Hedefte olan Kur’an

Hedefte olan Kur’an


Siyonist işgal güçlerinin Mescidi Aksa’yı hedefe yerleştirerek saldırılar ve baskınlar düzenlediği, burayı zaman ve mekan yönünden paylaştırma planını uygulamaya geçirme denemeleri yaptıkları sırada, vatandaşlarına “ifade özgürlüğü” tanımakla övünen İsveç’te de Danimarka’daki aşırı ırkçı bir siyasi partinin adamları tarafından Kur’an-ı Kerim’i yakma eylemleri gerçekleştirildi. 

 

İfade özgürlüğü derken eğer insanların inançlarına ve değerlerine saldırma imkanını kastediyorsan o, barbar topluluklarda daha fazla var. İfade özgürlüğü aynı zamanda başkasının bu konudaki özgürlüğüne ve hukukuna saygıyı, kendi özgürlüğünü kullandığın iddiasıyla onun özgürlük alanına tecavüz etmemeyi gerektirir. Eğer birilerine, aynı zamanda başkalarına saldırma, onların kutsal değerlerini aşağılama ve hakaret imkânı tanıyorsan bu özgürlük değil itleri salıp taşları bağlamaktır. 

 

Bütün özgürlüklerin mutlaka hukukla düzene ve disipline sokulması gerekir. Örneğin ticaret özgürlüğü gasp ve çalma özgürlüğünü kapsamaz. Çünkü senin özgürlüğün başkasının hukukunun başladığı yere kadardır. Tecavüz, hiçbir zaman özgürlüğe dahil edilmez. O yüzden insan toplumlarında aynı zamanda hukukun icra edilmesine ihtiyaç duyulur. 

 

Batı ülkelerinin “ifade ve düşünce özgürlüğü” kılıfına uydurup, Müslümanların hukukuna tecavüz edilmesine imkân sağlamaları, aslında onların hâlâ İslam’a ve Müslümanlara karşı bir savaş içinde olmalarından kaynaklanır. Çünkü aynı özgürlüğü hiçbir zaman Müslümanlara tanımazlar. Zaten Müslümanların başkalarının hukukuna tecavüzü de kapsayacak kadar sınırları genişletilmiş bir özgürlüğe ihtiyaçları yoktur. Onların istediği özgürlük, kendi inançlarının gereğini herhangi bir engelle karşılaşmadan yerine getirmelerine ve kendilerini özgürce ifade etmelerine imkân tanınmasıdır. Bu kadar özgürlüğün başkalarına tanınmasından da asla rahatsız olmazlar. Müslümanlar arasında hatalı düşünenler olsa da İslam’ın temel görüşü bu doğrultudadır. 

 

Ama Batı emperyalizmi bir Müslüman kadının tesettürüyle tahsil görmesine veya işine gitmesine imkân tanımazken, bunu inanç özgürlüğüne dahil etmezken, başkalarının İslam’ın kutsal kitabını yakarak en önemli değerlerine hakaret etmesine imkan vermeyi ifade özgürlüğü sayar. Zaten onun ikiyüzlülüğünü, çifte standartçılığını burada çok açık bir şekilde görüyoruz. 

 

Batı emperyalizminin, “ifade özgürlüğü” şemsiyesi altında himaye ettiği ırkçı ve saldırgan zihniyetin doğrudan Kur’an-ı Kerim’i hedef alması da aslında onun savaşının, iddia edildiği gibi bazı “köktenci” zihniyetlere değil doğrudan İslam’a yönelik olduğunun açık göstergesidir. 

 

Batı emperyalizminin yönlendirdiği medya organları, yıllardan beri kendi toplumlarında İslam düşmanlığını yaygınlaştırmak için bir “İslamofobi” kasırgası estirirken, görünüşte IŞİD ve Boko Haram gibi arka planında kimlerin olduğu yeterince çözülememiş birtakım karanlık örgütlerin faaliyetlerini ve eylemlerini malzeme olarak kullanırlar. Ama hedeflerinde olan bu örgütler değil doğrudan İslam ve bu dinin kutsal kitabı, temel değerleridir. Yani savaşları sanıldığı gibi, saldırganlıklarına gerekçe olarak gösterdikleri karanlık örgütlere değil doğrudan İslam’a ve onun temel değerlerine yöneliktir. 

 

Aslında bunu yaparken de İslam’ın ana kaynağını ve temel değerlerini “suçlu” göstermeyi amaçlamaktadırlar. Bunu yaparken, kendi toplumlarında oluşturdukları tepkileri de doğrudan bu kaynaklara ve değerlere yöneltmek, asıl bunlara saldırmaları gerektiği mesajı vermek istemektedirler. Bu da bir psikolojik yönlendirmedir. 

 

Bundan 12 yıl önce de ABD’de Terry Jones isminde bir papaz, 11 Eylül olaylarının yıl dönümünde New York’ta Kur’an-ı Kerim’i yakmayı planlamış ancak daha sonra yönetimle yaptığı pazarlıklar sonucu planından vazgeçmişti. Onun da o zaman amacı 11 Eylül olaylarıyla Kur’an-ı Kerim’i özdeşleştirmek ve böylece bu olaylar yüzünden Amerikan halkında ve Batı toplumlarında oluşan tepkiyi doğrudan Kur’an-ı Kerim’e ve İslam’ın temel değerlerine yöneltmekti. 

Google+ WhatsApp