Âh etmek

Âh etmek


Derin ve içli bir sesleniş. İçten bir vurgun. İnsanın insandan çektiklerinin içten gelen patlaması. Tıpkı bir yanardağın içten patlaması, lavlarını püskürtmesi. Bu, bir isyan değil, bir iç çekiştir.

İnsan gönlü, kalbi çok narin, naif. Onun güzelliği güzellikleri içinde barındırmasıdır. Tıpkı Tanrı’nın evinin oluşu gibi. insanın en duyarlı alanı. Bedenin zedelenmesi, yaralanması, darbe görmesi anlık ve geçicidir. Bir insanı kazanmanın, gönlünü etmenin tek merkezi. İnsanın can evi. İnsanın insanı incitmesi kırması bedenin incinmesi değildir. Bunlar görünür hâllerdir, bir süre sonra kendini bulur düzelir. Fazla değişen bir şey olmaz. Darbe yiyenin kendisi de unutur olanları.

Unutulmayan bir yer var ki gönlüdür, kalbidir. Ah insanın Allah ile kurduğu en etkili dildir. Bu dil seslenişi Onda kendini bulur.

Ah bir beddua mıdır, değildir. Bir içleniştir. Sözle söylenemeyen bir içleniş. İnsanın kendi iç dünyasındaki bir sarsılış. Yetimin ahından sakınılması dilenir. Çünkü o savunmasızdır. Ya da bu, genel için de geçerli. Mazlumun ahı dağları devirir. Büyük mazlumlar arşı titretir. Melekler onunla birlikte içlenir ve ağlarlar. Çünkü onlar bu iç dünyanın tanığıdırlar. İnsanın talip olduğu yukarı mertebeler tehlike basamaklarıdır. Kendi dünyasında olanın sorumluluğu önce kendinedir. Kendisinin dışında dar bir dairesi bulunur. Halka genişledikçe insan gönülleri o dairenin içinde olmaya başlar. Kendisiyle başa çıkamayan başkalarının sorumlulukları altından nasıl kalkar.

Depremler olur içten ve derinden bir sarsılış olur. Etki alanında bulunanların tamamı o sarsıntıyı derinden yaşarlar.

Gönle açılan kapı ses ile bakış ile tebessüm ile olur. Bir söz, bir dokunuş insanda çok şey değiştirir. Âşıklar birbirlerinin gönül kapılarını aralarlar oradan girerler. Bağlanış büyük olunca sadakati de büyük olur. Bu kapıların açık tutulması, insanın insana gönlen bağlanması sevgiyi çoğaltır. Ses tonu yükselince incinir insan. Karşısındakinin sınırlarını zorlar ve hatta aşar, baskı altına alır.
Düşünmenin ve ona bağlı sözlerin bir tartısı olur. Beyin, gönül veya kalp içindekileri safra gibi dışa vurmaz. O sadece kendi içinde içten ve derinden devinir. Sonra güzel ve tatlı sözler olarak dışa vurur. Velilerin gözü kalp gözüdür. İç bakışıdır. Büyük insanların sezgi sahiplerinin sesleri ve bakışları aynı kaynaktan beslenir. Gönül hoşluğunun iç rengi, iç bakışı ve iç seslenişi.

Bağırarak höykürenler gururlarını savururlar. Seslenişleri anlıktır, insan ruhuna ve kalbine işlemez. İnsanları o anlık devindirir, bir yerlere sürükler. Sürükleniş uçurumlara olur. Elini kalbine bastıran sesinin tonunu kendiliğinden ayarlar. Ya da kendiliğinden ayarlanır. Onun hâl dilidir konuşan.
Zulüm dağları heybetli görünse de, büyük olsa da Allah’ın yanında küçülür bir toz zerresine dönüşür. Çünkü onu dönüştüren ah ve enin sahipleridir. Gönül kapısı hak kapısıdır. Güzellikleri içine alır.

Heyheylenenlerin olduğu yerde uzak durmak sakınmak ve kendine mukayyet olmadır. Uzak durma kendini korumadır. Derin susuş, içleniş insanı kendine getirir. Ses yükseldikçe karşısındakiler incinir. Mekanik olmayan ezanın etkisi insanı derinden yakalar. Her güzel müzik de böyledir.
Gürültü ve kaos yüzyılında insan olma erdemi içliliktir, kendini bilmedir. İnsanın gönlüne dokunan melekler gibidir insan dokunuşu.

İnsanın uzun yolculuğunun sınırları var. Gücünün de… Güç bedenin, ya da kendisine sağlananların gücüdür. İnsanın kendisi bir başına hem çok yücedir hem de çok küçüktür. Büyük insanların izleri ve eserleri belirgindir. Onların gönül dağından oluşan güzellikleridir.

Google+ WhatsApp