Güzel ve çirkin

Güzel ve çirkin


Güzel ve çirkin

 

Modern dünyâda karşıtlıklar bütün çıplaklığı ile tecessüm ediyor. Bu yüzden olsa gerekir ki hem “analitik” hem de “trajik” düşünceye meftundur modern zihniyet. İlki modern bilime; diğeri ise modern sanatlara bel veren müthiş iki kaynaktır. Her iki bakışın da antikiteden devşirilmiş olduğunu biliyoruz. Analitik düşüncenin mantığını Aristotales’in meşhûr “tasımsal” mantığı veriyordu. Buna göre a sâdece a’dan ibâretti ve asla b olamazdı. Trajedya ise insan hayâtında birbiri içine katılamayacak , iki karşıt seçeneğin geriliminde duyguları zorluyordu. Sheakespeare’in Hamlet’indeki meşhûr “Olmak veyâ Olmamak” tiradıyla sâdeleştirdiği insanlık durumlarıdır bunlar.

Bâzen düşünürüm, diyalektik düşünce temelinde dünyâya bakan birisi “olmak veya olmamak” sözünü nasıl yorumlardı acaba? Meselâ sûfî bir hakim ne derdi bu lâfa? Muhtemelen diyeceği şu olurdu: “Vallahi biz öyle demeyiz; bize göre bu lâfın doğrusu ; Olduğunu sanma; bil ki olmuyorsundur. Olmadığını söyleyenlere aldırma, kimbilir belki de olmayarak olma yolundasındır”..

Trajedya kahraman üretir. Prometheus insanlar için tanrılardan ateşi çaldı. Cezâsı bir kayaya zincirlenmek; ciğerinin bir kartal tarafından “sonsuza kadar” parçalanmasıydı. Trajedya kahramânı âkıbetini bâzen bilir; bâzen de sezer. Ama buna “rağmen” yapmaması gerekeni yapar ve bu bedeli öder. Zâten kendisini kahraman yapan da bu özverisidir. Diyalektik ise, trajik bakış karşısında “anti-kahraman” bir bakışı temsil eder. Gerek analitik, gerek diyalektik karşıtlıkların varlığını teslim eder. Aralarındaki fark ilkinin “sızdırmazlığı” , diğerinin ise “sızdırmayı” esas almasıdır. İnsanın karşıtlıklar arasında savrulduğu bir dünyâda kim kahraman olabilir ki?

Bir kaç gün evvel bir haber dikkâtimi çekti. Londra’da 20 yaşında bir genç ,Tate Galeri’de sergilenen ve 157 Milyon TL fiyat biçilen, 1944’de yapılmış olan bir Picasso tablosuna bıçaklı bir saldırı düzenlemiş. Tablo bir hayli hırpalanmış ve sergiden kaldırılmış. Hâdisenin fâili olan genç ise tutuklanmış..30 Ocak târihinde yapılacak olan duruşmaya kadar tutuklu kalacakmış.

Bu haberi nasıl değerlendireceğiz? Muhtemelen sanat âşıkları, vulgarizmin tecâvüzüne uğrayan bu “şahesere” odaklanacaklar ve mâtem tutacaklardır. Onları konuştursak muhtemelen sanatlar ve inceliklerin ne kadar naive ve karanlık ve hastalıklı insanların saldırısına ne kadar açık olduğunu dramatik ifâdelerle anlatacaklardır. Canım, târih zâten inceliklerle kabalıkların, medenîlerle gayrı medenîlerin ezeli mücâdelesinden ibâret değil midir? Trajik olan da şudur: Güzel , ince ve kırılgandır. Çirkin ise kaba ve kırıcıdır. Sanatçılar güzeli üretecek; kaba saba, güzellik düşmanları ise onları kırıp dökecektir. Devrân böyle gelmiş, böyle gidecektir.

Bu tarz değerlendirmeleri boşa çıkartacak olan, bu şaheserin fiyâtıyla alâkalıdır. Sâkin ama sorgulayıcı bir akılyürütmeyle sorulacak bir soru ihmâl ediliyor gâliba. Bu tablonun fiyâtı nasıl oluyor da 157 Milyon TL oluyor? Bir “şaheseri” fiyatlamak neyin nesidir acaba? Neden 157 Milyon da,meselâ 264 Milyon değildir? Eğer bu “eser” söylendiği gibi eşsiz ise 157 Milyonluk bir bedel neyin nesidir? Hayatımızın en değerli varlıkları fiyat biçemediklerimiz değil midir? Bir şeyi fiyatlamak onun değerini söndürmek değil de nedir? Bir şeyin çok, ama çok pahalı olması , onun aynı zamanda değerli olduğuna mı delâlet eder? Tabiî ki kimse kolay kolay bu sorulara evet demeyecektir. Pahayı azaltarak değil arttırmak ile de değeri söndürmek mümkündür. Demek ki, Picasso eğer çok ama çok değerli ise meta-ekonomik olmak zorundadır. Onu fiyatladığımız zaman , ekonomik kılmış, metâlaştırmış oluruz. (Marx’ın değişim değeri ile kullanım değeri arasında yaptığı ayırım , merâmı İtibârıyla doğru olsa da, kavramsal olarak bana çok da tutarlı gelmiyor). Demek ki, bu resmin sergilenmesi-piyasaya çıkarılması- ve alınıp satılmaya konu olacak bir fiyatla fiyatlanması , o gencin yaptığından daha ağır bir tahribattır. Veyâ şöyle söyleyelim: Bu gencin eylemi, eğer tahribat temelinde bakılacaksa , zâten tahrip edilmiş bir değeri fiziken tahrip ederek süreci tamamlamaktan ibârettir. Yoksa ona kızanlar, suçu üzerlerinden atmak mı istiyorlar? Bu arada bu işin baş ticâretini başarılı bir pazarlamayla bizzât sosyalist Picasso başlattıysa ne diyeceğiz? Sattığı her eser, Picasso’nun resim değerini kendisinin sönümlendirmesinden başka ne olabilir? Satıldıktan sonra kendi kendisini imhâ eden bir resim yapan Banksy’nin eylemiyle , bu gencin eylem sakın ola aynı düzlemin işleri olmasın? Biri bana başarılı bir pazarlamacı olduğu yazılıp çizilen “sosyalist” Picasso ile tam bir anti-kahraman olan Banksy arasındaki farkı anlatabilir mi?

Başka bir soru soralım ve bitirelim: “”Muhtemelen çulsuz olan bu gencin cebinde bu para olsaydı ve bu tabloyu satın aldıktan sonra mülkiyet halkını kullanarak parçalasaydı ne diyecektik? …

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp