HDP’yi kapatmak güvenlik ve itibar mı getirecek?

HDP’yi kapatmak güvenlik ve itibar mı getirecek?


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, HDP’nin kapatılması yönündeki çağrılarını giderek yoğunlaştırıyor ve daha bir sertleştiriyor. Bahçeli ve milliyetçi hareketin doğal olarak PKK’ya müzahir siyasal Kürtçü söylem ve örgütlere karşı uzun yıllara sari sert bir tutumu hatta varoluşsal bir karşıtlığı var. Bu karşıtlık taktik veya konjonktürel hesaplara değil ideolojik ve siyasal stratejisinden temelleniyor. Ancak son iki üç ayda giderek tırmanan “HDP bir daha açılmamak üzere kapatılmalıdır” söylemlerinin sebep ve sonuçları üzerinde durmakta fayda hatta zaruret vardır.

 

Ne oldu veya ne oluyor da sanki HDP acilen kapatılmazsa ülke ve milletin bekası tehlikeye girecekmiş gibi feveran ediliyor, yargı ve siyaset seferberliğe davet ediliyor? Mevcut şartlarda HDP, ülke ve topluma yönelik nasıl ve hangi boyutta bir tehdit konsepti oluşturuyor acaba? Özellikle 15 Temmuz sonrası ve akabinde 31 Mart seçimlerinin ardından belediyelere kayyım atamalarıyla değil ittifak manasında yan yana gelmek yan yana gözükmek bile imkânsız hale gelmişken tamamen felç durumundaki HDP’nin kapatılması kimin hanesine kâr, kimin hanesine zarar yazacaktır? Evet, hemen Anayasa’nın ilgili maddelerini, Siyasi Partiler Kanunu’nu, elimizde bol miktarda bulunan HDP’nin günah galerisinden bir dizi örneği hatta Avrupa Birliği ülkelerindeki emsalleri de işaret ederek kapatılması için ortaya sağlam gerekçeler ve misaller koyabiliriz hemen. Hukukun gereği, yasağının emri, ülkenin selameti, devletin bekası vs. şeklinde işin aciliyeti de ilan edilir edilmesine amma velakin bu parti kapatma teamülü ve temayülünün başımıza ne büyük belalar, ne kapanmaz yaralar ve ne çok kronikleşmiş siyasal-toplumsal faturalar getirdiğini hiç aklımızdan çıkarmayalım.

 

Kapatma çağrılarının yükseltildiği şu dönemde dönemin Genel eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın da tutuklu olduğu HDP 6-8 Ekim Kobani Olayları davasına ilişkin hazırlanan dosya Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi. Demirtaş’ın yanı sıra pek çok HDP’li siyasetçi tutuklu veya görevden el çektirilmiş durumda. PKK (çok şükür) uzun bir zamandan bu yana değil İstanbul, Ankara, Antalya gibi büyük şehirlerde Diyarbakır, Şırnak, Hakkâri, Ağrı gibi şehirlerin kırsal alanlarında bile eylem yapamayacak durumda. Artık ortaokul, lise veya üniversitelerden toplu olarak dağa militan devşirildiği dönemler çok geride kaldı. PKK sadece eylem kabiliyetini değil bölge halkı nezdinde ahlaki ve siyasi anlamda meşruiyetini de tümden kaybetti. 

 

PKK’nın terör kapasitesini felç etmekle HDP’nin hitap ettiği siyasal kültür ve hedefleri felç etmenin özdeş olmadığı aşikâr. Fakat son derece önemli bir fark var; HDP’nin kitlelere yönelik ajitasyon ve provokasyon araçlarını tasfiye ettikten sonraki süreçte askeri tedbirleri veya kapatma seçeneklerini devreye sokmak çözümü değil sorunu büyütecektir. HDP’nin siyasal söylem ve örgütlenme potansiyeline karşı alternatif söylem ve örgütlenme modeli çıkartamayan partilerin varlık sebebi ve meşruiyetleri tartışma konusu olacaktır. Şu veya bu sebeple HDP’nin Kürtçü siyasal söylem ve örgütlenme modeli MHP ve İYİ Parti’nin Meclis’te ve yerel yönetimlerde elde ettiği başarıdan daha yüksek ve öndedir. Kaldı ki; HDP’nin kapatıldığı vasatta Diyarbakır, Batman, Ağrı, Van hatta Mardin ve Siirt gibi Arap ağırlıklı bölgelerde Ata/Türkçü partilerin göstereceği performans ne kadar olabilir? “Devlet kanunları uygular, sonuçlarla ilgilenmez” söyleminin PKK’ya müzahir Kürtçü hareketi ne oranda büyüttüğüne dair kapatılan partilerin tarih ve oy oranlarına bakarak rahatça görülecektir.

 

Kasım 2020’den itibaren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa Birliği’yle ilişkileri yeniden toparlayıp geliştirmek üzere yaptığı vurgularla MHP lideri Bahçeli’nin HDP’ye ilişkin kapatma çağrıları paralel bir biçimde yükselişte olduğu besbelli. Beka siyaseti, milliyetçi söylemler, Rusya ve Çin’le olağan ilişkilerin ötesinde seyreden yakınlaşmalar gibi faktörler Türkiye açısından bazı avantajlar sağladıysa da daha fazlasıyla zararlı sonuçlar da üretti. AK Parti’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kurucu felsefe, kuşatıcı söylem ve refah-güvenlik-özgürlük siyasetinden sapan ve giderek belirginleşen milliyetçi-devletçi aksa oturuşu toplum nezdinde itibar değil belirgin bir soğuma hatta uzaklaşmayla karşılık buluyor.

 

Cumhur İttifakı’nda AK Parti ülke siyasetini belirleyen ve temsil eden siyasi temsil makamı olmaktan çıkmayı kabul eder mi? MHP’nin parti kapatma siyaseti teklif olmaktan çıkıp “kanuni mevzuat” kılıfıyla Cumhur İttifakı’na hatta diğer partilere yönelik bir tehdit gibi işlerse Türkiye’nin siyasal ve toplumsal olarak rahatlaması mümkün olmayacaktır. HDP kapatılsa ve yerine Bisküvi Sevenler Partisi veya Doğayı Koruma Partisi gibi saçma bir isim ve kadroyla yeni bir oluşum çıkarılsa alacağı sonucun farklı olmayacağını tecrübe etmedik mi? HDP’nin suç oluşturan misyon ve siyasetiyle mücadelede sadece anayasa ve kanunlar değil siyasal, sosyolojik, psikolojik, kültürel ve tarihi tecrübeler de göz önünde tutulmazsa Türkiye kendi düşmanlarının işini kolaylaştıracaktır.

 

PKK’nın çaptan düşürüldüğü ve buna bağlı olarak HDP’nın provokasyon ve kaos üretemeyecek kadar kuşatıldığı bir vasatta parti kapatma seçeneği bir dizi milliyetçi-devletçi duyguları coşturabilir. Ancak Türkiye bir taraftan Avrupa ve Amerika’yla diğer taraftan Rusya-Çin ve İran hattıyla mücadele ederken ülke içinde yeni bir belirsizliğe kapı açmaktan imtina etmelidir. Korona meselesinden işsizlik, enflasyon, döviz kuru, intihardan cinayete değin artan toplumsal olaylar vs. için öncelikle çözüm üretmek gerekirken milliyetçi-devletçi duyguları şaha kaldırarak tarihi yine yanlış tercihler üzerinden tekerrür ettirmek için inat edilmemelidir.

Google+ WhatsApp