Haccın imkânları

Haccın imkânları


Haccın imkânları

 

 

Bir hac daha sona erdi. Suudi Arabistan resmî makamlarının yaptığı açıklamaya göre, 2019 haccına iştirak edenlerin sayısı 2 milyon 489 bin 406. Hac vizesi dışında başka yollarla Mekke’ye giriş yapanların dâhil edilmediği bu rakamın yüzde 55,65’ini erkekler, yüzde 44,35’ini ise kadınlar oluşturdu.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Bir milyon 855 bin 27 kişi yurtdışından gelirken, 634 bin 379 kişi de Suudi Arabistan sınırları içinden hacca katıldı. Hacıların yüzde 93’ü hava yoluyla, yüzde 5,2’si kara yoluyla, kalan kısmı da deniz yoluyla Hicaz’a ulaştı. Söz konusu rakamlar, Suudi Arabistan yönetimini ve bilhassa Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın eleştirilere konu olan siyaset üslubunu protesto için yapılan boykot çağrılarının etkisiz kaldığını gösteriyor.

Tahminlere göre, Suudi Arabistan’ın hacdan elde ettiği gelir, 6 milyar dolar civarında. Buna yıl boyu devam eden umre ziyaretleri de eklendiğinde, rakam iki katına çıkıyor. Konaklama, ulaşım, yemek, hediyelik eşya, hurma, zemzem, iletişim ve diğer ihtiyaçları için harcama yapan hacı ve umrecilerin Suudi Arabistan’a kazandırdığı para, petrol gelirlerinden sonraki ikinci büyük kalemi oluşturuyor. Şu anda yıllık ortalama 2 milyon hacıyı ve 7 milyon umreciyi ağırlayan Suudi Arabistan, 2020’de hacı sayısını 5 milyona, umreci sayısını ise 15 milyona çıkarmayı hedefliyor. 2016’da Veliaht Prens tarafından açıklanan “2030 Vizyonu” ise, 2030 yılına gelindiğinde, yıllık 30 milyon Müslümanın umre için Mekke ve Medine’yi ziyaret etmesini öngörüyor. Hac ve umre için Suudi Arabistan’a gelenlerin, aynı zamanda ülkedeki diğer tarihî ve turistik mekânları da ziyaret etmesini isteyen Suudi yönetimi, bu çerçevede daha önce uygulanan “Mekke ve Medine dışında diğer şehirlerin ziyaret edilmesi yasağı”nı bu yılki hacdan hemen önce kaldırdı. Hacı ve umreciler, artık Tâif, Hayber, Ulâ, Medâin Sâlih gibi tarihî şehirleri herhangi bir kısıtlama olmaksızın ziyaret edip gezebilecekler.

Bu istatistik bilgilerinin de gösterdiği gibi, Harameyn’i yönetme imtiyazı, Suudi Arabistan’a sadece siyasî ve dinî bir güç katmıyor, aynı zamanda muazzam bir ekonomik gelir de sağlıyor. Suudi Arabistan eski İstihbarat Şefi Prens Turkî el Faysal’ın “Haccı, bir egemenlik meselesi, hizmet ve şeref olarak görüyoruz. Bu konuyu tartışmaya açtırmayız. Bu şeref ve imtiyazdan vazgeçmemiz mümkün değildir. Haccın idaresinin İslâm ülkeleriyle paylaşılması ve ortaklaşa yürütülmesi de söz konusu olamaz” şeklindeki açıklaması, bu bağlamda büyük anlam kazanıyor.

Prens Turkî böyle kendinden emin konuşadursun, Suudi Arabistan, hac organizasyonlarında uzun yıllar boyunca ciddi acemilikler yaşadı, İslâm dünyasına da yaşattı. Binlerce Müslümanın hayatını kaybettiği izdihamlar ve yangınlar, “takdir-i ilahî” olarak geçiştirilmeye çalışılsa da, hâlâ Müslüman dünyanın zihninde canlılığını koruyor. Harcanan onca emeğe ve sağlanan önemli ilerlemeye rağmen, hac ve umre hizmetlerindeki mevcut eksiklikler ve organizasyon bozuklukları, Suudilerin, en azından istişare noktasında profesyonel yardım almaları gerektiğini ortaya koyuyor.

***

“Mekke ve Medine’nin ortak bir akıl tarafından ve İslâm dünyasındaki bütün ülkelerin temsilcilerinden oluşacak bir konsey eliyle yönetilmesi” hülyası, sıklıkla dile getirilen bir düşüncedir. Hatta zaman zaman “Vatikan Modeli”in önerildiği bile görülür. Buna göre, Harameyn bir “şehir devleti” biçiminde dizayn edilecek, İslâm dünyası da buradaki bütün gelişmelere ve faaliyetlere müdahil olabilecektir. Haccın organizasyonu, Mekke ve Medine’nin imarı, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’deki hizmetler vb. tamamen Müslümanların hepsinin katılımıyla gerçekleştirilecektir.

Kâğıt üzerinde gayet şık ve mantıklı duran bu hayal, birçok nedenle, ne yazık ki tatbik imkânından oldukça uzak. İslâm ülkeleri arasındaki siyasî ihtilaflar, dinî yorum farklılıkları, ekonomik rantın bölüşümünde ve dağıtımında yaşanacak anlaşmazlıklar, tarihsel rekabetler ve diğer unsurlar, Mekke ve Medine’nin “ortak akıl tarafından” yönetilmesini imkânsız kılan başlıca nedenler. Tarihsel tecrübede de, Harameyn her zaman güçlü bir siyasî iradenin kontrolünde kalmış. O siyasî irade gevşediğinde ise, bazen Hicaz’a gidip gelmenin bile mümkün olamadığı karmaşalar yaşanmış.

«««

Hacla ilgili bir diğer hayal de şu: “Müslüman dünyanın temsilcileri, hac günlerinde bir araya gelsinler, ülkelerindeki problemleri istişare etsinler, çözüm yolları arasınlar. İşbirliği ve istişare imkânları bu şekilde geliştirilerek, her hac mevsimi Müslümanların problemlerinin çözümüne vesile olacak biçimde değerlendirilsin.”

Yine kâğıt üzerinde gayet şık ve mantıklı duran bu düşünce, ilginçtir, tarih boyunca bu biçimiyle neredeyse hiç tatbik edilmemiş. Hz. Peygamber dönemi ve Râşid Halifeler devrinin ilk yarısı hariç, hacda “ümmetin tek yürek halinde toplanması” olgusu, neredeyse hiç tahakkuk etmemiş. Tarih boyunca, hac sırasında Müslümanlar tarafından genel istişareyle alınan bağlayıcı herhangi bir karara rastlanmadığı gibi, ümmeti ilgilendiren herhangi bir ciddi sorunun hacda işbirliği ve istişareyle çözümlendiği bir örnek de görmüyoruz.

Eski dönemlerin iptidai ulaşım ve iletişim şartlarında, haccın bu hikmetinin yeterince ortaya çıkarılamamış olduğu, günümüzde ise bu anlamda bazı adımların atılması gerektiği savunulabilir. Bu, mantıklı bir öneri olur şüphesiz. Ancak yine “mevcut durumda” böylesi bir işbirliği ve istişare mekanizmasının çalıştırılması, sayısız siyasî ve hissî engele takılacaktır. Belki, ferdî ve küçük çaplı bazı girişimlerle, işi devletlerden beklemeden, sivil iradenin inisiyatif alması gerekebilir. İslâm dünyasının STK’larının, düşünce kuruluşlarının, yardım kurumlarının ve vakıf-derneklerinin hacla ilgili kafa yormaları lazım gelen yer, belki de tam burasıdır.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp