Hatalar silsilesi

Hatalar silsilesi


Hatalar silsilesi

 

 

Devletler de hata yapar. Nihayetinde, karar verici makamında insanlar bulunduğu için, onların değerlendirmelerindeki şaşmalar, devletlerin hatası olarak kayda geçer. Tarihten ibret alınmadığında, yanlışlardan ders çıkarılmadığında, istişare mekanizmaları sağlıklı çalıştırılmadığında, iyi niyetli tavsiyeler kulak ardı edildiğinde, kötü niyetli telkinlerin peşinden gidildiğinde, sağduyu ve feraset yerine hamakat ve hamasete öncelik verildiğinde hatalar da artar. Tüm bunların tersi olduğunda ise hatalar azalır ve en alt seviyeye iner.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

Bu ölçüler ışığında, “Ortadoğu masası”nın dört ayağından biri olan Suudi Arabistan’ın son yıllarda sergilediği performansa baktığımızda, karşımıza ürkütücü bir tablo çıkıyor. Ürkütücü, zira yaptıkları sadece Suudileri bağlamıyor, Müslüman dünyayı da çok yönlü olarak yakından ilgilendiriyor. En hafif ifadeyle “savrukluk ve başıboşluk” olarak tanımlayabileceğimiz manzarayı, beş ana noktada hülasa etmek mümkün:

Mısır darbesine verilen destek

Müslüman Kardeşler Teşkilâtı (İhvân), Suudi Arabistan’la çalışmaya hazırdı. Muhammed Mursi, 2012’de cumhurbaşkanı olduktan sonra ilk yurtdışı ziyaretini Riyad’a gerçekleştirmişti. Vizyon ve ufuk sahibi bir devlet aklı, İhvân’ı zor kullanarak iktidardan düşürmeyi değil, işbirliğini yoğunlaştırarak onu kontrol altında tutmayı gerektirirdi. Ki İhvân buna dünden razıydı. Suudi Arabistan, böyle bir durumda bir taşla birkaç kuş vurabilecekti. Ama sandıktan çıkacak sonuçla yönetimin değişmesi ihtimalinden duyulan korku, 2013’te tanklarla kalabalıkların üstüne gidilmesinin onaylanmasına ve desteklenmesine yol açtı. Arap dünyasına model olma potansiyeli taşıyan siyasî bir fırsat böylece heba edildi.

Hamas’ın dışlanması

İhvân’a açılan savaşın bir yansıması olarak, Hamas da Suudi yönetimi tarafından “terör örgütü” statüsünde kabul edildi. Bu durum Filistin halkının gözünde Suudi Arabistan’a ciddi prestij kaybettirirken, Hamas’ın da yeniden İran’ın kucağına itilmesine neden oldu. Oysa Hamas, İran’dan aldığı yardım ve desteğe rağmen, Arap ve İslâm dünyasının tamamıyla organik bağlarını sürdüren ve dengeyi koruyabilen bir hareketti. Merkezi Şam’da bulunan İslâmî Cihâd Örgütü kanalıyla Filistin sahnesinde zaten etkili olan İran, Suudilerin öngörüsüz siyasetiyle Hamas’ı da kanatları altına aldı.

Katar’a abluka, Türkiye’ye açıktan muhalefet

“Teröre destek olduğu” suçlamasıyla, 5 Haziran 2017’de Katar’a yönelik başlatılan ablukayla eş zamanlı olarak, Türkiye’ye karşı açıktan bir muhalefet ve düşmanlık da belirdi. Fikir ayrılıklarını ve görüş farklılıklarını ustalıkla yönetmek yerine, kaba bir nefret dilinin benimsenmesi, Katar ve Türkiye gibi iki önemli müttefikin desteğinin yitirilmesine yol açtı. Oysa tam tersi bir siyaset, Suudi Arabistan’ı İslâm dünyası içinde daha da güçlendirecekti. Sadece El Cezire televizyonunun “Suudi yanlısı” yayın yapmasını sağlamak için bile olsa, buna değerdi.

Cemal Kaşıkçı suikastı

2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu binasında vahşice öldürülen Cemal Kaşıkçı, iddia edildiği gibi “yeminli bir rejim düşmanı” değildi. Birçok alanda ülkesinin politikalarını açıktan destekliyordu. Hatta Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın başlattığı reform programlarının da destekçisiydi. Sadece düştüğü bir şerh vardı: “Amacı doğru, yöntemi ve üslubu yanlış.” Tüm dünyada sözüne itibar edilen nadir Müslüman gazetecilerden biri olan Cemal Kaşıkçı’yı yok etmek yerine onun kredisinden faydalanmak ve onu Ortadoğu’dan dünyaya açılan bir pencere olarak kullanmak, yapılacak en doğru şeydi. Ki Kaşıkçı da buna hazırdı. Ancak akıl almaz bir tercih yapılarak, Kaşıkçı’nın öldürülmesi yoluna gidildi.

Yemen’deki insanlık dramı

İran destekli Hûsîlerin 2014’te başkent Sanaa’yı ele geçirmesiyle başlayan Yemen savaşı, Suudi Arabistan’ın stratejiden yoksun kaba müdahalesiyle, bir insanlık dramına dönüştü. İran’ın kendilerini güneyden kuşatmasını “ulusal güvenlik sorunu” olarak algılayan Suudilerin yürüttüğü askerî operasyonlar, binlerce sivilin ölümüyle ve açlığa mahkûm edilmesiyle neticelendi. Beşinci yılındaki savaşın ucu henüz görünmüyor. Suudi Arabistan herhangi bir somut netice elde edemediği gibi, savaşı nasıl bitireceğini de bilemiyor. Üstelik, Hûsîlerin sürekli tacizleri ve saldırıları, Suudi ordusunun kapasitesinin ve gücünün de sorgulanmasına yol açıyor.

Para, lobi çalışmaları, dış destek… Tüm bunlar, bir yere kadar yardımcı olabilir. “Köprüden önceki son çıkış” geçildiğinde ise, geri dönme imkânı yoktur.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp