Her ev Kur’an Okulu olmalı

Her ev Kur’an Okulu olmalı

Tatil. Hiç de hoş bir kelime değil. Arapçada “boş kalmak, işlevsiz olmak, işe son vermek” anlamlarına gelir. Tutun ki kalbiniz tatil yapayım dedi. Ne olur? Ne olacağı belli: Ölürsünüz. Sizden habersiz iç dünyanızda muhteşem bir çalışma gece gündüz hiç aralıksız

Her ev Kur’an Okulu olmalı

Tatil. Hiç de hoş bir kelime değil. Arapçada “boş kalmak, işlevsiz olmak, işe son vermek” anlamlarına gelir.

Tutun ki kalbiniz tatil yapayım dedi. Ne olur? Ne olacağı belli: Ölürsünüz. Sizden habersiz iç dünyanızda muhteşem bir çalışma gece gündüz hiç aralıksız sürmekte. Siz uyursunuz, ama solunum sisteminiz, kan dolaşımı sisteminiz, sindirim sisteminiz, sinir sisteminiz tıkır tıkır işler. Hatta bu sistemler, insanın kendi bilincinden bağımsızdır. Bilinç dışı daha rahat ve iyi işlerler.

Yeryüzü tatil yapayım dese ne olurdu? Bunun adına “kıyamet” denilir, değil mi? Bakın şu kainatta boşa çıkan hiçbir şey yok. Çünkü her birinin yeri, görevi ve rolü var.

Ya “kainatın gözbebeği” olan insanın? Onun bir işi, bir yeri, bir rolü olmasın mı?

Anlaşılan o ki, bu sevimsiz kelimeyi vahiy de sevmemiş. Kur’an’da bu kelime hiç kullanılmaz. Kur’an, “tatil” tasavvurumuzu da yeniden inşa eder, ama ne inşa! Doğrudan Hz. Peygamb8r’e hitap eden bir ayette şöyle buyurulur:

“Bir işle yorulduğunda başka bir işe geç” ya da “başka bir işle (dinlen)” (İnşirah 7-8).

Demek ki, tatil yok tebdil var. Tebdil, yani iş değiştirme. Tebdil, yani ilgi değiştirme.

Tebdil, yani alan değiştirme.

İnsan elbette yorulur ve dinlenir. Elbette şehrin gürültü ve patırtısından uzak sakin bir köşe arar. Fakat o köşeyi bulunca ne yapar?

Elbette bütün bir yıl boyu ihmal ettiği akleden kalbinin bakım ve onarımını, harap olmuş iç dünyasının tamirini yapar.

İşte “yaz tatili” geldi. Özellikle okullu çocuklar için yapılacak iş yeni başlıyor. Çünkü onların körpe zihinleri, temiz akılları, serçekuş yürekleri “milli öğütüm (“eğitim” değil) sisteminin” taşları arasında öğütülüyor, kirletiliyor, iğfal ediliyor.

Ebeveynlerin işi o türkünün mısralarındaki gibi olmasın:

“Besleyip büyüt de fidan boyunca

Kendini ellere versin o gonca”

Hayır, o goncalar kendini ellere vermemeli.

Anneler-babalar fidan boyunca besleyip büyütüp de çocuklarını modern çağın sunaklarında, sahte tanrılara kurban etmemeli. Kurban olacak tek bir makam vardır: İlahi makam.

Çocuklar ancak o zaman kula kul olmamayı öğrenebilirler. Ancak o zaman kendilerine “fiyat biçenlere” eyvallah etmezler. Bunu yaparlarsa, Allah onlara “değer biçer.” Şahsiyetleri olur. Kendileriyle tanışık, bilişik ve barışık olurlar. Ancak böyle bir neslin elinde geleceğimiz daha aydınlık olabilir.

Peki bu nasıl olacak?

Vahiyle, yani Kur’an’la onları tanıştırarak. Onlar zaten iki ayaklı vahiydirler. Onları vahiyle buluşturmak, ayeti ayetle buluşturmak demektir.

Bir öğretim dönemi boyunca aslında okumasından diye yapılan “okul”larda çocuklarımızın en bakir yerleri tecavüze uğruyor. Bilgi kirlenmesine maruz kalıyorlar. Üstelik iç dünyalarını onaracak araçlardan yoksun bırakılıyorlar. Bu ülkede eğitimin hangi zihniyet tarafından şekillendirildiği bilinen bir gerçek. O zihniyet çocuklarımızı daha âkıl-bâliğ olmadan “din dışı” bir inanç sistemine kulluğa çağırıyor. Sadece çağırmıyor, resmen dayatıyor. Allah aşkına, bir gün çıkış saatinde bir lisenin kapısının önünde bekleyiniz. O küçümencik kız ve oğlanların hiçbir ahlak standardına uymayan, her türlü ahlak sınırının zorlandığı sarmaş dolaş durumlarını bir görün. Eğer içinizdeki çocuk halen yaşıyorsa, gözleriniz ıslanmadan, yüreğiniz yanmadan oradan ayrılamayacaksınız.

Buna karşı siz inanan insanlar ne yapıyorsunuz? Elinizden çok şey gelir. Başınızı soktuğunuz bir eviniz yok mu? O ev cennetin dünyadaki şubesi olsun istemez misiniz? O halde o evi Kur’an okulu haline getirin. O evin sakinleri bu okulun öğrencileri olsunlar. Daru’l-Erkam, Daru’l-İslâm olsun eviniz.

Siz çaba göstereceksiniz, Allah gelecek nesillerinize sahip çıkacak.

 

mustafa islamoğlu

Google+ WhatsApp