Her avuntu boş değildir

Her avuntu boş değildir


“Bir imge bir şiiri fazlalaştırmaz” dedi şair, “onun eksik kalmasına engel olur sadece!”

Şimdilerde gerçekçi olmamız, avuntulara kendimizi kaptırmamamız öğütleniyor hep bize. Bu kadar yanlış bir şey mi avuntulara kapılmak? Kestirmeden verilen, genelleyen, sağlam bir muhakemenin eseri olmayan hükümler konusunda temkinli olmayı tercih ediyorum ben. Bizi boş yere oyalayan, tembelleştiren avuntular var elbet ama umutlarımızı ayakta tutan, istikametimizi koruyan, hayata ve insana dair inancımızı besleyen avuntularımız da var. Bizi zihni ve duygusal iflaslardan koruyan, kendimize ve yapabileceklerimize inancımızı taze tutan avuntularla niye avunmayalım ki! Bakarsınız hayat önümüze başka bir denklem çıkarır, avunduğumuz şeyler hayatımızın birer gerçeğine dönüşür. Yaşadığımız şu zamanlar, hayatın her zamankinden çok daha fazla kırılmalara açık hale geldiği zamanlar... Hayatın kompozisyonu bir anda değişebiliyor, anlatıldığında inanmayacağım şeyler bir anda hayatın gerçekleri haline gelebiliyor. Öyleyse bakışımızı doğru istikamette tutan avuntuları bizi diri tutan tutamaklar olarak görebiliriz. Esasen son zamanlarda yaşadığımız şeylerin bize çoktan gerçek dediğimiz şeyin, eğilip bükülmez, kaskatı bir şey olmadığını öğretmiş olması lazım. Düne kadar gerçeğin ta kendisi sanılan şeylerin aslında boş avuntulardan ibaret olduğunu hayretle müşahede etmedik mi? Neden avuntu sandığımız şeyler de günün birinde gerçeğin ta kendisi olmasın!

‘İnsanın Taşrası’nda şöyle diyor Elias Canetti: “İyilikten kaynaklanan umutları, bu güneş rengi umutları beslemeli insan, hep ayakta tutmalı, okşamalı, kucağında sallamalı ve onlara hayranlık duymalıdır, hem de boşuna olmalarına, insanın yalnızca kendisini aldatmasına yaramalarına rağmen; bir an için bile gerçekleşmeyecek olmalarına rağmen; çünkü hiçbir kandırmaca bunun kadar kutsanmamıştır ve bütünüyle boğulup gitmememiz başka hiçbir kandırmacaya buna olduğu kadar bağlı değildir.”

Hepimizin hayatında her şeyin gidişatını bir anda değiştiren birtakım sürprizler olur. Nedense çok fazla hatırımızda tutmayız o sürprizleri. Hayatımızın tekdüze ilerlediğini, bizim için her şeyin sıkıcı ve sıradan bir seyirde devam ettiğini düşünmeyi yeğleriz. Bu tatminsiz hallerimiz, bizi küçük sürprizlerin hayatın gidişatına eklediği imkan ve güzellikleri görmemize mani olur. Oysa geriye dönüp baksak, yaşadığımız bir hadisenin, tanıştığımız bir kişinin, yakaladığımız hatta kaçırdığımız bir fırsatın bize nasıl yeni kapılar açtığını, hayatımızın o sürpriz noktalarında nasıl ray değiştirdiğini görebiliriz rahatlıkla. İnsanın kendi hayat hikayesini okuyabilmesi bunun için gerekli işte... Bir çok şey oluyor hayatımızda, kaderin küçük dokunuşlarıyla bir çok kez yön değiştiriyoruz yaşayıp giderken... Farkında olabilseydik biraz bunun, belki her şey bu kadar tekdüze görünmeyecekti gözümüze. Ve belki, hayata ve insana dair heyecanımızı bu kadar kolay gözden çıkartmayacaktık.

“Bazen her şeyin bitmiş gibi göründüğü anda, bizi kurtarabilecek bir uyarı gelir; hiçbir yere açılmayan bütün kapıları çalmışken, yüz yıl boyunca nafile aradığımız, istediğimiz yere açılan yegane kapıya bilmeden çarparız ve kapı açılır” diyor Marcel Proust, ‘Kayıp Zamanın İzinde’ isimli eserinde.

Bazen bir sorunun birden fazla doğru cevabı vardır ve bazen hazırdaki bir cevap henüz hiç sorulmamış bir soruyu beklemektedir.

“Her insan,” dedi beyaz saçlı adam, “ölmeden önce mutlaka olmasını imkansız gördüğü şeylerin bazılarını yaşar!”

Google+ WhatsApp