Herkes oradaydı...

Herkes oradaydı...


Herkes oradaydı...

 

 

Son zamanlarda, bayramların amacından saptığı çok yazılır oldu. Bu değerlendirmenin kısmen doğru olduğunu söyleyebiliriz. Bayram ile tâtil; tâtil ile savrulma karıştı.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Hakikaten de, bayramların orijinal gâyesinin, insanları ibâdet, tefekkür, murakabe ve yakınlaşmalara sevk etmek olduğunu biliyoruz. Ama, bu gâyenin modern dünyâda kendisini koruması bir hayli zor. İnsafsız olmamak lâzım. Kaldı ki, Türkiye’de bayram seyahatlerinin aynı sâiklerle yapılmadığını artık biliyoruz. Bir kısım insanlar, hakikâten de, bayramları bir “kaçış”, “uzaklaşma” fırsatına tahvil etmek istiyorlar. Bu, turistik bayrama izdüşüyor. Ezcümle; bayram onlar için bir “sosyalleşme” değil, tam tersine bir “a sosyalleşme” tecrübesine muadil.

Azımsanmayacak başka bir kitle için ise bayram tâtili, geride bıraktıklarına; “memleketlerine” ve akrabalarına, kısa bir süreliğine de olsa kavuşma tecrübesi. Yâni, bir “sosyalleşme” vâsıtası… Ama bu durum başka bir şeyi daha gösteriyor: İstanbul gibi büyük kentlerin boşalması, hem İstanbul’u rahatlatıyor hem de üç beş günlüğüne de olsa herkese “yerli yerini” bulduruyor. Elbette bayram biter bitmez, bu demografik sanal denge bozuluyor. (Dönüş çilesi)..

Demografik-sismik dalgalanmalar…Bayram neticede bir seferberlik doğuruyor. Lâkin seferîlerin sâikleri çok başka. Herkes yollarda; lâkin başka başka gâyelerle.. Ama ölüm tabiî ki bu farkı siliyor. Turistik veyâ sıla hasretiyle

olsun yola çıkıp; çılgın sürüşler ve ihmâller neticesinde ölenler arasında bir fark kalmıyor.

90’lı senelerdi ..Bir keresinde ; Mustafa Kutlu Ağabey ile Sultanahmet civârında karşılaştık. Yaz günüydü. Tâtilden henüz döndüğünü söyledi. Turistik bir Ege kasabasında geçirmişti tâtilini.. ”Nasıldı abi?” diye sordum. Cevâbını hiç unutmam: “Vallahi kardeşim ne diyeyim; herkes oradaydı. Zenginler Beş Yıldızlı Hotellerde; orta sınıflar pansiyonlarda ; fakirler ise çadırlarda…” Sonra bir durdu.. Kısa bir süre bir düşünceye daldı ve sonra muzipçe gülerek devâm etti: “Biliyor musun; zâten bir kişi gitmese Türkiye kurtulur”…

Kadim diyâlektik fikriyâta olan bağlılığım giderek derinleşiyor. Dünyânın sâdece karşıtlıklardan değil; karşıtlıkların birbirisini içermesinden ibâret olduğuna aklım daha fazla yatıyor. Bu dünyâda karşıtlıkların birliğidir birliği kuran; ayrışmaları değil. Ezcümle, analitik değil, diyalektik…

Meselâ artık hukûkîlik ile hukuksuzluğun iki ayrı dâire olmadığını; çatışsalar bile daha derinde birbirlerini gizli gizli emzirdiklerini görebiliyorum. Hukuksuzluk, hukûkîlikten ayrışarak veyâ saparak değil bizzât hukukîliğin içinden geliyor. Jonathan Swift; ” Hukuk, küçük sineklerin yakalandığı; lâkin büyüklerin kolayca delip geçtiği bir örümcek ağına benzer” derken bu durumu ne güzel anlatmış.. Hukuk ve hukusuzluk aynı nette…

Eşitlik ve eşitsizlik ilişkisi de böyle.. Evet, modern dünyâda siyâsal ve kânun önünde eşitlik görece gelişirken, üretim ilişkileri veya işbölümü içinde ekonomik eşitsizlik derinleşti. Bunu şöyle de görebiliriz: Siyâsal- kanûnî eşitlikler, eşitsiz bir dünyânın da az farkına varıldığı, bir bakıma eşitsizlikleri gizleyen bir tesir vücûda getirdi. Belki de eşitsizlikten şikâyet edebileceğimiz; bu sûretle de; onu gideremesek de biraz daha katlanabileceğimiz bir zemin sağladı bize. Uzunca bir zaman, Duvar’ın yıkılmasından sonra, dünyâ solunun geçirdiği dönüşümün nasıl bu kadar kolay olabildiğini anlamaya çalıştım. Ekonomik eşitsizlikle hemen hemen bütün ilgiyi koparıp, kültürel meselelere odaklanmak..Nasıl oldu bu? Kültürel eşitliğin siyâsal düzlemde savunulması… Daha mühimi, Daha evvel hayâl bile edilemeyecek boyutlarda tüketimle barışık olma hâli..

Şimdi anlıyorum.. Eşitliği derinden, tutkuyla savunmanın doğurduğu bir savrulma bu. Ekonomik eşitlik dayatmasının siyâsal ve hukûkî düzlemde oligarşik neticeler doğurması, dünyâ solunun aslî başarısızlığıydı. Siyâsal ve hukûkî eşitliğin görece başarılarını ise dehşetengiz kıskanıyorlar ve bu başarılara ortak olmak istiyorlardı. Onun için kısm-ı âzâmı , bir hokus pokusla liberâlleşiverdiler. Özeleştiri yaparak bir zamanlar ”eksik ve çarpık burjuva demokrasisi” olarak lânetledikleri demokrasiye sarıldılar. Bu sarılma hem bir târihsel ihmâlin tâmiri hem de ondan bir hınç ve intikam almayla âlâkalıydı. Onun için, Terry Eagleton’ın da çok net gösterdiği üzere siyâsal ve hukûkî kavrayışa asla bitişemeyecek bir zehri, “kültür” zehrini bu kuyulara boşalttılar.. Siyâsal eşitlik “kazanımlarının” kültürel farklılıklara uyarlanamayacağının farkındaydılar. Kotarılamamış ekonomik eşitlik konusunda duyarsızlaşmak ve görece başarılmış siyâsal -hukûkî başarıları ise sâhiplenerek sabote etmek… Tüketime ise fazla bir şey yapamadılar. Çünkü tüketim, cümle kültürel farklılıkları sildi ve bizzat kendisi âlemşumül bir kültür oldu. Hele hele turizm… Proletarya birleşemedi; ama turistler birleşti.. Üstelik bir cıvıma yarışında..Cıvımanın ortak dili üzerinden…

Kervan yürüyor.. Bayramda; yâni târihsel yapısının yatkınlığı îtibârıyla kolaylıkla tüketimin fonksiyonu hâline gelen bayramda, neredeyse herkes yerini aldı.. Turistik bayramcılar arasında derin eşitsizlikler vardı. Ama ne gam?…Çeşme’de İsterseniz yüzlerce TL ödeyerek bir adet lâhmacun yemek, sâdece karın doyurma ihtiyâcı ile açıklanamaz. Bu, yırtıcı bir esnaf tarafından bile bile aldatılmak da değildir. Bu, eşitsizlikte ne kadar ayrıcalıklı olunduğunun gösterisidir. Bunu yapabilen, diğerlerine haddini bildirmektedir aslında. Eşitsizlik artık vicdânî, ahlâkî bir ayıp konusu değildir. Bu “fütursuz “ gösteriye kimsenin îtirâzı olamaz. Çünkü Mustafa Kutlu’nun dediği gibi “herkes oradadır” . Son dolar krizini, Erdoğan’ın günahı ve Türkiye’nin sonu olarak ilân edenler oradadır. Kendi söylediklerine inat tepinmekte ve yüzlerce lira vererek lâhmâcun yemekte, ayran içmektedir. Söylenmek, ayıplamak boyun eğmeyle biter. Herkes orada olarak; mekânsal düzeyde zâten eşitlenmiştir.. Günboyu değişik zamanlarda, holiday resort’ ların (holiday ;kutsal gün ha?) cümbüşü; Beyaz Ekran sâyesinde gitmeyenlere de yansıtılır. Gitmeyenler bile gelmiştir. Ne muazzam bir eşitlenmedir bu, Ya Rab? Eşitsizlikler bu eşitleyici potadan dökülen asfaltta sâdece bir happening, bir alık bir şaşkınlık geçirmenin vesilesidir. Eşitsizlik, eşitlenmenin içinde olduktan sonra ne gam?…

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp