Hadi gidin yatın!

Hadi gidin yatın!


Hadi gidin yatın!

 

 

CHP “terör sorunu”nun çözülmesi için elini taşın altına koyacakmış... (Diyarbakır analarının yanında saf tutmamanın mazereti...)

Peki, CHP bu devasa sorunu nasıl çözecekmiş? 

Konuyu Meclis’e taşıyarak... (Bu da, terörle bağını kesmeyen HDP’yi meşrulaştırma hamlesi...)

Terör sorunu nasıl çözülür? 

PKK’nın “sahipleri”yle görüşüp anlaşarak... Bu da CHP’nin boyunu aşar. 

CHP, önce, terörü sevk ve idare edenlerin (yani ABD ve Pensilvanya’nın) güdümündün çıksın. 

Hatırlıyoruz ve hiç unutmuyoruz: 

PKK’nın silah bırakmaya teşne bir görüntü verdiği günlerde, CHP, örgütün “siyasi şubesi” gibi çalışan partiyle (HDP’yle) neredeyse kanlı bıçaklıydı...  

PKK’nın silah bırakacak olması (çözüm süreci, silah bırakma sözü üzerine başlamıştı, hatırlayacaksınız) morallerini çok bozmuştu; mutsuzluklarını gizleyemiyorlardı ve sürekli çözüm sürecini sabote eden açıklamalar yapıyorlardı.  

Öyle ki, bizzat CHP tarafından hazırlanmış “Kürt Raporu”nu bile inkâr etmişlerdi; “Biz bu raporu kabul etmiyoruz, Baykal döneminde hazırlanmış, kendiliğinden gelip masaya konmuş bir metindir” diyorlardı.  

CHP böyleydi de, “barış ve çözüm” diye tutturan aydınlar farklı mıydı?  

Biri dağlara vurmuştu kendini, “Sakın silah bırakmayın... Erdoğan sizi aldatıyor... Silah bırakmak ağırınıza gitmiyor mu?” diye terörist ayartıyordu.  

Biri, “Bu Kürtler böyledir...” mealinde yazılar yazarak, HDP (o zamanki ismiyle BDP) tarafından satışa getirildiklerini ima ediyordu.  

Kim satmıştı?  

Satışa çıkarılan neydi?  

Bunu bir türlü bilemedik.  

Bildiğimiz şuydu: PKK “silah bırakma” sözü verinceye kadar, bu aydınımız, PKK siyasetiyle yan yana duruyordu ve içi boş “barış” sloganları atıp duruyordu. 

Ne zaman ki “çözüm süreci” akamete uğradı (PKK, “Ancak Sayın Öcalan’ın bizzat iştirak edeceği kongrede silah bırakıp bırakmayacağımıza karar veririz” demeye başladı, yani çözüm masasını devirip kaçtı) CHP ve barışsever (!) aydınlarımız anında aslına rücu etti ve HDP’ye (o zamanki ismiyle BDP’ye) yanaştı. 

Bunlar kan döken PKK’yı seviyor.  

Kan dökmeyen PKK’yı ise “suç ortağı” olarak görüyor.  

Nitekim öyle oldu:  

Bütün o Oslo sürecini, müzakereleri, çözüm görüşmelerini eleştiren; PKK zımni çatışmasızlık sürecine onay verdiği için hafakanlar geçiren; “Silah miadını doldurmuştur, artık siyaset yapma zamanı” diyen Öcalan’a “bebek katili”, “terörist başı” sözleriyle mukabele eden CHP (şimdi bu sıfatları ağızlarına almıyorlar), akabinde bir “siyasi hamle” yaptı. 

Bülent Tezcan marifetiyle dönemin yöneticileri ve kamu görevlileri hakkında “terör örgütüne yardım ettikleri” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu... 

Yani, bir tek silahın bile patlamadığı çözüm sürecini yargılamaya kalktılar... “Çatışmasızlık” döneminin aktörlerini ise “terör örgütünün yardakçıları” ilan ettiler.  

Bunları yaptılar ama kentleri ve kasabaları “silah deposu” haline getiren, yollara mayın döşeyen, sokak başlarına barikat kuran, asker-polis öldüren, sivilleri yerlerinden yurtlarından eden, keskin nişancılar marifetiyle insan avlayan, camileri ve tarihi mekânları harabeye çeviren “çatışmacı” PKK’ya tek laf etmediler.  

Bilakis, terörle mücadele eden devleti suçladılar ve “hendekteki arkadaşlarının” moral motivasyonunu yükselten açıklamalar yaptılar.  

Bunlar terör sorununu çözecek... 

Öyle mi? 

Hadi gidin yatın! 

 

star

Google+ WhatsApp