Hayatın dengesini yeniden kurmak...

Hayatın dengesini yeniden kurmak...


Hayatın dengesini yeniden kurmak...

 

 

 

Kadın-erkek ve çocuk arasındaki dengeyi bir türlü kuramıyoruz!..

Tedbirlere rağmen darp, taciz, tecavüz gibi olayların önüne geçemiyoruz!..

Normal doğumla sezaryen, evlilikle “nikâhsız beraberlik” arasında kesin bir karar veremiyoruz!..

Engellilere nasıl davranmamız gerektiğini bilemiyoruz, bilsek de umursamıyoruz!..

Cezalar en üst seviyeye çıkarıldığı halde, trafikte canavara dönüşmekten kendimizi alamıyoruz!..

Israfa karşıyız, ama “zaman ısrafı”dan tutunuz, ekmek ısrafına kadar her türlü nimeti saçıp savuruyoruz!..

Kumara karşıyız, ama yılbaşına yakın günlerde piyango bileti kuyruğuna giriyoruz!..

“Faiz haramdır” diyoruz, lâkin her işimize faiz bulaştırıyoruz!..

Selâmımızı dahi şaşırmış durumdayız: “Selamün aleyküm” ile “günaydın”arasında bocalıyoruz!

Ben sadece birkaç örnek verdim. Siz bu listeyi dilediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Sonunda göreceksiniz ki, Eskiden hayatın bir dengesi vardı, günümüzde o denge bozuldu!

Bu sonuçlar, “Batılılaşma”mızla ilgilidir. Eskiden hayatımızın ölçüsü “İslâm” iken, rahattık. Her müşkülümüzü “İslâm’a göre” halleder, her çareyi “İslâm’da”arardık.

Batılılaşma sürecinde işte bu ölçüyü kaybettik. Gerçi hâlâ (çok şükür) Müslümanız. Ama “İslâm’a göre” değil, “Avrupa’ya göre” yaşıyoruz. Bu da bizi çözümsüzlüğe götürüyor!

Eski halimize yabancıların gözüyle bir bakalım.

 “Türkiye Seyahatnamesi”yle meşhur Du Loir’ın 1650’lerdeki ahlakımız hakkındaki şu hükmü veriyor:

“Hiç şüphesiz ki, ahlak bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütün cihana örnek olabilecek vaziyettedir.”

La Baronne Durand de Fontmange de aynı düşüncededir. Gözlemlerinin sonucunu bir cümlede özetliyor:

“Ülkenin asırlık âdet ve ananeleri ile dinî hükümleri her seviyedeki kadını koruduğu için, Osmanlı’da ne iğfal edilmiş kız hikâyeleri, ne sokakta bulunmuş çocuk, ne düello, ne de intihar var!”

“Taciz-tecavüz” mü dediniz? Onlar bizde yoktu. Hepsi “Batılılaşma maceramız”la geldi! 

Şimdi de gelin Alman Mareşal Von Moltke’nin sözlerine bir göz atalım:

“İtiraf etmeliyiz ki, bizde (Avrupa’da) bir genç kız, nişanlılıktan evliliğe geçince bir derece daha itibardan düşer. Çünkü şehvetperest erkeklerin âşıkane iltifatları artık kesilir. Şark’ta (Türkiye’de) ise evlilik, kadını yüceltir; zira evin tek hâkimi kadındır.” 

Moltke’nin bu tespiti, “Osmanlı kadını kafese kapatılmıştı” yalanını geveleyenlere kapak olsun!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp