Hapla uçan gençlik, paraşütü ne yapsın?

Hapla uçan gençlik, paraşütü ne yapsın?


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Prof. Melih Bulu’yu rektör olarak atamış.

 

Rektör kendisini tanıtmaya çalışıyor..

 

Gerek var mı?

 

Mevzuatta, “Rektörlerin ataması, kendisinin tanıtımı ile kesinlik kazanır. İhsan Doğramacı’dan Kemal Alemdaroğlu’na kadar, tüm rektörler, kendilerini tanıtıp, öğrencilerden onay alınınca atamaları kesinleşmiştir” diye bir kanun var mı diye bakıyoruz.. 

 

Yok..

 

Olsun. 

 

Kanunu takan kim ki?

 

O zaman iş rektöre düşüyor.

 

Başlıyor anlatmaya:

 

“Boyum kısa ama, iyi basket oynarım. İyi 3’lük atarım!”

 

Gençler öylece bakıyorlar rektör beyefendiye:

 

“Bu ne anlatıyor. Ne basketi, ne 3’lüğü” diye..

 

Rektörümüz sabırlı..

 

Kendisini sevdirecek öğrencilere..

 

Devam ediyor, kendisini tanıtmaya:

 

“Ben paraşütle uçarım.”

 

Açıklama gençleri kesmiyor..

 

“Biz haplarla uçuyoruz beyim. Paraşüt ne ki?” modunda, rektörü kesiyorlar..

 

Dedik ya.. Rektörümüz sabırlı..

 

Bir umutla, kendini anlatmaya devam ediyor rektör: “Boyum kısa ama, iyi basket oynarım. İyi 3’lük atarım!”

 

Gençler öylece bakıyorlar rektör beyefendiye: “Bu ne anlatıyor. Ne basketi, ne 3’lüğü” diye..

 

“Sen bize Kandil’i anlat, PYD’yi, Kobani’yi, Sincar’da son durumu anlat. Oraları bilmiyorsan, DHKP-C’nin Okmeydanı örgütlenmesini anlat” dercesine, rektörü izliyorlar.

 

Rektör kendisinin tanıtımını yapmaya devam ediyor:

 

“Biliyor musunuz gençler. Benim müziğe aşırı sempatim var. Hem hangi müziğe.. Türk Sanat Müziği demeyin sakın. Ben Rock-metalicaa dinlerim.”

 

Melih bey bekliyor ki, Boğaziçili öğrenciler, “Oleeyyy. Rektör tam bizim kafadan” deyip, müzik aletlerini alıp koşsunlar..

 

Öğrencilerdeki “İstemezük” bakışında hiç taviz yok..

 

Rektörün kafasında şimşekler çakıyor..

 

“Tamam” diyor.. Kendimi kabul ettirmenin yolunu buldum..

 

Gençlik yıllarına gidiyor ve bombayı patlatıyor: “Gençler, daha önce duymuş muydunuz. Ben CHP’de siyaset yaptım.”

 

Gençler içlerinden cevaplıyor: “CHP’de siyaset yapmanız sorun değil ki. Sorun, AK Parti’nin kapısının önünden geçmiş olmanız. CHP’de siyaset yapan onlarca öğretim üyesi var, hiçbirisine itiraz ediyor muyuz? Sen konuyu yanlış anladın, rektör bey.”

 

Ve rektör patlıyor artık..

 

“Kendimi size nasıl kabul ettireceğim ben? Hani mevzuatta böyle bir madde yok ama.. Siz icat ettiniz bunu. Yeni bir kanun çıkarmış gibi uygulamaya koydunuz. Eee ben de sizin havanıza katılayım gayri.. Bir canlı TV söyleşisi sırasında, rektörlük makamından size el sallayayım..”

 

Aaaa. O da ne?

 

Rektör öğrencilere el sallıyor. Öğrenciler hep bir ağızdan “yuh” çekiyor..

 

Rektör beyimiz “Tamam işte. Damarlarını yakaladım.. Buna itiraz edemezler artık” dercesine, makamından çıkıp, gençlerin arasına katılıp, gülümseme ile gençlere yaklaşıyor, nasılsınız diye sohbeti başlatmak istiyor…

 

Ama nafile..

 

Verilen karşılık tam da rektör seçiminde öğrencilere bir şey sormamamız gerektiğini ispatlar şekilde:

 

“Hiç utanmıyor musun sen.”

 

Ve bu öğrencilere malzeme taşıyan gazetelerimiz..

 

Biri rektörün boyunun kısalığı üzerinden genel çıkarımlar yapar iken.

 

Bir diğeri, öğrenciliğindeki arkadaşlarının yazdığı muzip anlatımlar üzerinden itibarsızlaştırma peşinde.

 

Hani utanmasalar, “Rektör Melih Bulu, bebek iken, ‘ıngaa.. ıngaa’ diye ağlıyordu. Bak sen şu bebeğe” diye yazıp, devam edecekler:

 

“Melih Bulu’nun, 6 aylık iken, .. marka bezle altının bağlandığı öğrenildi!”

 

Yok canım.

 

Şaka falan yapmıyorum..

 

Seviye aynen bu..

 

200’den fazla üniversitenin olduğu bir ülkede, geldik geldik.. Bir üniversiteye atanan rektör üzerinden, hükümetler kurup, hükümetler yıkıyoruz. İktidar partisinden başlıyoruz, daha seçime bile girememiş partilere varıncaya kadar hepsi rektör ataması üzerinden ahkam kesiyor.. Türkiye’nin tanımasını boşverin, partinin içinde 100 kişiyle sorsanız, 5 tanesinin tanımadığı Ali Babacan’lar, kendilerini bakanlık koltuğuna oturtan Erdoğan’a baş kaldırıp, “Rektöre ataması yanlış” demeye vardırıyorlar işi..

 

Bir tanesi bile demiyor ki..

 

“Dünya ilk 100 üniversitesinde yokuz” derken, Erdoğan’dan soruyoruz hesabını.. Rektörü öğrenci seçecek ise, hesabı niye Erdoğan’dan soruyoruz?”

 

Bugüne kadar öğretim üyeleri seçti, YÖK onlar içinden seçti, Cumhurbaşkanı da atadı.. İlk 100’ü boşverin, 500’e bile giremedik..

 

Şimdi Cumhurbaşkanı, sorumluluğu üzerine alıyor, atamasını yapıyor, rektör de, “Boğaziçi Üniversitesi’ni ilk 100’e sokacağım” diyor..

 

Bırakın da, iddiası olanlar, hedefi olanlar iş yapsın.. Yapamadığında da, hakkı ile hesap sorulsun.

Google+ WhatsApp