Hasan El Benna ve yol arkadaşları (1)

Hasan El Benna ve yol arkadaşları (1)


Hasan El Benna ve yol arkadaşları (1)

 

Bir kişi yüreğindeki meşale ile yola çıkıp tek başına karanlığa meydan okuyabilir mi? Bu soruyu genç bireylere sorduğumda aldığım cevaplar hep olumsuz yönde olmuştur. Ama olmaz demeyin, öyle zaman gelir ki inanmış bir adam kalkar,  karanlığı yararak yürür ve tarihin bağrına, “La İlahe İllallah” yazarak büyük bir çığır açar. Nitekim üstat Hasan El Benna ve arkadaşları toplumun inanç ve değerlerine savaş açan zalim bir yöneticinin karşısına fert fert çıkmış ve canlarını feda ederek o meşalenin yanmasını sağlamışlardır. Dünyaya karşı ebedi âlemi, çileye karşı cenneti tercih etmiş ve teslimiyetleri ile kendilerinden sonra gelecek nesillere yön göstermiş örnek şahsiyetlerdi onlar. Bugün özünden uzaklaşan ve yön karmaşasına tutulan Müslümanların, onların tuttuğu meşaleye tutunmaya ve izlerinden yürümeye ihtiyaçları vardır.

 

Hasan El Benna öncülüğünde kurulan Müslüman Kardeşler, 20. yüzyılda İslami hareketin canlanmasında etkin rol almıştır. O dönem İhvan, çalışmaları ile bilinci körelmiş kitleleri bilinçlendirmiş ve onları vahyin ışığına çekmiştir. Mısır’da doğan Müslüman Kardeşler hareketi, buradan Ürdün, Cezayir, Suriye, Sudan, Filistin ve Irak’a kadar uzanmış ve bütün İslam âleminin enerji kaynağı olmuştur.

Tarihin belli dönemlerinde tevhit sancağını taşıyan benzer hareketler ortaya çıkmıştır. Ve bu hareketleri yönlendiren şahsiyetler çağın Firavunlarının karşısına, ölümü öldürerek çıkmışlardır bu bir gerçek! Nitekim Müslüman Kardeşler hareketi doğduğunda Mısır İngiliz sömürgesine teslim olmuş zorba yöneticilerin tahakkümü altındaydı. Hasan El Benna ve arkadaşları vahyin şemsiyesi altında bir araya geldiler ve İngiliz sömürgesi altında yaşayan Mısır halkına nerede durmaları gerektiği noktasında bilinç aşıladılar. Bilinci körelmiş kitlelere ulaştılar ve İslam’ın hayatın tüm yönlerini kapsayan bir din olduğunu açıkladılar. Zira İngilizlerin sömürgesi altında yaşayan ve asimile olan halk dini, yaşamın belli noktalarına hapsediyor ve diktatörlere tereddütsüz boyun eğiyorlardı. İhvan üyeleri fertlere ulaşarak, dinin sadece camilere hapsedilemeyeceğini, bunun yanında ahlaki değerleri, adalet anlayışını,  kültürel yapıyı, kanun, ilim ve hukuk gibi tüm disiplinleri kapsayacak özellikte olduğu bilincini verdiler.

Müslüman Kardeşler kürsüde ahkâm kesip sonra da kıyıya çekilen ve bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyen kimseler değillerdi. Onlar eylemleri ile söylemleri çatışan, dini zamanın yöneticilerinin dümenine göre eğip büken kimseler de değillerdi. Onlar inandıkları gibi yaşamaya çalıştılar ve halkın bilincini uyandırarak bir adım attılar. İhvan üyeleri kahvehanelere, okullara, mescitlere ve toplumun hemen her katmanına ulaşıyor ve burada insanlara vaazlar veriyor, siyasi oluşumu etkiliyor, ekonomik ve vakıf çalışmaları yapıyor, erdemli insanlar yetiştiriyor ve eğitime yön veriyorlardı.

Hasan El Benna ve arkadaşları insanların topluca bulunduğu ortamlara giriyor, tebliğ yapıyor ve İslam’ın doğru anlaşılması için büyük çaba gösteriyorlardı. Müslüman Kardeşler’e öncülük eden Hasan El Benna tartışmalı konulardan kaçınır, bütün Müslümanları tevhit ekseninde bir araya getirmeye çalışırdı. Bugün insanları, intisap ettikleri kişiye, aidiyet, mezhep ya da etnik yapıya göre değerlendirip ötekileştiren Müslüman müsveddelerinin Benna’nın İslam kardeşliğini hangi temeller üzerine bina ettiğini anlamaya ve içselleştirmeye ihtiyaçları var. Nitekim o Müslümanları birbirlerine düşürecek ve kalplerindeki muhabbeti öldürecek davranışlardan her zaman kaçınmıştır.

Müslüman Kardeşler işe eğitimden başladılar ve ilk olarak mescidin ve okulun bir arada devam ettiği Hira Eğitim Enstütisi’ni kurdular. Enstitüye yazılan çocuklar eğitime, ilk okul, sanat okulları, lise ve okula hazırlık kursları şeklinde devam ettiler. Müslüman Kardeşler’in bu faaliyetlerine halk o kadar büyük ilgi gösterdi ki, söz konusu çalışmalar kısa sürede Kahire’nin her zerresine yayıldı ve büyük bir çığır açtı.

Mısır İngiliz sömürüsü altındaydı ve ülkede misyonerler etkin şekilde çalışıyor, halkı değerlerinden uzaklaştırabilmek için türlü türlü entrikalara başvuruyorlardı. Müslüman Kardeşler misyonerlerin ağına düşen insanlara ulaşıyor ve onlara gelebilecek tehlike hakkında bilgi veriyor ve tevhidi bilinç aşılıyorlardı. Aynı dönem Filistin halkı İngiliz sömürgesine karşı ayaklandılar, Müslüman Kardeşler Filistin halkının yanında yer aldı, onlara çeşitli yardımlarda bulundu. 1936 anlaşması ile Filistinliler zor durumda bırakılmıştı. Bunun üzerine Hasan El Benna yöneticilere mektuplar göndererek şunları uygulamalarını istedi:

1-Siyasi alanda particiliğe son verilmelidir. Zira partizanlık insanları birbirine düşürüyor ve ayrıştırıyor. Benna bunun yanında yöneticilere, hilafetin yeniden ikame edilmesinin, fertlere İslam ruhunun aşılanmasının, resmi kurumlarda çalışma saatlerinin namaz vakitlerine göre düzenlenmesinin, rüşvete son verilmesinin, askeri ve idari görevlerinin bir kısmının El-Ezher’e devredilmesinin şart olduğunu vurguladı.

2-Kadın sorununun çözümü için etkin bir adım atılmalı, zinaya karşı önlem alınmalı, kumara, içkiye yasak getirilmeli, bu uygulamalar tez elden gerçekleştirilmelidir.

3-Zekâtla ilgili uygulamalar yeniden düzenlenmeli, faiz yasaklanmalı, yabancıların işgal ettiği iş alanları millileştirilmeli, memurlar kalkındırılmalı, eğitime gerekli önem verilmelidir.

Hasan El Benna’nın yöneticilere yaptığı bu öneriler ne yazık ki İngiliz ve İsrail ile işbirliği halinde çalışan yöneticiler nezdinde bir karşılık bulamadı. Onlar işbirlikçilerinin emirlerine itaat edip İhvan mensuplarına ağır işkenceler yaptılar, çoğunu şehit ettiler. Bütün bunlar İslam coğrafyasının göbeğinde yer alan ve halkı Müslüman olan bir ülkede gerçekleşti. Çok yazık!

 

milli gazete

Google+ WhatsApp