Hayattan esintiler

Hayattan esintiler


Bir dostunuzun, bir arkadaşınızın savunduğu, itibar ettiği marazi düşüncenin farkına varması için, uyarma ihtiyacı hissedersiniz değil mi? Peki muhatabınız bunu nasıl karşılar acaba? Böyle durumlarda iki tür yaklaşımla karşılaşırsınız. Eğer kişi faşist ve yanlı bir bakış açısına sahip değilse, uyarı kimden ya da nereden gelirse gelsin dikkate alacak ve kendisiyle yüzleşecektir. Kişi yanlı bir bakış açısına sahipse ne kullandığınız üslubun ne de gösterdiğiniz çabanın faydası olacak, kişi sahip olduğu bu çarpık düşünceyi savunmaya devam edecektir.

 

Kemikleşmiş köhne düşüncelere hapsolan, düşünme, aklını kullanma ve soru sorma yeteneğini bütünüyle kaybeden bir insana geminin batmakta olduğunu anlatabilmek için var gücünüzle çaba gösterseniz de fayda getirmeyecektir. Gemi battı batacaktır fakat siz tehlikeden bahsettikçe şahıs savunma mekanizmaları üretmeye ve kronik saplantılarına yaslanarak direnç göstermeye devam edecektir. O yüzden değişime müsait olmayan kişi ya da kişilerle tartışmayın yoksa vaktinizi heba etmiş olursunuz, tıpkı kurt ile eşek hikâyesinde olduğu gibi.

 

Hikâyenin kahramanları, kurt ile eşek tartışmaya tutulurlar, kurt çimen yeşildir der, eşek ise hayır sarıdır diye çıkışır. Kurt sabırla anlatmaya devam eder, çimen oldu olası yeşildir, istersen çıkıp bir bakalım, etrafa bir göz atalım, hatta eğilip bir dokunalım der ve çimenin yeşil olduğu konusunda eşeği ikna etmeye çalışır. Fakat eşek düşüncesinden asla vazgeçmez, “Hayır yanlışın var çimen sarıdır” diye tutturur. Tartışma uzayıp gidince konu ormanların kralı aslana iletilir. Aslan iki tarafı da sabırla dinler ve eşeği serbest bırakır, kurdu ise iki ay hapse mahkûm eder. Kurt dayanamaz ve “Efendim siz gerçekten çimenin sarı olduğuna inanıyor musunuz” diye sorar. Aslan, “Hayır, çimen yeşildir” deyince şaşırır ve “O zaman beni neden mahkûm ettiniz” diye sorar. Aslan cevap verir: “Eşekle tartıştığın için…”

 

Hikâye bana İmam Şafi’nin, “40 âlimi bir delil ile ikna ettim ama 40 delille bir cahili ikna edemedim” ifadesini hatırlattı. Zira kişilik oluşumunu sağlıklı şekilde tamamlamış, bilinçli ve olgun bir kişi yapılan uyarıları anlayışla karşılar ve özeleştiri yapar. Ona göre hayat bir okuldur insan ise bu okulun mezun olamayan öğrencisidir. O yüzden uyarı kimden gelirse gelsin dikkate alır ve attığı her adımı kontrol eder. Cahil kişi ise erişkin bedenine hapsolan bir ergen gibidir, iyi niyetle yapılan uyarıları saldırı olarak algılar ve tepki gösterir. Bu kişiler savundukları marazi düşünceleri mutlak doğrular olarak kabul eder ve adeta dinleştirirler. O yüzden değişime karşı dirençlidirler, siz geminin batmakta olduğunu ne kadar izah etseniz de onlar karşı çıkmaya devam eder ve sizden uzaklaşırlar.

 

Cehalet çukuruna batmış kişiler karanlıkla yüzleşmekten ve ışığa ulaşmaktan korkarlar. O nedenle bu kişilere doğru olanı, hak olanı izah ettikten sonra ortamdan uzaklaşmak ve cedele fırsat vermemek gerekir. Zira saplandığı çarpık düşünceyi değiştirmemek için direnç gösteren kişi artık kendi rızası ile kuyuda kalmaya ve kuyunun aydınlık olduğunu savunmaya karar vermiştir. Siz ona dışarıda güneş var, oksijen var, deniz var seni mutlu ve huzurlu kılacak bir atmosfer var deseniz de o ideal ortamın düştüğü karanlık çukur olduğunu vurgulamaya devam edecektir. Çünkü buradan çıkmaktan ve daha aydınlık bir dünyaya açılmaktan korkuyor, kendisinden korkuyor, içindeki özle buluşmaktan korkuyor, hakikatle buluşmaktan korkuyor, korkuyor, korkuyor, her şeyden korkuyor…

Google+ WhatsApp