Haçlıların içimizdeki serpintileri

Haçlıların içimizdeki serpintileri

Haçlılar bir coğrafyanın ürünü veya özel bir coğrafyaya mahsus veya özel değildir. Nitekim Yeni Zelanda ‘seffah’ı/canavarı’ Brenton Tarrant coğrafi olarak değil sadece kültürel anlamda batılıdır. Kökleri İngiltere veya İskoçya’ya dayansa da dünyanın öteki ucanda yaşamakta idi. Tarrant, coğrafyayı aşan bir kimlik ve aidiyet içinde

Haçlıların içimizdeki serpintileri

 

 

Haçlılar bir coğrafyanın ürünü veya özel bir coğrafyaya mahsus veya özel değildir. Nitekim Yeni Zelanda ‘seffah’ı/canavarı’ Brenton Tarrant coğrafi olarak değil sadece kültürel anlamda batılıdır. Kökleri İngiltere veya İskoçya’ya dayansa da dünyanın öteki ucanda yaşamakta idi. Tarrant, coğrafyayı aşan bir kimlik ve aidiyet içinde. Bununla birlikte ailesine göre Avrupa ülkelerine yaptığı seyahatler onu değiştirmiş. Avrupa ülkelerine yönelik gezilerine Türkiye ile İsrail’i de katmış. Buralarda tarih üzerinden ideolojik bir misyon devşirmiş. Çevresinden ve hayattan kopuk bir biçimde kendini bilgisayar ve bilgisayar oyunlarına vermiş, kaptırmış. Bu amillerin bileşkesi olan bu hasta kafa sonuç itibarıyla sanalını aratmayan gerçek bir katliam işledi. İnsanlar köklerinden, çevrelerinden ve değerlerinden koptukça bunalma düşüyor ve canavarlaşıyorlar. İnsanlık köklerinden koptukça ontolojik bir felaketin eşiğine varıyor. İnsanlığı uçurumun kenarına getiren Batı medeniyeti intihar ediyor. Burada Mısırlı merhum Doktor Mustafa Mahmut’un sözleri, yazdıkları kulaklarımda çınlıyor. Teknolojiyi Deccal olarak tasavvur ediyordu. İnsanı fıtratın ötesine ve tabiat sonrasına taşıdığı için pek haksız da sayılmaz. Teknoloji bir biçimde fıtrata ve dünyanın fıtratı olan tabiata yabancılaşmak anlamı taşıyor ve insanlığın varlığını tehdit ediyor. Yapay zekâ gibi unsurlar insanı ve insanlığı devre dışı bırakıyor. Çok yönlü sonuçlara yol açıyor. İnsanlık merhametle donanmaz ve insanlık değerlerini yeniden kuşanmaz ise robotların paralelinde teknolojinin ürünü Tarrant gibi zombiler üretecektir. İnsanlığın ufkunda yarı insan yarı robot hibrit kuşaklar belirecektir. Teknoloji insanlığın genetiğiyle oynamaktadır.

Yeni Zelanda meselesi bizim tasavvur ettiğimizden de derin. Sosyolojik zeminde küresel bir hastalığın semptomu, belirtisi ve göstergesi.

Peki! Batı coğrafyasına ait olmadığı halde bölgemizde, içimizde Haçlılar yok mu? Fazlasıyla var. Bunlar şamatalarıyla ortaya çıktılar. Duruşlarıyla zaten bölgede Haçlıların safına düşenler var. İslam dünyasına ve Müslümanlara karşı konum alan bu koalisyonun, çarkın, parçalarından birisi İsrail, ötekisi şarkın Sırpları olan Marunîler ve onlara ilaveten Ortadoğu’nun Sırpları Nuseyri azınlığı temsilen Esat hanedanlığından başkası değil. Sıfat olarak bölgenin Sırplarını temsil edenleri tespit ettiğinizde karşımıza potansiyel olarak Brenton Tarrant’ın ortakları, geniş cephesi çıkmaktadır. Bu ittifakın izini sürdüğümüzde şamatacıların geniş spektrumu ortaya çıkar. Sözgelimi Şarkın Sırplarını temsil eden zümreler arasında olan Marunî kitlenin siyasetçilerinden Jozef Ebu Fadıl Müslümanları yani Sünnileri bölgeden atmaktan ve kovmaktan ve bu çerçevede ABD ile Avrupa ile ortak hareket etmekten bahsetmektedir. Bu sözleriyle yerel bir Haçlı olduğunu ortaya koymuştur. Marunî Cumhurbaşkanı Michel Aoun dönüp dolaşıp Safevi ortaklığında, Esat yandaşlığında karar kılmıştır. Onları bir araya getiren Osmanlı ve onun temsil ettiği değerlerin düşmanlığıdır. Neden Brenton Tarrant’ın hedefleri arasında bu zümreleri temsil eden bir isim yok. Hamaney veya Hasan Nasrallah veya Esat gibi! Olamaz zira onlar ortak cepheyi temsil ediyorlar.

Brenton Tarrant’ın ortaklarından birisinin de Nuseyri zümresinden ve Esat yandaşı Beşşar Berhum olması bir rastlantı olamaz! Sosyal medyada Raşib Mevheret takma ve müstear ismini kullanan Beşşar Berhum bir konuşma kaydında şunları söylemiştir:” Ellerin dert görmesin Brenton Tarrant! Ellerine sağlık! Ama hac mevsiminde Mekke’ye de bir uğra! Orada bol ve değerli av bulacaksın…”

Brenton Tarrant ve Esat kafadarı Ekşi Sözlük Yazarı A.A. da benzeri bir dilekte bulunuyor.

Nuseyri asıllı Sırp Beşar Berhum Mekke’de Kâbe temizliği yapmasını isterken Ekşi Sözlük yazarı A.A. da Yeni Zelanda’ya gelmişken bir de Türkiye’ye uğraması temennisinde bulunuyor ve şu ifadeyi kullanıyor:

“Videoyu izlerken Türkiye’ye gelip bu Cuma camileri temizlese diye iç geçirdim”

Bu bize Tevfik Fikret’in ‘şanlı avcı’ dize ve mısralarını hatırlatıyor:

Ey şanlı avcı, tuzağını boş yere kurmadın, attın ama yazıklar olsun ki, vuramadın!

“Ey şanlı avcı, damını bi Hüda kurmadın,

Attın, fakat yazık ki, yazıklar ki, vuramadın.

Dursaydı bir dakikacağız devr-i bi-sukun

Bir hayır olurdu, misli asırlara geçmemiş”

Kısaca Şarkta mankurt düzeyinde bir sürü Haçlı kalıntısı ve yerli Haçlı bulunmaktadır. Demek ki Haçlılık bir coğrafya meselesi değil, kültürel bir meseledir. Batı kültürüyle meşbu ve köklerinden kopmuş kitleler Brenton Tarrant olmaya adaydır ve potansiyel olarak uyuyan bir hücredir.

Batı medeniyeti teknoloji medeniyeti olarak mekanik robotlar ile zombi tarzı yarı robot insanlar üretiyor. İnsanın yaratılış gayesine uzak bir mecra çiziyor. Batı medeniyeti insanın kendine yabancılaşmasıdır. İnsanlık kendine dönerse bu vartadan kurtulabilir.

 

 

Mustafa Özcan/Fikriyat

Google+ WhatsApp