Hakim haklı:HSK müfettişi misin Hakan?

Hakim haklı:HSK müfettişi misin Hakan?


Hakim haklı:HSK müfettişi misin Hakan?

 

 

Ankara Adliyesi’nde, hafta sonu bir hakim-avukat tartışması vardı..

Ankara 12. İş Mahkemesi hakiminin iki avukatı duruşma salonundan çıkartması sonrasında, tesadüfen orada bulunan Ankara Baro Başkanı Hakan Canduran’ın olaya müdahale ettiği ve sonrasında tartışmanın büyüdüğü anlatılıp, ardından da İstanbul Barosu Başkanı başta olmak üzere birçok il baro başkanının katıldığı basın açıklamaları ile tartışmanın diğer tarafı olan hakim “yargısız infaz”a tabi tutuldu..

Hakimi tanımıyorum..

İsmini ilk defa duydum..

Ancak, avukatların organizeli bir karşı atağına uğrayan hakim için ilk tespitim, “Haksızlığa uğradı” şeklinde oldu.

Niçin?

Çünkü konuşan taraf sadece avukatlar..

Hakim ve mahkeme kaleminden tek açıklama yok..

Avukatlar ise, olayın başını vermeden, orayı ısrarla gizli tutarak, sonrasındaki tartışmaları, çarpıtarak veriyorlar..

Merak ettim..

“Olay nedir, niçin çıkmıştır, niçin büyümüştür” diye araştırdım..

Olayın başlangıcı ile ilgili tek bir bilgi, hiçbir yerde yok.. 

Hakim, avukatları niçin duruşmadan çıkartmıştır?

Orası gizemli..

Çok önemli, ama.. Bilgi yok..

Dolayısı ile, orayı zorunlu olarak geçeceğiz..

Sonrasında ne olmuş?

Avukatların imzaladığı tutanaktan aktaralım:

“(..) avukatların duruşma salonundan uygunsuz bir üslupla hakim tarafından atıldığı bilgisi üzerine, Ankara Barosu Başkanı sıfatı ile Av. Hakan Canduran duruşma salonuna giderek, duruşmaların avukatlara açık olduğu, durumu çözmek için geldiğini beyan etmesine rağmen, baro başkanına hitaben ‘Sen kimsin, çık dışarı’ diyerek dışarı çıkartmaya çalışmıştır. Devamla ‘sen kendini HSK müfettişi mi sanıyorsun, sen kendini görevli sanıyorsun. Yazıklar olsun. Sen kimsin ki, çık dışarı’ sözlerini de defaten sarfetmiştir.”

Burada tutanağı noktalayalım.

“Hukukun, savunmanın direği” olarak kendilerini tanıtan avukatların, ne hikmetse, olayın başından hiç bahsetmemelerini es geçelim..

Hakimin, niçin iki avukatı dışarı çıkarttığı, o iki avukatın kim olduğu, dışarı çıkarılma noktasında görüşlerinin ne olduğunu haydi es geçelim..

Varsayalım..

Hakim tamamen keyfi bir gerekçe ile..

Mesela..

“Benim canım, karşımda başörtülü avukat görmek istemiyor” diyerek, duruşmadaki başörtülü avukatları dışarı çıkartmıştır..

Bırakın Ankara Baro Başkanı’nı..

Adalet Bakanı bile..

HSK Başkanvekili bile..

Hatta Başbakan, Cumhurbaşkanı bile..

Hakime gidip de, “Ben olayı çözmeye geldim” diyebilir mi?

Siz çaktınız durumu..

Böyle bir şey oldu, değil mi?

Ankara’da, bir aile mahkemesi hakimi..

Hakan Canduran’a ve ona şimdi sınırsız destek veren avukatlar grubuna yakın duran bir hakim..

Saadet Partisi’nin o tarihteki Genel Başkanı Mustafa Kamalak’ın eşi, av. Zübeyde Kamalak’ı, “Sizin başörtünüz var. Bu örtünüzle sizi avukat olarak duruşmaya alamam” diyerek dışarı çıkartmıştı.. 

O tarihte Ankara Baro Başkanlığı ne yapmıştı acaba?

“Aaa.. Ben de tam buradan geçiyordum. Dur bakalım hemen olaya müdahale edelim.. Yanımıza birkaç avukatı da alıp, cep telefonlarının kamera düğmelerine de basıp, hakime çıkışalım: ‘Biz olayı çözmeye geldik’ diyelim”denilmiş mi acaba?

Haydi diyelim ki; her zaman tesadüfen baro başkanı adliyede olmaz ki.. Zübeyde Kamalak’ın başörtülü olduğu için duruşmadan atıldığı gün, Ankara Baro Başkanı, tesadüfen de olsa, adliyede olmadığı için, başörtülü avukatın hakkı korunamadı..

Peki.. Öyle olsun..

Ama Zübeyde Kamalak’ın duruşmadan atıldığı gazetelere yansıdı..

Kamalak, Baro’dan yardım istedi..

Ardından ikinci duruşma gününde, Zübeyde Hanım yine başörtülü olarak duruşmaya gittiğinde, yine aynı muamele ile karşılaştı.

Ama yanında, baro yönetiminden tek bir avukat dahi yoktu..

Zübeyde Hanım, hakimi HSYK’ya şikayet etti.. 

Baro yine ortalıkta yok..

Baro, kendi üyesini, bir hakimin keyfi kararına karşı savunmadı.. Savunmak istemedi..

Yok yok..

Son olaydaki gibi..

İstanbul Baro Başkanı’nın kalkıp Ankara’ya gitmesini falan istemedik..

Sadece Ankara Barosu’ndan bir temsilci duruşmaya gelse idi, onunla dahi yetinirdik biz..

Ama kimseyi göremedik..

Akit o vicdansızlığı yazdı..

10 yakın suç duyurusuna muhatap oldu. 

Tazminat davaları açıldı..

Hatta mahkumiyet kararı bile verildi..

Dahasını söyleyeyim..

Ankara Baro başkanı açıklıyor, “Şikayetimiz üzerine, Adalet Bakanı geceyarısı attığı imza ile hakim hakkında soruşturmaya izin verdi, hemen hiç bekletmeden, HSK Başkanvekili evrakı 1. Daire’ye sevketti..”

Afedersiniz beyler..

Biz Zübeyde Kamalak’ın kendisini duruşmadan başörtü sebebi ile atan hakim için verdiği şikayet dilekçesinin izini, aylarca bulamadık.. Yıllar sonra, “Bir kısmı zamanaşımına uğramış” dediler, bir kısmı için de, sembolik bir müeyyide ile kapatıldı..

Ankara Barosu ise.. 

Son olayda, “Bana yapılan saygısızlık, tüm avukatlara yapılmıştır. Aslında yargıya yapılmıştır” diyen Hakan Canduran, duruşmadan başörtülü avukatı atan hakim hakkındaki atama kararını “sürgün” olarak nitelendirmişti.. Yani, avukat başörtülü olunca.. “At dışarı gitsin” denilmişti.. 

Hatta, duruşmadan atan hakime uyarı verilip, bir başka ile atandığında, “Hop dedik.. Hakim avukatı, tabii ki isterse duruşmadan atar. Hakime niye uyarı veriyorsunuz, niye başka ile atıyorsunuz ki? Bu sürgündür” demişti..

Avukatı duruşmadan atan hakime destek çıkmıştı..

Heyhat.. Heyhat.

Ne kadar ikircikli..

Ne kadar çelişkili..

Ne kadar “bir öyle, bir böyle” tavırların sergilendiği bir dünyada yaşıyoruz..

Heyhat!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp