Hem ağlanan, hem gurur duyulan bir dram

Hem ağlanan, hem gurur duyulan bir dram

ARIKAMIŞ “Günlerce yürüdüler... Ölüm sessizliğindeki Bardız Yaylası’na, Çamurlu Tepeleri’ne, Çerkezköy’e, Oltu’ya ve Allahuekber Dağları’na… Sarıkamış’a, o küçücük kasabaya giden bütün mevkilere doğru yürüdü askerler... Açtılar, yorgundular, gerekli kıyafetten

Hem ağlanan, hem gurur duyulan bir dram

 

 

SARIKAMIŞ

“Günlerce yürüdüler...

Ölüm sessizliğindeki Bardız Yaylası’na, Çamurlu Tepeleri’ne, Çerkezköy’e, Oltu’ya ve Allahuekber Dağları’na… Sarıkamış’a, o küçücük kasabaya giden bütün mevkilere doğru yürüdü askerler...

Açtılar, yorgundular, gerekli kıyafetten yoksundular...

Bir metreyi aşan karda yürümek için insan üstü bir gayret sarf edip bir adım atıyor, kara saplanan bu adımlarını kurtarmak için iki kat enerji harcıyorlardı.

Bitkindiler...

Yürüdükçe, terliyorlardı.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Terler sırtlarında donuyor, ölüme bir adım daha yaklaşıyorlardı. Artık bu uzun yürüyüş sonucu yavaş yavaş askerler dökülmeye başlamıştı.

Önce ayaklarda bir sızı duyuluyordu. Sızının ardından bir hissizlik başlıyor. Bu, parmakların donduğunu gösteriyordu. Sonra donma bileklere çıkıyor ve asker aniden yere düşüyordu.

Kurtların bile saklanacak bir delik aradığı havada, yere düşen bu askere yardım etmenin imkanı yoktu.

Asker açlığın, yorgunluğun etkisiyle uyuşuyor, bir kenara kıvrılıp, uykuya geçiyordu. Uyku ölümün kapısıydı.

Önce bütün vücudu beyaz bir yorgan gibi, kristal bir buz tabakası kaplıyor, ardından bütün beden kaskatı kesiliyor… Ölüm tatlı bir uykunun ardından böyle geliyordu.

Sağa sola serpilmiş, ayakları, kolları havada, ağzı açık, gözleri buz mavisine dönüşmüş kaskatı asker bedenleri artık bir sırrı açığa çıkartıyordu:

O gece, dünya savaş tarihinde görülmemiş bir kıyım yaşanıyordu.

Doğaya karşı savaşan Türk ordusu yeniliyordu…”

YENİLGİ, HÜZÜN VE GURUR BİR ARADA NASIL OLABİLİR?

Bundan tam 20 yıl önce (1998), Sarıkamış’ın dağlarında, ovalarında ve savaşın geçtiği yerlerde bulunmuştum. Sarıkamış dramının belgeselini çekiyordum. Yukarıdaki satırlar o belgeselden, o günkü ruh halimi de anlatan cümleler.

Şimdi yine dağlarda, ovalarda ve o diyarlarda dolaşıyorum. Sarıkamış’ı anma programı için gelen binlerce vatandaş gibi ben de yürüyorum.

Yürüdükçe karşılaştığım insanların ruh halleri, yerel halkın tavrı ve bu büyük dramın anma atmosferi, bana 20 yıl öncesinden farklı bir duygu yaşattı.

Evinde kek pişirmiş ve yürüyüşçülere ikram etmek için yol kenarına getirmiş Sarıkamışlı bir ev kadınıydı benim düşüncelerimi değiştiren. Hüzün değil, gurur vardı gözlerinde.

90 bin askerimizin donarak öldüğü ve dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bu yenilgi, bu dram, ilginç bir şekilde, hem gururla hem de gözyaşlarıyla anılıyor.

ÖLÜME CESARETLE YÜRÜYENLERİN VERDİĞİ GURUR

Bir bozgun harekatı olmasına rağmen kimse ne komutanları ne de askerleri eleştiriyor, hakkında bir şey diyor. Hüzünlü bir hikaye olmasına rağmen onu unutmak yerine, her yıl daha büyük kalabalıklarla anılıyor Sarıkamış dramı.

Ne ilginç.

Aslında zaferler böyle anılır. Böyle kalabalıklar, zafer duygusunu bir daha hissetmek için anma programı yaparlar.

Ama bu zafer değil.

Millet, tarihin en büyük dramını, bizzat yerinde görmek için geliyor buraya. O askerlerin yaşadıklarını hissetmek için geceleri, gündüzleri yürüyor, nöbet tutuyor dağlarda. Elde bayrak, dilde dua Sarıkamış şehitleri böyle anılıyor günlerce.

Neden biliyor musunuz?

Çünkü millet, ölüme yürüyen bu askerlerin cesaretleriyle gurur duyuyor. Onların donarak ölümlerine gözyaşı döküyor ama daha çok bu dağlarda ölümü hiçe sayıp, vatan için yürüyen o çocuklarla gurur duyuyor.

O yüzdendir ki Sarıkamış, hem hüzün hem de gururla anılan yegane savaş dramıdır tarihimizde.

Allah hepsini cennetinin şehadetini kabul etsin.

ÖZEL TEŞEKKÜR

Bu sene anma törenlerinde benim için anlamlı iki şey oldu.

Genç Memur-Sen 20 yıl önce yaptığım belgeseli bu yıl 81 il ve 213 ilçede, özellikle lise ve üniversiteli gençlere izletmek için organizasyon yaptı. 4 gün boyunca binlerce öğrenci bu belgeseli izledi. Doğrusu çok duygulandım. Genç Memur-Sen’in duyarlı ve hakkaniyetli başkanı Eyüp Beyhan’a teşekkür ederim.

Ayrıca, baba tarafım Kıpçak Türkü (Anadolu’daki adıyla Karapapak) olduğu için, Dünya Karapapak Türkleri Birliği, Sarıkamış’a beni davet ederek, ata kültürümü, müziğini ve geleneğini yakından görmemi sağladı. Kültürümüzü yaşatmak için yoğun çaba harcayan Dernek Başkanı Erkan Koçali’ye şükran borçluyum.

Teşekkürler.

 

kemal öztürk

yeni şafak

Google+ WhatsApp