Hayatın yeni dinamikleri

Hayatın yeni dinamikleri


Yeni zaman ve yeni bir dönem. Bu yeni dönemde bir aydır hayat tamamen kilitlendi. Pencerelerin dışa açılan yüzünde bahar havası. Doğa seyrine uygun. Kimi zaman güneşli, kimi zaman kapalı ve yağmurlu. Kentlerde yaşayanlar için zindana tıkılma gibi bir durum söz konusu.

 

İçerisi ise tamamen donuk ve durgun. İlişkiler sınırlı. İnsanın dış dünya ile ilişkileri tamamen kesik ve kopuk. İç dünyasında ise kimi çıkmazlar söz konusu. İnsanın kendini aşamadığı zamanlar ve dönemlerdir bunlar.

 

İnsanları mahkûm edenler şimdi ilâhî tecelliye bakın ki kendileri mahkûm ve içeride. Bir virüsün yaptığına bakın. Bazen insan kendi kendinin belâsı da olabiliyor. Modern teknolojinin araçları hayırlı işlerde kullanılırsa sorun yok. Ancak, aynı zamanda bir virüs taşıyıcı görevini de yapabiliyor. Dünyayı kasıp kavuran bu dalganın bütüne yayılması basit bir durum olmasa gerek.

 

İnsanın çaresizliği, mahkûmiyeti kendi eliyle de olabiliyor. Kimi kesimleri, kitleleri cezalandırmak isteyenlerin başına da belâ olabiliyor.

 

İlâhî adalet insanları eşitledi hemen herkes aynı konumda. Kimse farklı konumda değil. Bazı güç ve imkânların yarar sağlayamadığı bir gerçek.

 

Bir araya gelemeyen aile bireyleri zorunlu bir aradırlar. Birbirlerine tahammül etmek zorundadırlar. Aralarındaki uçurum bir bakıma kapanmış bulunuyor. Tahammülün ne olduğu, olması gerektiğinin doğrudan bir uygulamasıdır ve yaşanıyor. Bu durumun ne kadar süreceği kestirilemiyor. Birkaç ayı bulabilir. Bu, insanların aile bireylerinin birbirlerini daha iyi tanımaları için bir fırsat.

 

Bu günler de elbette geçecek. Bu hayatın insana kazandırdıkları göz ardı olamaz. Zorunlu birliktelikler bağlanmalar getirebilir.

 

Gönül kapılarının yeniden aralanmasına neden olması işten değil.

 

Evlerde raflara mahkûm edilmiş vitrinlik, göstermelik kitaplara ister istemez el uzanıyor. Başlangıçta karıştırılıyor olsa bile okunması zorunluluk oluyor. Kitaplar ile insanlar buluşuyor.

 

Televizyonlar dizi filmlerin yeni bölümlerini çekemedikleri, şovların yenileri olmadığı için medyada da görsel bir durgunluk ve donukluk var. Eskilerin tekrarı da pek keyif vermiyor. Yapılabilecek tek şey sinema filmlerinin yeniden izlenme fırsatı oluyor. Bunlarda sonsuz ve sınırlı olmadığı için bir yerde tıkanılıyor.

 

Spor faaliyetleri durduğundan programları olmuyor.

 

Bir yanıyla o çok hareketli olan hayat birden durağanlaştı.

 

İnsanın kendi başına kaldığı bir dönem. Düşünme mi, bunalım dönemi mi?..

 

Üretim durdu. Sadece köylerinde olanların özgürlük alanları var. Kimseyle bir temasları olmadığı sürece rahatlar. Doğada, toprakla iç içedirler. Köyden kente göç edenlerin köy hayatını özlemeleri, arzulamaları olağan ve heyecan verici.

 

Kentlerde gündelik sosyal hayat durdu, Sokaklar, bulvarlar, alışveriş merkezleri, eğlence mekânları, kahveler, kafeler hayata kapalı.

 

İnsanlar birbirinden ürküyor ve kaçıyor.

 

Bu yeni hayata birden yakalanıldı. Kimse hazırlıklı değildi. Bir boşluğa düşüldü. Kimsenin ne yapıp edeceği belli olmuyor. Bu durağan hayata anlam katma çabası elbette bir birikim ve hazırlık gerektiriyor.

 

İnsanlar iyilik ve güzellikte bir yarışa girerler mi? Savaş teknolojisiyle insanlığın soyunu ve kimyasallarıyla yeryüzünü kurutanlar, tüketenlerin bu dünyanın onlar için olmadığı, kalıcı olamayacağı gerçeğini görebiliyorlar mı? İnsan aynı insan. Çok şey değişir mi, keşke olsa. Ancak olamayacağı belli. Şu yeryüzünde ne şeytan boş durur ne de kendisine uyanlar.

Google+ WhatsApp