“Halk, günü yaşar”

“Halk, günü yaşar”


“Halk, günü yaşar”

 

 

“Halk, günü yaşar” derdi, Süleyman Demirel…

Yani “büyükleri meşgul eden büyük meselelerle halk ekseriyeti fazla ilgilenmez, o gün cebine ne girdi, cebinden ne çıktı ona bakar!”

Suriye imiş, Filistin’miş; Amerika, Rusya, İran, Venezuela, nükleer silâhantlaşmasının bozulması, vesaire,halkın gündeminde fazla yer tutmaz; halk domates, patates fiyatıyla bunlardan daha fazla ilgilenir.

“Geçim” her devirdemilletin en önemli meselesidir: Ancak bunu garantiye aldıktan sonra diğer meselelerle ilgilenmeye başlar: CHP’nin “geçim derdi”olmayan kesimlerden oy alması boşuna değil.

Yine Demirel, “Halk olaylara ideolojik bakmaz, pratik bakar” derdi. Politikacılarımızla siyasi yorumcularımız (köşe yazarları filan), hayata bir miktar “pratik” baksalar iyi olacak.

Zira o kadar yüksekten uçuyorlar ki, halk o irtifaya çıkamıyor. Bir çırpıda Suriye meselesini hallediyorlar, Amerika’ya “esas duruş” çekiyorlar, Rusya’ya düzen veriyorlar, İran’a dokunuyorlar, hatta Venezuela’yı bile Amerikan ve Avrupa tasallutundan kurtarıp evlerine öyle dönüyorlar.

Oysa domates, soğan ve dahi akaryakıt zammına takılıp kalan büyük çoğunluk için bunlar pek bir şey ifade etmez.

“Eve ekmek götürme” derdi, şu sıralar halkın âlemini o derece dolduruyor ki, ne yapılan tünelleri, köprüleri, havalimanlarını, yolları, tesisleri, IMF’ye kuruşuna kadar ödenmiş borçları görüyor, ne de “Kanal İstanbul”, “Millet Bahçeleri”, “Millet Kıraathaneleri”, “yatay mimari” gibi güzellikleri: Hiçbir icraat “ekmek davası”nın önüne geçemiyor.

Cebindeki pahalı telefonu, kredi kartlarını, marka montu unutup, kredi borçlarını hükümetin eksi hanesine yazıyor: “Hafıza-i beşer, nisyan ile maluldür” derler.

Bu iktidar millet yararına çok şey yaptı: Öncelikle milleti “başı dik” hale getirdi. 15 Temmuz’da ülkeyi Amerikan işgalinden kurtardı. Devletin kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş “paralel yapı”yı deşifre etti ve büyük bir mücadele başlattı. Savaş sanayiini kurup belli bir düzeye getirdi.

En önemlisi de, birkaç sene öncesine kadar başını örten annenin subay oğlunu sorgusuz-sualsiz ordudan atan mantığı değiştirdi…

Bugün başı örtülü subaylarımız var…

Başı örtülü polislerimiz var…

Başı örtülü milletvekillerimiz, bakanlarımız var…

Başı örtülü doktorlarımız, avukatlarımız, mühendislerimiz, mimarlarımız, memurlarımız var…

Düne kadar başının örtülü olması sebebiyle Cumhurbaşkanlığı ve TSK resepsiyonlarına dâvet edilmeyen Sayın Emine Erdoğan, bugün tüm kadınlara rehberlik ediyor.

Bu çok büyük bir dönüşümdür ve buraya ulaşmak hiç kolay olmamıştır.

AK Parti bunun mükâfatını gördü: Seçmen ekseriyeti, bütün seçim ve referandumlarda AK Parti’nin öngördüğü istikamette oy kullanarak ödüllendirdi. Böylece “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” geldi. Erdoğan “başkanlık”koltuğuna oturdu.

Lâkin “dün dündür, bugün bugündür” (yine Demirel) kuralı gereğince, hepsi geride kaldı. Önümüzde yeni bir seçim var ve bu seçim öncesinde halka yeni ufuklar çizmek, yeni umutlar vermek lâzım. 

Bu milletin çoğunluğu Sayın Cumhurbaşkanımızı çok seviyor. Samimiyetine, hasbiliğine gönülden inanıp güveniyor. O kadar ki, bazı yanlışlardan Cumhurbaşkanını değil, çevresini sorumlu tutuyor. Bu yüzden en küçüğünden en büyüğüne kadar her konuya bizzat onun el atmasını istiyor.

Cumhurbaşkanımız da bunun farkında: Elitlerimize ters gelse de domates fiyatlarına kadar bizzat ilgilenmesi bunu gösteriyor (ilgili bakanlarla belediye başkanlarının neden ilgilenmediği sorusu da var tabii). 

Buna rağmen, ucuzluk sağlanacağına, enflasyonun düşürüleceğine dair güçlü işaretler verilemez, yüreklere eğitim ve kültür konularında yeni umut tohumları ekilemezse, bu seçim değil belki, ama gelecek seçimler tehlikeye girebilir.

Bu seçimde bile bazı adaylar konusunda halkın ikna edilmeye muhtaç olduğunu söylemeliyim. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp