Hayatımızda kadın

Hayatımızda kadın


Hayatımızda kadın

 

 

Kadın konusunu düşünürken ve konuşurken yalnızca aileyi göz önüne almak ve aile dışındaki hayatımızın bütününde kadının yerini ve rolünü ihmal etmek bir eksiklik olsa gerektir.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Hiç şüphe yok ki aile, eğitimden ekonomiye, cemiyet hayatı, yönetim, kültür ve medeniyete kadar hemen her alanda etkisi bakımından çok önemli ve ikame edilemez bir kurumdur. Ama unutmayalım ki, aile demek kadın, kız, anne, babaanne, anneanne… yani yalnızca kadın unsurlar demek değildir; aile bunların karşı cinsi olan oğullar, babalar, dedeler ve bunların nesillerini de ihtiva ediyor ve daraltılmış (çekirdek) ailede bile olsa bütün bu çevrenin sorumlulukları ile etkileri vardır, olmalıdır.

Çocuk-aile ilişkisinde kadının rolü ve sorumluluğu belki daha önemlidir, ama erkeğin de rolü ve sorumluluğu vardır. Bu rollerin ve sorumlulukların zaman, mekân, kültür, ekonomik vb. şartlarla kısmen de olsa değişmesi de meşrudur ve normaldir.

Şehirlerde ev kadınları ile köylerde, kırsal bölgelerde ev kadınlarının ev içinde ve dışında neler yaptıklarını, neler yapmaya mecbur olduklarını düşünürsek bu farklılığı kolayca tasavvur edebiliriz.

Son günlerde tartışılmakta olan “Kadınların ibadet için camilere gitmelerinin cevazı” konusu, sağlıklı bir tartışmaya katkı olsun diye beni şu hususları hatırlatmaya sevk etti:

AK Parti iktidar gelinceye kadar orta ve yükseköğretim kurumlarında okuyan, devlet dairelerinde çalışan kızlarımızın ve kadınlarımızın inançlarına uygun örtünme ve kıyafetlerle tahsil ve görevlerine devam etmeleri için mücadele verdik; bu mücadeleyi modernistler değil, dindar Müslümanlar verdiler. Bu süre içinde kimse “Ne iyi oldu, okumasınlar, çalışmasınlar, camiye bile gitmesinler, evlerinde oturup çocuk yapsınlar ve bunları eğitsinler” demiyordu.

Not: Eğitimci anneye eğitimi kim ve nerede verecek?

Bugün milyonlarca kızımız ve kadınımız okullarda okuyor, resmi olan ve olmayan görev ve hizmetlerde çalışıyorlar, İslam adına bunları okullarını ve işlerini bırakıp evlerinde oturmaya, ibadet için camilere bile gitmemeye davet etmek hikmete, eğitim ve davet kurallarına ters düşmez mi? Böyle bir çağrının kabul görme şansı ne kadardır, tepkileri ne olabilir?

Başta Peygamberimiz (s.a.) olmak üzere örnek mürşid ve yöneticilerin devirlerinde kadınlar, camiler dâhil hiçbir yere çıkmadan evlerinde mi oturmuşlar? Peygamberimiz hemen bütün yolculuklarını yanına hanımını da alarak yapmamış mı? Camide kadınların namaz kılmalarına izin vermemiş mi? Erkeklerden fırsat bulamadıkları için onlara ayrıca ders yapmamış mı? Medine pazarında bir sahâbî hanımı muhtesip (zabıtadan sorumlu) yapmamış mı? Savaşlara kadınlar da katılıp genel olarak geri hizmetlerde ama gerektiğinde cephede bulunmamışlar mı?...

Tesettür, sınırları farklı da olsa hem erkekler hem de kadınlar için gerekli, ihtilat kadınlara olduğu kadar erkeklere de yasak, namahreme ölçüsüz bakmak kadınlara olduğu kadar erkeklere de haram. Çocuk eğitimi kadınlara (annelere) olduğu kadar erkeklere (babalara) de ilgi ve sorumluluk gerektiriyor.

Hasılı:

İslâmî kurallar çiğnenmeden kadının gerektiği kadar hayatımızın bütününde olması için bir orta yol bulunamaz mı?

Suyu tersine akıtmaya çalışmak yerine biraz da bu konuda kafa yorsak diyorum.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp