Hepimiz insanlıkta kardeş değil miyiz?

Hepimiz insanlıkta kardeş değil miyiz?


Hepimiz insanlıkta kardeş değil miyiz?

 

 

Suriyelilere ayni ve nakdi yardım yapılmaması hususunda Sosyal İşler Müdürlüğü’ne talimat veren Bolu Belediye Başkanı’nın bu tavrı yüzyıldır bu ülkeye ekilmeye çalışılan ırkçı ve faşizan zihniyetin vardığı son noktadır. Okullarda güne, “Ne mutlu Türk’üm diyene” sloganı ile başlayan nesillerden paylaşım ve kardeşlik gibi kucaklayıcı değerlerle bütünleşmelerini beklemek elbette mümkün olamaz. Zira bu zihniyet insanları biz ve ötekiler şeklinde ayrıştırarak kin ve nefret ekerler. Onların öteki ile ilişkileri hep çatışma zemininde devam etmiştir. Çünkü kardeşlik ve sevgi gibi merkezi değerlerle hiç alakaları olmamıştır.

İslam ferdi ve toplumsal ilişkilerimizi evrensel değerler ekseninde sürdürmemizi emreder. Yani insanlarla ilişkilerimizde ırk, statü, makam mevkii, soy, kariyer gibi unsurlar hiçbir şekilde belirleyici değildir, olmamalıdır. İslam kültürüne göre kişi nereye ya da hangi kabileye ait olursa olsun ona insan olarak değer verilir ve adaletle muamele edilir. Şimdi bu ifadelerime bakıp, muhafazakârların bu değerlerden ne kadar uzak yaşadıklarını gördük diyenler olacaktır. İslam’a sonradan tabi olan İngiliz bir kardeşimizin de dediği gibi bu iddiaların sahibi İslam’ı adalet çizgisinden uzaklaşan Müslümanların yaşamlarına bakarak anlamaya çalışmamalıdır, dini asıl kaynağına Kur’an ve sünnete vakıf olarak anlamaya çalışmalılar. Ayrıca bu kimselerin israf kokan zikzaklı yaşamlarından İslam hiçbir şekilde sorumlu değildir, fertler katlettikleri değerlerin hesabını er ya da geç vereceklerdir.

 

Hz. Peygamber Medine’de farklı inanç ve değerlere sahip kişilerle ilişkilerinde üstün ahlaki özelliklerinden ödün vermemiş, onlara kendilerini güvende hissedebilecekleri bir ortam hazırlamıştır. Resulullahın izinde yürüyen Müslümanlar savaşta esir düşen kişilere şefkatle muamele etmiş ve onlara ikramda bulunmuşlardır.

İslam toplumları maiyetlerinde bulunan azınlıkların haklarını koruma noktasında titizlik göstermiş, topraklarına sığınanlara hiçbir zaman zulmetmemiş, aksine ekmeklerini onlarla bölüşmüşlerdir.

Zalimin zulmünden uzaklaşıp, Allah’ın rahmetine koşan muhacirle onlara kucak açan ensarın dayanışması İslam’ın yurtlarını terk etmek zorunda kalan kimseleri nasıl değerlendirdiğini özetler mahiyettedir. Resulullah ve onun izinden yürüyenler mülteci durumuna düşen kimselerle ya da fethettikleri topraklarda yaşayan yerli halkla ilişkilerinde adaleti merkeze almışlardır. Bunun tarihte birçok örneği vardır.

Tarik Ali, nar metaforunda “birin içindeki çokluk” olgusuna dikkat çeker ve farklı inanç ve kültürlere sahip fertlerin aynı çatı altında uyumla yaşayabileceklerine vurgu yapar. Nar aynı kabın içinde onlarca taneyi uyum içinde bandırır. Kabuk yarıldığında nar tanelerinin dağılması gibi Gırnata’da yaşanan hain saldırılar sonucu insanlar savrulup gitmiştir.

Gırnata’da Müslümanların yönetime hâkim olduğu 15. yüzyılda Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar uzun yıllar huzur ve sükûnet içinde yaşamışlardı. Daha sonra Kraliçe İzabel’in emriyle saldırılara maruz kalan beldede onlarca insan katledilmiş, değerli kitaplar yakılmış ve uyum içinde yaşayan toplum hallaç pamuğu gibi dağılmıştır. Günümüzde Müslümanların durumu parçalanıp savrulan nar tanelerinden farklı değildir. Ne acı değil mi?

 

milli gazete

Google+ WhatsApp