Hatıra defterimden

Hatıra defterimden


Hatırlarsınız… 17 Ağustos 1999 tarihinde Gölcük şiddetli bir sarsıntıya maruz kalmış ve şehir adeta bir enkaza dönüşmüştü. Gecenin karanlığına yayılan imdat sesleri, ölenler, hastaneye taşınan yaralılar ve yıkıntılar altında kurtarılmayı bekleyen insanlar şehrin çehresini değiştirmiş ve tarihe bir not düşülmüştü.

 

Muhammet henüz beş yaşındaydı ve ailesi ile birlikte Almanya’da yaşıyordu. İki gün önce tatil için babaannenin evine gelmiş ve tatili burada geçirmeye karar vermişlerdi. Muhammet Türkiye’yi çok severdi ve kuzenleri ile geçirdiği vakitlere hep özlem duyardı. Fakat o gün ne olduysa kuzeni Emre ile kavga etmiş ve ona vurup yere düşürmüştü. Emre öfkeliydi, düştüğü yerden kalktı ve ona dönerek, “Seni polise söyleyeceğim, alıp hapse atacak, sonra da Almanya’ya geri gönderecek, bir daha gelemeyeceksin…” demiş ve küsüp gitmişti. Muhammet bu söze derinden içerlemişti ama belli etmedi, kardeşini yanına aldı ve oyuna kaldığı yerden devam etti.

 

Hava kararmıştı, çocuklar evlerinin yolunu tutmuştu. Büyükanne rahat etsinler diye evi Muhammet ve ailesine bırakıp köye gitmişti. Anne-baba ve iki kardeş sofraya oturdular fakat Muhammet tedirgindi, konuşmuyor, sorulan sorulara cevap vermiyordu, belli ki yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Anne sordu fakat o hiçbir açık vermedi, susmayı tercih etti.

 

Saat on sıralarında anne Muhammet’i babaannenin tek kişilik odasına yatırdı, kardeşi Nurhayat’ı ise yanına aldı ve uyudular. Fakat Muhammet’in gözüne bir türlü uyku girmiyordu, kuzeni gerçekten polise şikâyet edecek miydi, ya polis gelip alırsa ne olacaktı? Ebeveyni bu durumda nasıl bir tepki göstereceklerdi? Mahpus denen şey nasıl bir yerdi? Karanlık mı? Küçük mü? Soğuk mu? Burada nasıl kalabilirdi insan? Muhammet o gece zihninden bir türlü atamadığı endişelerle uyumuştu.

 

Gece vakti şiddetli bir sarsıntı duyuldu, Muhammet bir anda kendini yıkıntılar arasında buldu. Ne olmuştu acaba? Ebeveyninin kaldığı odadan sesler yükseliyordu kalkmak istedi ama enkazı kaldırma şansı yoktu. Tamam dedi, Emre beni şikâyet etmiş, polis gelmiş ve beni mahpusa koymuş, cezamı çekmeliyim… Öylece kaldı. Bekledi, bekledi, bekledi…

 

Zaman geçmiyordu, Muhammet kendi kendine söz verdi bir daha kuzenime asla el uzatmayacağım, onu kırmayacağım, Allah’ım beni buradan kurtar diye dua etti. Aradan epey vakit geçmişti ki, dedesinin sesini işitti, görünmeyen bir yerden Muhammet diye sesleniyordu… Cevap verdi buradayım dede, Emre beni polise şikâyet etmiş, polis beni uykuda alıp mahpusa atmış, şimdi cezamın bitmesini bekliyorum polisler orada mı, kapıda mı, bekliyorlar mı dedi… Dede duydukları karşısında şaşkındı ama torununun sesini duymak ona moral vermişti, sakin ol dedi, polis yok, şimdi seni çıkaracağız, bekle… Dede ile birlikte hareket eden kurtarma ekibi bir yandan çocuğu enkaz altından çıkarmaya çalışıyor diğer yandan teskin ederek ona destek veriyorlardı. İki saatlik çalışmanın ardından Muhammet yıkıntılar arasından çıkarıldı fakat annesi, babası ve kız kardeşi vefat etmişti. Muhammet kısa bir tedavinin ardından dedeye teslim edildi.

 

Muhammet anne-babanın bir gün geri geleceklerine inandırmıştı kendini ama aradan epey zaman geçince umudunu yitirdi ve sorular sormaya başladı: Deprem nedir? Neden olur? Ölenler nereye giderler? Annem-babam bir daha gelmeyecek mi? Ben nereye gideceğim? Dede torununu teskin etmeye ve anne babanın boşluğunu doldurmaya çalışıyordu. Fakat depremin tehlikeli yüzünü gören çocuğu bir türlü ikna edemiyordu o yüzden çoğu yerde susmayı tercih etti.

 

Muhammet artık Almanya’ya gitmeyecek, anne-babasını bir daha göremeyecek, kardeşiyle birlikte vakit geçiremeyecekti. Dede bütün bunları ona nasıl anlatabilirdi… Anlatamadı, anlatamazdı da… Muhammet, dedenin desteği ile hayatına kaldığı yerden devam etti ama o gizemli gecenin sırrını hiçbir şekilde çözemedi…

Google+ WhatsApp