Herkes bizim gibi “olmak” zorunda değil!

Herkes bizim gibi “olmak” zorunda değil!


Farklı inançlar, farklı düşünceler, farklı fikirler, farklı duygular, farklı eğilimler, farklı siyaset, farklı kıyafet içinde olsak bile biz “aynı millet”iz!

 

Ülkede sadece bizim gibi inananlara, bizim gibi düşünenlere, bizim gibi giyinenlere hayat hakkı tanır da gerisini dışlarsak, bir gün bizi de dışlarlar.

 

Herkes bizim gibi inanmak, bizim gibi düşünmek, bizim gibi giyinmek, kısacası bizim gibi yaşamak zorunda değil.

 

“Herkes bizim inançtan, bizim itikattan, bizim tarikattan, bizim cemaatten, bizim aşiretten, bizim siyasetten olmalı” düşüncesi “çağdışı” bir düşüncedir!

 

Kendimizi ne kadar “çağdaş” ve “modern” sayarsak sayalım, aslında farklı düşüncelere tahammülümüz ölçüsünde “çağdaş” ve “modern”iz!

 

Daha da ileri gideyim: Farklı düşüncelere tahammülümüz ölçüsünde “insan”ız!

 

“Kimse bizim gibi görmek, bizim gibi sevmek, bizim gibi anlamak, bizim gibi düşünmek, bizim gibi giyinmek, hayata bizim penceremizden bakmak zorunda değil” dediğimiz gün insanlaşmaya ve medenileşmeye doğru en büyük adımı atmış olacağız.

 

Önce “farklı düşünce”ye ve yaşama biçimine tahammül etmeyi öğrenmemiz lâzım. 

 

Her başını örteni “potansiyel düşman” gibi, her başını açanı “dinsiz-imansız” gibi görürsek, bunun altından kimse kalkamaz. 

 

Toptancı yaklaşımlar yalnızca “laik” kesimden gelse “arizi bir fevrilik” olarak değerlendirebilirdik. Ama tüm kesimlerde bu hastalık var. Dışlanmaktan yakınan dini gruplar bile kendilerini kategorize edip “öteki”yi dışlıyor. 

 

Anlayacağınız, bu hepimize bulaşmış bir “hastalık.” 

 

Kişileri, grupları, cemaatleri, tarikatları, siyaset ve siyasetçileri ya tümüyle benimsiyoruz ya da bütünüyle reddediyoruz! Makul ve mantıklı bir yaklaşım sergilemiyoruz. “Analizci” değiliz. 

 

Ruhumuzu “toptancılık” havası sarmış. Çünkü toptancılıkta kolaylık var: Kabalama “red” yahut “kabul” için olaylar üstüne kafa patlatmak, enine-boyuna tahliller yapmak, karşılaştırıp kıyaslamak; kısacası kılı kırk yarmak gerekmiyor.

 

Ya “bizden”dir, ya “onlardan!” Olay bitmiştir. Artık her şey alabildiğine kolaylaşmıştır…

 

Artık “biz” iyiyiz “onlar” kötü, “biz” doğruyuz “onlar” eğri, “biz” sevabız “onlar” günah, “biz” cennetiz “onlar” cehennem, “biz” gerçeğiz “onlar” hayal, “biz” milletiz “onlar” illet, “biz” her şeyiz “onlar” hiçbir şey!

 

Bir konuda bizden “farklı” olup bin konuda bizimle olanları bile çöpe atmakta zerre tereddüt göstermeyiz… Harcaya harcaya kendi kendimizi “insansız”lığa mahkûm ettik. Aslına bakarsanız, insansızlığımız, insafsızlığımız yüzündendir!

 

Bağnazlığımızdan ötürü sürekli terk ediliyor, terk edile edile yalnızlaşıyoruz.

 

“Biz” ve “onlar” sınırını çektikten sonra, elbette arkasından isnat, iftira, nihayet acz ve suçlama gelecektir… Başarısızlıklarımızı, “onlar” tarafından engellenmeye bağlayacağız…

 

Tembelliğimizin çocuğu olan beceriksizliklerimizi yine “onlar”ın üzerimize hışımla gelişleri olarak izah edeceğiz…

 

Gayretsizliğimizin ve eğitimsizliğimizin ürünü olarak hayatımızı kuşatan yeteneksizliğimizi ise ya “onlar”ın “devlet desteği” almalarına bağlayacağız ya da medya güçleri ile açıklayacağız.

 

Beceriksizliğimizden dolayı holdingimiz mi battı? “Bizi onlar batırdı!” diyeceğiz!

 

Gazetemiz, dergimiz, kitabımız mı satmadı? “Sattırmıyorlar” diye açıklayacağız!

 

Evlatlarımız hayırsız mı çıktı? “Bunlar sistemin ürünü” diyerek sorumluluğumuzu başkasının sırtına yıkacağız!.. Depremi bile “onların günahı”yla izah çabasına gireceğiz!

 

“Onlar” “biz”i yıkıyor!.. “Onlar” “biz”i yakıyor!.. “Onlar” “biz”i tökezletiyor!.. “Onlar” “biz”i sevmiyor!.. “Onlar” “biz”i istemiyor!..

 

Oysa asıl maharet, “onlar”ı yok etmek değil, “onlara rağmen” var olabilmektir!

 

İnsanların “vazgeçilmez”leri asla sorgulanmamalı. 

Google+ WhatsApp