Haddi aşmak

Haddi aşmak


Haddi aşmak

 

 

Yeryüzünde Allah’ın tespit ve tayin buyurduğu had ve hudutları unutanlar, Şeytanın istlâsına uğrayanlardır. Şeytan tarafından istilâ edilip ele geçirilmiş olanların gündeminde Allah’ın dini, Allah’ın hudutları olmaz. Onlar ya kendi heva ve heveslerinden had ve hudutlar tayinler veya Allah’a rağmen had hudut tayin edenlere tabi olurlar. Rabbimiz buyuruyor:  “Şeytan onları hâkimiyeti altına alıp kendilerine Allah’ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar hizbu’ş-şeytan/şeytanın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, hizbu’ş-şeytan/şeytanın tarafında olanlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Mücadele Sûresi/ 19)

Dikkat edilirse, bu âyet-i kerimede Allah’a ve Rasûlüne karşı hudud yarışına kalkışmak, hizbu’ş-şeytan’ın bir vasfı olarak gündeme gelmiştir. Şeytan bunların başlarına dikilip üzerlerinde egemenliğini kurmuştur. Şeytan bunların yularlarını eline almış ve istediği yere çekmiş, istediği şekilde onları yönlendirmiştir. Onlar Rabblerini bırakıp şeytanı velî edinmişlerdir. Rabblerinin gönderdiği dinle, kitapla, peygamberle ilgilenmeyip şeytanın peşine düşmüşlerdir. Allah’ın haram-helâl yasalarını bırakıp şeytan egemenliği altında kendilerince yasa belirlemeye, hayat programı belirlemeye kalkışmışlardır. Kendi yaratılışları üzerinde bile yetkileri, egemenlik hakları olmadığı halde egemenlik iddiasında bulunmuşlardır. Elbette Allah’a iman etmeyen, Allah’ın dinine teslim olmayan, Allah’la, Allah’ın kitabı ve Rasûlü’yle beraber olmayan insanlar şeytanın kulu, kölesi olmak zorundadır. Yani Allah dininin alternatifi şeytan yoluna girmektir. Kur’an’ın, vahyin alternatifi şeytan egemenliğine girmektir. Rahmân’ın vahyiyle beraber olmayan kişi, elbette şeytanın esiri olacaktır. Çünkü o kişi Allah’la beraber olmamayı istemiştir. Allah’tan, Kur’an’dan uzaklaşan bir kişinin şeytana yaklaşması da kaçınılmaz olacaktır. Şeytan emredecek, o yapacaktır. Şeytan onları Allah’a isyana çağıracak, Allah’ın zikrini unutturacak, Allah’ın kitabıyla diyalog kurmamalarını emredecek, onlar da bunu yapacaklardır.

Şeytan onlara Allah’ın zikrini unutturmuştur. Allah’ı, Allah’ın âyetlerini, Allah’ın dinini, Allah’ın kendilerinden istediği kulluğu unutturdu, onlara da hayatlarının hiçbir birimine Allah’ın emrini karıştırmadılar. Hayatlarının hiçbir biriminde Allah’ı hatırlamaz oldular. Allah düşüncesini hatırlarına getirmez oldular. Allah’tan, Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz bir hayat yaşar oldular. Allah’ı, Allah’ın âyetlerini gündemlerinden düşürdüler. İşte bunlar şeytanın hizbidir. Bunlar şeytanın taraftarları, şeytanın aveneleridirler. Şeytana kulluk eden, şeytanı dinleyen, şeytanın peşi sıra giden çömezleri, yardakçılarıdır bunlar. Kesinlikle bilesiniz ki bunlar zarar edenlerdir, hem dünyada, hem de ukbâda kaybedecek olanlardır bunlar. Dünyada da, ukbâda da eli boşa çıkacak olanlardır bunlar. Ne bu dünyada, ne de ahirette başarıya ulaşmaları mümkün değildir bunların. Bunların bir başka özellikleri de şudur:

Allah’ın arzında haddi aşmak, Allah’a karşı, Allah’ın Peygamberine karşı hudud yarışına kalkışmaktır. Böyle davranış, alçaklık ve zillettir. Rabbimiz uyarıyor: “Allah’a ve peygamberine karşı hudud yarışına kalkışanlar var ya, işte onlar en aşağı kimselerin arasındadırlar.

Allah, “Şüphesiz ben ve peygamberlerim galip geleceğiz” diye yazmıştır. Şüphe yok ki, Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” (Mücadile Sûresi/20-21)

Evet, Hizbu’ş Şeytan’a mensup olanlar, Allah ve Resûlü’ne karşı had yarışında bulunan kimselerdir. Allah ve Resûlü’yle hudut yarışında olan kimselerdir. Allah nasıl hayat için bir had çizmişse, bir hudut tespit etmişse, bunlar da Allah’ın hayat için çizdiği hadlerini, hudutlarını beğenmeyerek ondan daha güzelini çizme yarışı içinde olan insanlardır. Allah insanların hayatına nasıl ilkeler, yasalar, prensipler, hayat programları belirlemişse Allah’ın yasalarını beğenmeyerek ondan daha iyi yasa koymaya soyunan insanlardır bunlar. Allah ve Resulü’nün karşısında olanlardır. Allah ve Rasûlü’yle çatışma içinde olanlardır. Allah ve Resûlü’nün karşısında yer alanlardır. Tanrılık, peygamberlik iddiasında olanlardır. İşte bunlar insanların en rezilleridirler, diyor Rabbimiz. Zelillerin, aşağılıkların ta kendisidirler bunlar.

Sormuşlar dervişe;

-Hayat nicedir?

Demiş ki;

-Hafız! Hayat bir bilmece, attığın her adım bir hece. Çözene gündüz, çözmeyene gece!

İnsanın kendi haddini aşması, Allah‘ın tespit buyurduğu hududun dışına çıkması adalete değil, zulme ve zalimliğe kapı açar. Mesela israf haddi aşmaktır. Fuzuli, gereksiz harcamalarda bulunmaktır. Bu memleketi bitirenler, lüks ve fuzuli harcamaları zaruri ihtiyaç haline getirenlerdir.

Kişinin sahip olduğu bilgi; kişinin haddini bilmesini sağlamıyorsa ya putlaşmıştır veya putlaşanlara tapmıştır. Hayatta çok şey bilmenize gerek yok, haddinizi bilin yeter. Haddini bilmeyen Müslüman da olsa firavundan beter!

Hak edenden esirgemeyi, hak etmeyene vermeyi alışkanlık haline getirdiğimiz günden bu yana haddimizi aşıyoruz. Hayatımızda kuvvetsiz adaletin acizliğini, adaletsiz kalan kuvvetin de zalimliğini yaşıyoruz. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp