Hatice Anne

Hatice Anne


Hatice Anne

 

 

Srebrenitsa Çarşı Camii’nde hüzünlü bir tören var bugün. 1995’in yazında şahit olduğu o büyük acıyı metanetle göğüsleyen ve adalet için başlattığı mücadeleyi son nefesine kadar ısrarla sürdüren dağ gibi bir kadın, ebediyete uğurlanıyor: Hatice Mehmedoviç.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Yıllar önce, yeşil renkli yüzlerce tabutun orta yerinde, başında bembeyaz örtüsüyle otururken tanıdı onu dünya. Bu kareyle, adeta soykırım kurbanlarının sembolüne dönüştü. Gözlerindeki derin keder, ölenlerin hepsi için ayrı ayrı canının yandığını gösteriyordu. Ama elbette en çok da eşi, iki oğlu ve kardeşi için.

Hatice Mehmedoviç, 44 yaşındaki eşi Abdullah’tan ve oğulları Almir’le (18) Azmir’den (21) ayrılıp, kadınları ve küçük çocukları Tuzla’ya götürecek otobüse binerken, onları bir daha göremeyeceğini aklına bile getirmemişti. “Birkaç gün idare ederiz, sonra kavuşuruz” diye düşünüyordu, bir taraftan da “İnşallah çok fazla sıkıntı çekmezler” diye dualar ederek… Ama akıbet başka türlü tecelli etti: Eşi ve oğulları, bu vedadan kısa süre sonra, Sırp çeteler tarafından elleri arkalarından bağlanarak kurşuna dizildiler. Acı haber Hatice Mehmedoviç’e ulaştığında, kendisi gibi binlerce Boşnak kadın zaten benzer haberleri çoktan almaya başlamıştı. Mehmedoviç’in erkek kardeşi ve çok sayıda akrabası da aynı şekilde Sırplarca katledilmişti.

Sabır ve gözyaşı dolu bir bekleyişin ardından, Abdullah ve Almir’in cenazesi, 2007 yılında bir toplu mezarda bulundu. O yılın 11 Temmuz’undaki toplu defin töreninde canlarını toprağa veren Hatice Mehmedoviç, büyük oğlu Azmir’in cesedinin bulunması için üç yıl daha bekleyecekti. Nihayet, Azmir’in vücudundan geri kalanlar da bir toplu mezarda, 2010’da tespit edildi. Oğlunun cenazesini, giydiği kot pantolonun kemer parçasından teşhis etmişti Mehmedoviç. Ama Azmir’in sadece bacak kemikleri ve sol kol kemiği mevcuttu. Başı ve bedeninin diğer kısımlarına rastlanmamıştı. Hatice Mehmedoviç, “Ben oğlumu böyle doğurmadım, böyle gömemem” diyerek, cenazeyi defnettirmedi bir süre. Ancak kendisine, toplu mezarlara katliamdan sonra sönmemiş kireç döküldüğü için, diğer kemikleri bulmasının imkânsız olduğu söylenince, defne razı olmak durumunda kaldı.

Hatice Mehmedoviç, kendisiyle yapılan bir röportajda, eşi ve oğullarından ayrılışını şöyle anlatmıştı:

“Onları Tuzla orman yoluna uğurlarken, sadece 3-4 gün ayrı kalacağımızı zannediyordum. Ama bu hasret artık bir ömür boyu sürecek. Ayrılırken bana sımsıkı sarılan küçük oğlum Almir’in kollarını hâlâ boynumda hissediyorum. Benim nereye gittiğimi görmemek için elleriyle gözlerini kapattı ve ayrılana kadar da açmadı. Her yeni gün, onların sağ olduklarına dair güzel bir haber gelecek diye uyanıyordum, fakat artık bu ümit de yok. Ben inançlı bir insanım. Hepimiz, kıyamette yargılanacağız. Bu katillerden o zaman hesap soracağım. Ben de çocuklarıma cennette kavuşacağım.”

Savaştan sonra bir süre Tuzla’da yaşayan Hatice Mehmedoviç, kurbanların defnedildiği Potoçari Şehitliği’nin inşasından sonra, Srebrenitsa’ya döndü. Savaşta bırakıp gitmek zorunda kaldığı evine Sırplar yerleşmişti. Uzun ve çetin bir mücadelenin ardından, evini geri almayı başardı. Evi, hâlâ ona çocuklarını anlatan hatıralarla doluydu. Küçük oğlu Almir’in ilkokula giderken diktiği üç çam ağacı, bahçede duruyordu. Yine onun çitlere adını kazıdığı harfler bile…

Hayatını bu şekilde düzene koyduktan sonra -ne kadar olabilirse-, kendisi gibi şehit yakını kadınlarla birlikte harekete geçen Hatice Mehmedoviç, “Srebrenitsa Anneleri Derneği”ni kurdu. “Rövanş değil, adalet istiyoruz” sloganıyla yola çıkan dernek, bir yandan kayıp cenazelerle ilgili işlemleri takip ederken, diğer yandan da soykırım sorumlularının adalet önüne çıkarılmasının mücadelesini sürdürdü.

Hatice Mehmedoviç’i akranlarından ve benzerlerinden ayıran belki de en önemli husus, cesareti ve metanetiydi. 2010’daki anma törenlerinde, Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç’in karşısına dikilip, katliamın sorumlularının bulunmasını istemesi, bunun bir örneğiydi mesela. 2015’te Srebrenitsa’ya gelen dönemin Sırbistan Başbakanı Aleksandar Vucic’in yakasına katliam kurbanlarını simgeleyen “Srebrenitsa gülü”nü takarken de aynı metin ve vakur tavrını koruyordu.

66 yıllık hayatının son dönemlerini, yakalandığı göğüs kanserinin tedavisi için Saraybosna’da geçiren Hatice Mehmedoviç, 22 Temmuz Pazar akşamı, nihayet dünya imtihanını tamamlayarak ebedî âleme göç etti. Acısını, sabrını ve gözyaşlarını da beraberinde götürerek.

Rabbimiz, Hatice Annemiz’e rahmetiyle ve merhametiyle muamele buyursun. Yaşadığı hüznü, kusurlarına kefaret saysın. Onu ve 23 yıl önce ayrıldığı can pârelerini, korkuya ve üzüntüye yer olmayan cennet yurdunda bir araya getirsin. Bir daha hiç ayrılmamak üzere.

Son bir not olarak:

Hatice Mehmedoviç ve onun şahsında Srebrenitsalı hanımların yaşadıkları hakkında, kıymetli yönetmen Faysal Soysal’ın “Kayıp Zamanlar” isimli belgeseli mutlaka izlenmeli. Neleri kaybettiğimizi ve üzerimize düşen vazifelerin neler olduğu bir kere daha hatırlamak adına…

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp