Hayatta iyi şeyler de var-2

Hayatta iyi şeyler de var-2


Emine teyze 96 yıllık ömründe dünyayı hiçbir şekilde sahiplenmemiş ve hayatta iki şeye büyük önem vermiş: Sadaka ve olayların olumlu yanlarını görebilmek… Zor şartlarda yaşasa da sadakayı bir gün dahi ihmal etmemiş ve yaşanan manevi sorunların şükürsüzlükten kaynaklandığı her fırsatta dile getirmiş.

96 yıllık hayatında insan hiç yoksulluğa düşmez mi? Acıya duçar olmaz mı? Hüzünle yıkılmaz mı? Elbette bir insanın yaşayabileceği her şeyi yaşamış Emine teyze. Eşi vefat ettiğinde 36 yaşında genç bir bayanmış ve altı çocuğunun geçimini bahçede yetiştirdiği ürünleri satarak sağlamış. Kendisini tanıyanlar anlatıyor, Emine teyze bahçesinde yetiştirdiği ürünlerden ihtiyaç sahiplerinin hakkını mutlaka ayırır, kalanlardan elde ettiği gelirle de çocuklarının geçimini sağlarmış.

Emine teyze ilkokula kadar okuyabilmiş fakat hayatı satır satır yorumlamış bir Anadolu kadını. O nice yüksek tahsil yapmış insanların bilmediği, tanımadığı, tatmadığı değerlere sahip ve olgun tavırları ile çevresindeki insanlara pozitif enerji veriyor. Ben halimden hiçbir zaman şikayet etmedim, çocuklarıma da bunu öğrettim bunca nimete rağmen şikayet etmek Allah’a nankörlük olur diyor. Onun bu ifadeleri karşısında başımı eğiyor ve düşünüyorum,  okullu kadın ve erkekler önemli işlerde çalışır ve büyük paralar elde ederler fakat şikayetleri hiç bitmez. Yok derler, yetmiyor derler ve sorun üretmeye devam ederler. Bu insanlarla karşılaştığımda doyumsuzluğun, göz açlığının ve memnuniyetsizliğin çözümünün ne olabileceğini düşünür ve çıkmazda kalırdım. İlginçtir, muhterisliğin tedavisine dair tavsiyeleri kelli felli okumuş adamlardan beklerken, safiyetinden hiçbir şey kaybetmemiş bir Anadolu kadınından hayat felsefesinden öğrendim: Sahip olunmayana değil, olunanlara odaklanmak ve şükretmek.

Emine teyze sahip olduğu her şeyde yoksulların haklarının olduğunu söylüyor ve infak etmek için her insanın sahip olduğu bir şeylerin olduğunu vurguluyor. Kendisi hiç doktora gitmediğini söylüyor ve  “Ne zaman başım ağrısa sadaka verir dua ederim, Allah şifa ihsan eder” diyor. Ne zaman canım sıkılsa sadaka verir ve Allah’ım bu sıkıntıyı gider diye dua eder rahatlarım diyor. Ne zaman bir sıkıntı yaşasam sadaka verir, namaz kılar, tövbe eder ve Allah’tan yardım dilerim ve Rabbim içime bir ferahlık verir işimi kolaylaştırır diyor…

96 yaşında olmasına rağmen kendine yetebilen Emine teyzenin bu kadar dirençli olmasında,  bardağa dolu tarafından bakmasının ve hayatının her döneminde sadakaya büyük önem vermesinin etkili olduğuna inandım. Resulullah sadakanın önemine vurgu yapar ve şöyle buyurur: "Hastalarınızı sadakayla tedavi edin. Sadaka her hastalığı ve belayı def eder.

Batılı ruh hekimleri depresyon ve kaygı bozukluğu yaşayan hastalarını iyilik etmeye teşvik ediyorlar. Zira bu kapsamda yapılan araştırmalar, insanlara iyilik yapan, hayır hasenat işleri ile meşgul olan kişilerin ruhsal olarak kendilerini daha iyi hissettiklerini ve depresyona karşı daha dirençli olduklarını ortaya koymuştur. Sadaka, paylaşım, iyilikseverlik fıtratla uyumlu olduğundan kişinin kendini iyi hissetmesini sağlıyor, cimrilik, bencillik ve muhterislik ise fıtratı bozan ve insanı mutsuz kılan patolojik davranışlardır. İslam koyduğu ilkeleri ile insanın fıtratını korumak ve onu huzurlu kılmak ister. Ancak insanoğlu özgür iradesi ile ayağına kurşun sıkar ve kendi huzurunu kendi elleriyle katleder.

Sadakanın büyüğü küçüğü olmaz, iyilikler hanesinde yer alan her şey sadakaya dahildir ve hem kişiye hem de karşı tarafa fayda getirir. Fakat küresel kültürün kuşatması altında yaşayan insanlarımız vermekten ziyade almayı seviyor ve almaya odaklı yaşıyorlar. Ne garip değil mi?

Google+ WhatsApp