Halkımız artık film değil, tiyatro seyrediyor!

Halkımız artık film değil, tiyatro seyrediyor!


Bana sorarsanız, “Filmle de, tiyatro ile de aram yok” derim..

Ama film izlemeyi de, tiyatroya gitmeyi de kendisi açısından önemli bir görev addedenler var.

“Sanatsal yönü olmayanın, bilimsel yönü olmaz” diyenleri de gördük..

“Sanatsal bir faaliyeti olmayanın aklı da olmaz” diyeni de biliriz..

“Sanata değer vermiyorsan, niye yaşıyorsun ki” diyene de şahit olduk..

Onun için de, 2018 yılı ile 2019 yılı kıyaslaması yaparak, “Sinemaya artık gitmiyoruz” diye haberleştirmişler..

Merak ettim..

“Sanat ile bilim arasında çok yakın bir ilişki var” diyorlardı ya..

Bence sinemanın insan hayatından çıkmasının en önemli sebebi, artık avucumuzun içindeki cep telefonu ile dahi, film izleme imkanının sağlanması olduğu için..

Acaba bu gerçekten de bahsetmişler mi? 

Yoksa, AK Parti iktidarına vurmak için, “Bakın bakın, Ak Parti sanatı böyle öldürüyor” demek için..

Sadece sinema sayısının, sinemaya giden sayısının azalması ile mi yetinmişler diye baktım..

Tahmin ettiğim gibi..

Evimizde, iş yerimizde, sokakta, dağda bayırda, hatta bazı tedbirsizlere bakarsanız, direksiyon başında bile film izleyenlerimizin olduğu bir dönemde, kim sinemaya gidecek, kim vaktini bir tane film izlemek için, sinemaya gitmekle harcayacak?..

Bunları geçelim..

Benim önemsediğim “tiyatronun yükselişi”ne gelelim..

Sinema sayısı, sinemaya gidenlerin sayısı, küçük bir oranda da olsa azalıyor ama..

Tiyatro sayısı, tiyatroya gidenlerin sayısı yine küçük küçük de olsa, artıyor..

Tiyatro sayısı, 2018’e göre, 2019 yılında % 4.1 oranında artmış..

Koltuk sayısı, % 12.8 oranında artmış..

Seyirci sayısı da, 7 milyon 841 binden 7 milyon 899 bine çıkmış.

Ama benim takıldığım konu, tiyatro sahnelerinin, koltuklarının, oynayanların ve tiyatro seyredenlerin bu açıklanan sayılar ile sınırlı olup olmadığı..

Gerçekten, son yıllarda, Türkiye’de bir tiyatro merakı var..

Hem seyredenler açısından..

Hem oynayanlar açısından..

Ama benim kastım, klasik tiyatro salonlarında oynanan/seyredilen oyunlar değil.. 

Televizyon ekranlarında.. Miting meydanlarında.. Seçim sandıklarında..

Kısacası, günlük hayatın içinde, 24 saat canlı olarak oynanan tiyatro oyunları..

Seyredilen, onaylanan tiyatroluk görüntüler..

15 temmuz hain darbe girişimi ile başlamalıyız.

Ne demişti, darbe girişiminin baş sorumlusu?

“Böyle darbe mi olur? Bu bir tiyatro!”

CIA’in kontrolündeki FETÖ böyle söyler de, bu örgütün televizyonlarında saatlerce konuşma yapan, o televizyonlara el konulduğunda destek açıklamaları yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geri durur mu?

O da şu açıklamayı yaptı:

“Kontrollü darbe..”

Böylece, gerçek hayatta olanları “tiyatro” olarak isimlendirenleri tanıdık..

Tiyatroları da, “gerçek gibi” gösterenleri tanıdık..

Tam da bu anlamda olmak üzere..

Tankları, askeri uçaklarla bombalanan özel harekat polislerini, vücudu yarıdan ikiye ayrılan insanların cesetlerin gördüğümüz o geceyi, “tiyatro” olarak veya “kontrollü darbe” olarak nitelendirenler, işi burada bırakmadılar..

Tiyatroları da, gerçek gibi göstermeye başladılar..

Mesela? 

Batı illerindeki halkın karşısına çıkıp, ulusalcılık yaptılar..

Ardından HDP ile seçim ittifakına soyundular..

Tiyatro oynadılar..

Bir yandan HDP’li belediyeler için, “seçimi kazanır kazanmaz, ilk iş olarak Kürtçe tabela astılar” söylemi ile bunun sorumlusunun AK Parti olduğunu ileri süren İyi Parti  ile bizi tanıştırdılar..

Bir yandan da..

O HDP’li belediye başkanlıklarına kayyım atandığında, “Arkanızdayız” diye açıklama yapıp, ziyarete giden Ekrem İmamoğlu’na oy veren İyi Partililerle bizi tanıştırdılar..

Nasıl tiyatro?

Değiştirilen kostümleri takip etmekte zorluk çekiyorsunuz, değil mi?

Başınız dönmeye başladı, değil mi?

Dört dörtlük, bilet almadan seyredilen, ama Türk halkının cebinden çıkanlara bakarsak, çok pahalıya mal olan bir tiyatro, değil mi?

Evet, evet.. Daha ne tiyatrolar sahneye konuldu, şaştık kaldık.

Ayasofya’nın açılması gündeme geldiğinde, “Ayasofya’nın açılması için araştırma önergesi” verip, reddedilince de, “Ayasofya’nın açılması için verdiğimiz önergeyi reddettiler” diye algı oluşturan İyi Parti tiyatrolarına şahit olduk..

CHP ile birlikte hareket ettikleri için, tabanlarına, “Biz açılması için değil.. Araştırılması için önerge verdik” dediler..

Dindar halka ise, “Açılması için önerge verdik, AK Parti ile MHP birlik oldu reddetti” dediler..

Sorsak bu adamlara, bu hanımlara..

“Sizinle birlikte hareket eden CHP olmasa, zaten Ayasofya şu an cami değil miydi? Yanınızdaki CHP yüzünden, Ayasofya bugün müze olarak kallanılmıyor mu!”

Ne cevap verecekler?

Bir cevap vermeleri gerekmiyor ki..

Onlar oyunlarını oynuyorlar..

“Vatan, millet” diyorlar..

“Libya’ya askerimiz gitsin mi?” diye sorulduğunda ise..

“Hayır gitmesin” diyorlar..

Orda iki şehit verdiğimizde, İP milletvekili Ümit Özdağ, ellerini ovuşturarak, sahneye çıkıp “Biz dememiş miydik? Ne işimiz var Libya’da bak, ilk şehitlerimizi verdik” açıklaması yapıyor..

Bir ay sonra, Libya’daki 7 düveli dize getirdiğimizde ise, İP’in içindeki başka milletvekilleri çıkıp, “Türk askerinin Libya’daki başarısını kutluyoruz” diyor..

Tiyatro, işte böyle bir meslek..

Maskeleri takıp, oynayacaksınız..

Yüzünüz hiç kızarmayacak..

Utanmayacaksınız..

Yeri gelecek bacağınızı en üst noktasına kadar açacaksınız.

Yeri gelecek, burnunuzu bile kapatıp, “Haram, haram” diyecek, din istismarını çekinmeden yapacaksınız..

Rolünüzü güzel oynayacaksınız..

Hem kendiniz güzel oynaylacaksınız.. 

Hem de karşınızdakilere oynatacaksınız..

Nasıl mı? 

HDP’liler, bu ülkedeki faili meçhul cinayetleri dillerine dolayıp, yıllarca siyaset yapacak.. 

O faili meçhullerin sorumlularını takip eden AK Parti’ye kaybettirip..

“Faili meçhullerin sorumluluğunu üstleniyorum” diyen Meral Akşener ile, seçim işbirliği yapacaksınız..

Tiyatro böyle bir şey..

Hem tiyatro salonlarındaki tiyatrolar..

Hem de günlük hayatımızdaki tiyatrolar çoğaldı.. 

Halkımız hem tiyatro salonlarındaki tiyatroları..

Hem de gerçek hayattaki tiyatroyu.. 

Düne göre, daha çok seyrediyor..

Google+ WhatsApp