde, inkâr edenler kendisini (Mekke'den) çıkardıkları sırada ikisi mağarada iken arkadaşına "Üzülme, Allâh bizimle beraberdir!" diyordu. (İşte o zaman) Allâh (ona yardım etti) onun üzerine sekine(huzûr ve güven duygu)sunu indirdi ve onu, sizin görmediğiniz askerlerle destekledi; inanmayanların sözünü alçalttı. Yüce olan, yalnız Allâh'ın sözüdür. Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.” (Tevbe:40)
 
Çok Kıymetli Müslümanlar,
 
Hicret sözlükte bir yerden başka bir yere göç etmek, mekan değişikliği yapmak anlamındadır. İslamî literatürde ise ; Rasulullah’ın Miladî 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç ederek, İslam toplumunun temellerinin atılmasına yönelik yapılan çalışmaların başlangıcına denir. Bu olay Müslümanlarca takvim başlangıcı olarak da kabul edilmiştir.
 
Hicret siyer kaynaklarındaki bilgilere göre Risaletin 13. yılı içerisinde Mekkeli müşriklerce Müslümanlara yapılan işkencelerin tahammül sınırlarını aşması sonucunda aşamalı olarak gerçekleştirilen bir ameldir. Hicrete bu yönüyle dahi baktığımızda birçok ilkeye ulaşabiliriz. Müslüman bir oluşumun lideri olan Rasul’ün bölgeyi en son terk etmesi, kafir, eziyet ve işkencede sınır tanımayan bir toplumda yaşasa da güvenilirliğin gereği emanetleri sahiplerine ulaştırması, Medine’ye gittiği halde ters istikameti kullanması, güzergahı iyi bilen bir rehber edinmesi, iyisinden binek temini ve Mekke’de ki müşriklerin durumu hakkında bilgi toplamasını sayabiliriz. Yani kul olarak elinden geleni yapıyor. Kaynaklarımızdaki mücizelerle örülmüş insanüstü peygamber telakkisi ile bu bilgileri karşılaştırdığımızda anlatılanların İsrailiyat’a ait bilgiler ve menkîbeler olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca günümüzde bazı velilere, mürşidlere, üstadlara(!) atfedilen tayy-i mekan ve tayy-i zaman gibi kerametler herhalde son peygambere verilmemiş ki bu kadar büyük ölümcül sıkıntı ve zorluklarla dolu bir yolculuğu tercih etmiştir.  
 
Rasulullah’ın hayatında gerçekleşen bu hicret mekânsal bir hicrete örnektir. Kur’an buna dair Ashab-ı Kehfi, İbrahim ve Musa (a)’ı örnek verir.
 
Hicretin öncelikli olarak akidevî, fikrî bir yönü vardır ki sahabelerin hayatlarına baktığımızda, o döneme ait tüm şirk düşünce ve anlayışından hiç dönmemecesine ve köklü bir ayrışmayı, arınmayı gerçekleştirdiklerini görürüz. Bugün de yine aynı köklü bir hicrete, dönüşe, teberriye, ayrışmaya ve arınmaya günümüz Müslümanlarının da fazlasıyla ihtiyacı vardır. Sahabeler nasıl sahte ilah ve rabbleri terkedip, kullukta aracı olarak kabul edilen manevî önderleri reddettilerse, aynı şekilde günümüz insanları da beşeri ideolojileri, ibadette aracı olarak görülen tüm manevi önderleri, Allah’a ait olan vasıf ve sıfatları kendilerinde gören tüm sahtekarları reddetmeleri gerekmektedir ki şirkten tevhide hicret edilmiş olsun.
 
Hicretin ayrıca amelî yönü de akideden bağımsız olmadan anlaşılması gerekli bir husustur. Bu, insana daima musallat olabilecek olan küçük ya da büyük tüm haram ve günahlardan, farzları ve salih amelleri ifaya gayret şeklinde olmalıdır. Hicret,  Allah’ın yasakladığı, şeytan ve taraftarlarınca süslenen amellerden, Allah’ın razı olduğu bereketlendirdiği ve karşılığının kat kat verileceği salihat olarak bildirilen amellere yönelmektir.
 
Hicretin Kur’an’da bir de olumsuz anlamda kullanımı söz konusudur. O hale düşmekten de kendimizi korumalıyız. Rabbimiz, kıyamet günü Rasulün diliyle Furkan Suresi 30. ayette;  "Ya Rabbi, kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş bıraktı" demiştir. Evet bugün birçok Müslüman maalesef bu ayette bildirilen hususu dikkate almaksızın belki Kur’an’ı çokça yüzünden okuduğu daha doğrusu telaffuz ettiği halde içeriğinden habersiz atalarından gördüğü kadarıyla yaşamaya çalışmaktadır. Samiri ve belam tipli insanların din diye anlattığı birçok hurafe ve şirk karışımı anlayışı gönül rahatlığıyla cennet mükafatı umuduyla yaşamaya çalışmaktadır. Oysa ki, Rabbimiz Kitab’ında insanları yaptıkları tüm davranışlar için uyarmakta, her bireyin Kitab’tan sorguya çekileceğini bildirmektedir.
 
Özetle hicret; Cahili düşünceye ait akide ve anlayışlardan arınmak için vahye yönelmek, doğru dini yaşama mücadelesi vermektir. Allah’ın dininin çağdaş firavun ve ebu cehillerce bireysel ve toplumsal olarak İslamî hayatı yaşanmaz hale getirmeleri sonucu yeni yaşam alanları için harekete geçmektir.
 
Hicret; Bir kaçış, bir yok oluş değil, yeniden dirilmek ve var olmak için inkılabî bir yürüyüştür.                                      Hicret; tüm dünyevî değerleri gerektiğinde Allah için terk etmek, onları Allah’ın dini için feda etmektir.                        Hicret; tüm soyut ve somut sahte putlardan (ikonlaştırılmış, yüceltilmiş ölü ya da diri insanlardan, cisimlerden, dünyevi makam ve mevkilerden, şöhret ve ünvanlardan, dini önder ve liderlerden devlet başkanı ve siyasi otoritelerden, idarecilerden, spor, müzik ve sanat alanlarında yüceltilen, ilahlaştırılan tüm şahsiyetlerden) Allah’a yönelmek, hiçbirini O’nun hükümlerinin önüne geçirmemektir. Hicret; zulüm, baskı ve işkenceden, şirk ve küfürden kaçış, kalplerin derinliklerindeki hasret, özlem ve acı bir buruklukla özgürlüğe, umuda bir yolculuktur.
 
Hicret; kula kulluktan, zillet içinde kölelik ve esaret altında   yaşamaktan, haksızlık karşısında dilsiz şeytan misali susmaktan, zillet ve meskenetten kaçış, yüce Allah'a O'nun belirlediği ölçüler içerisinde ibadet ve kulluk yapmaya ve onurla mücadeleye yolculuktur. 
 
Hicret; doğup yaşanılan, hatıralarla süslenip bezenilen, sevgi, aşk, sevinç ve üzüntülerin harmanıyla yoğurulan toprakların, bin bir duygu içerisinde terkedilmesi, zorlu bir mücadeleye, yepyeni bir yaşama, bambaşka diyarlara yolculuktur.
 
Ve hicret kardeşliktir, mühacirlere ensar olmaktır. Kardeşinin acılarına ortak olmak onlara destek olmaktır. Maalesef bugünlerde de ümmet coğrafyası firavunların ve yezidlerin torunları tarafından sürekli işgal ve katliamlara maruz kalmaktadır.
 
Afganistan’dan Irak’a, Çeçenistan’dan  Libya’ya,  Filistin’den  Suriye’ye coğrafyamız batılı  cani ve canavarlarca ateş altında yanmaktadır. Bugünlerde de Suriyeli kardeşlerimize çocuk, kadın, yaşlı sivil demeden acımasızca kafir nusayri Esed ve askerlerince, Rusya, Çin ve İran şeytan ittifakıyla bombalanmakta acımasızca öldürülmektedir. Medeni hür dünya da batılısıyla doğulusuyla alçakça izlemektedir. Allah’ın laneti bu şeytan ve dostlarının ve mezheblerini dinleştiren tarihte cereyan etmiş olaylardan ibret almayan basiretsizlerin üzerine olsun. Müminlere de idrak ve şuur versin.
 
Rabbimiz hicrî yılımızı mübarek eylesin. Felahımıza vesile kılsın. Ümmetimizi sorunlardan azade eylesin. 
 
 
07.10.2016 
Hazırlayan: Hayati İsaoğlu/İlkav 

Google+ WhatsApp