Güzel bir insan Kemalettin Erbakan

Güzel bir insan Kemalettin Erbakan


Erbakan kardeşlerin ve ailesinin en küçüğü Kemalettin Erbakan. Kardeşlerin isimlerine tek tek baktığımızda bir babanın çocuklarına isim tercihlerinden nasıl bir dünyaya ve ruha sahip olduğu anlaşılıyor. Nizamettin, Necmettin, Selahattin ve Kemalettin. İslâm kültür bilinçli. Nizamettin, dinin düzeni, nizamı. Necmettin dinin güneşi, Selahattin, dinin kurtuluşu, Kemalettin dinin olgunluğu. Hemen hepsi üst düzey tahsilli. Nizamettin Erbakan, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermontolji ve Mikoloji Anabilim Dalı profesörü. Selahattin göz doktoru ve profesörü. Erbakan Hoca malum. Kemalettin Bey ise diş doktoru.

 

Kemalettin Bey’le bir dönem birlikte olduk, çalışmalar yaptık. Kendilerini o dönemde yakinen tanıdım. Göz önünde olmayan, geri planda kalan, dünyasında özel bir kişi. Diş hekimi. Birçok özelliği olduğu gibi onun bu yönü de bilinmez.

 

Birlikteliğimiz 2010 öncesinde. Her hafta Bayrampaşa’da kendilerine ait bir mekânda uzun süre, her cumartesi Yılmaz Bayat, Hasan Durmuş, Reşat Erol, Halis Özdemir, Sedat Özgür ve ben bir araya geldik.

 

Sürekli kitap okurdu. Okuduğu kitapların önemsediği satırları renkli boyalı kalemlerle üstünü çizerdi. Araya kâğıtlar koyar, tekrar döner bakardı. Analitik yorumları, değerlendirmeleri oldukça güçlüydü. Konular açılınca daha çok karşındakilerin düşüncelerini alır, önemserdi. Kendisinde karşılığı bulunan sorular sorardı sürekli. Mutlaka öyle ya da böyle bir karşılık beklerdi, bu konularda ısrar ederdi. Zeki ve çok titizdi. Hiçbir ayrıntıyı atlamıyordu.

 

Elinin altında mutlaka malzeme olurdu. Haftalık görüşmelerimizde mutlaka bir konu belirler, o konular hakkında karşılıklı konuşur ve tartışırdık. YADA’da yayıncılık yapma düşüncesi vardı. Buna bağlı olarak farklı açılımlar düşünüyordu. Siyasal ve kültürel çalışmaların birlikte olmasını arzu ediyordu. Bir ekip oluşsun istiyordu. Geçmişte yaşadığı kimi durumlardan dolayı temkinliydi.

 

Gazetedeki yazılarımı yanında getirir, kimi soruları oradan bana yöneltir. Katılmadıklarını veya kendine göre bakış açısıyla değerlendirirdi.

 

Zekiydi, konuşmaları veya ödevlendirmeleri unutmazdı. Bir sonraki hafta gündeme getirirdi.

 

Birlikte olduğumuz o dönemde düzenli kimi çalışmalarda bulunduk. Erbakan Hoca’nın milletvekilliğinin ilk dönem meclis konuşmalarını Hasan Durmuş toparladı bana verdi. O dönem konuşmaların tamamı üzerinde çalıştım. Dipnotlarla geliştirdim. Dönemin siyasilerinin Meclis’teki tutumlarını, Erbakan Hoca’ya karşı Süleyman Demirel’in taktiklerini, çekişmelerini ayrıntılı olarak ekledim. Dönemin milletvekillerinden birinin sonradan bulunduğu itiraflarda Demirel kendi grubuna verdiği talimatta, “Erbakan konuşmaya başladığı andan itibaren dalgaya alın, sürekli gülün, ti’ye alın” denildiğine dair bilgileri de metne ekledim. Kimi konularda kendisinden bilgi aldım. Hoca’ya özgü kavramlara açıklamalar yapıyordu. Çalışmayı tamamladım, Kemalettin Bey’e dosya olarak verdim. Kitaplaşacaktı, öylece kaldı.

 

Hasan Durmuş ile birlikte Erbakan Hoca’nın belgeselini hazırlayacaktık. Çocukluğundan itibaren, gelinen zamana kadar. Kemalettin Bey ön bilgi olarak çok şey aktardı. Bunları Hasan Durmuş not alıyordu. Planlamada, o zaman yaz mevsimlerinin siyasal durgunluk dönemlerinde Altınoluk’a gidilecek, kameralarla çekim yapılacaktı. Bunlar yapılamadı.

 

Erbakan Hoca’nın liderlik konumu çocukluktan itibaren başlar. O zaman devletler kurar, yöneticilikler yapar. Babaları çok yoğun olduğundan çocuklarla daha çok anne ilgilenir, aralarındaki dengeyi o genelde sağlar. Birçok yönüyle anneden etkilendiklerini anlatırdı.

 

Sedat Özgür’e Gümüş Motor konulu bir çalışma başlattı. Sedat, bu çalışmayı tamamladı, özgün bir eser olarak ortaya çıktı.

 

Halis Özdemir, o sırada Akıncılar dönemindeki anılarını kitaplaştırdı.

 

Doğu Büyüsü Ah Kudüs kitabımı dikkatle okudu, notlar almıştı, sorular yöneltti bana. Konuyu bildiğimden çok da üstelemiyordu. Bu konuyu önemsiyordu. Özellikle siyasal etkilenmeler ve dağılma sürecinin III. Selim ile başlatılması düşüncesindeydi. Napolyon’un Mısır işgali Akka’ya kadar geliş sürecinin üzerinde durulması gerektiğini özellikle belirtiyordu. İslâm düşüncesinin Batılı düşünürler üzerindeki çalışmamı önemsiyordu. Bu konunun çok geniş olduğunu, benim bir başıma üstesinden gelemeyeceğimi söylüyordu. Bir ekip çalışması yapmamız gerektiğini, bununla ilgili hem akademik hem de sempozyum türü çalışmaların olmasını söylüyordu. Bir süre sonra buluşmalarımız kesildi, ancak telefonlarla zaman zaman görüşüyorduk. Çalışmalarım hakkında bilgi alıyor, gene sorularını yöneltiyordu. Bu toplantılar sonrasında birkaç kez Fatih’teki evine kimi zaman yalnız başıma kimi zaman da başkalarıyla birlikte gittik.

 

 

 

Sevgili’nin Yol Arkadaşı Hz. Ebubekir kitabımı götürdüm. Bir sonraki gidişimde kitabı severek bir çırpıda okuduğunu ve memnun kaldığını belirtti. “Benim de bilmediğim çok ayrıntı varmış” dedi. Sağlık sorunlarım olunca gidiş gelişlerim iyice aksadı. Son dönem rahatsızlığını duymuştum, gidemedim. Son telefon aramama karşılık verilemedi.

 

*

 

Kemalettin Bey’de çok bilgi vardı. Birçok konuda ketum davranırdı. Bu anlamda konuşmayı sevmiyordu. Önemli bulduğu kimi konulara açıklık getiriyor veya anlatmayı zorunlu buluyordu. Türkiye siyasetinde Amerika konusu üzerinde ısrarla dururdu. Siyasal partiler içinde Amerika’yı temsil eden isimleri özellikle belirtiyordu. Kimin hangi rolü ve sorumluluğu üstlendiğini ismen veriyordu.

 

Mehmed Zahid Efendi ile özel bağları vardı. Kemalettin Bey’e birçok sorumluluklar vermiş. Evine doğrudan gidebilenlerden biri. Kimi görüşmeler de aracı ya da onun vasıtasıyla olabiliyor.

 

MSP’nin 1977 kongresi öncesinde, isimleri iyi bilinen ama bizde mahfuz üç kişi için: “Bizim eve geldiler. Hoca Efendi’den özel bir görüşme talebinde bulundular. Gerekçeleri, ağabeyim ile ilgili şikâyetleri aktarmak. Ben bu talebi ısrarlarına rağmen kabul etmedim. Hemşirem –kardeşi için söyledi- beni içeri odaya çağırdı. Ağabey, sen onlarla birlikte gitmezsen onlar mutlaka Hoca Efendi’ye ulaşırlar. En iyisi senin onlarla birlikte olman. Onun bu düşüncesini kabul ettim. Hoca Efendi’ye gideceğimiz günü ve saati ayarladım. Birlikte kapıya vardığımızda, onlardan biri zile elini uzatınca bileğinden kavradım. ‘Bana söz verin. Hoca Efendi’nin verdiği kararı olduğu gibi kabul ederseniz ve bunu açıklarsanız sizinle birlikte gelirim’, dedim. Baktım niyetleri yok, ben geri çekildim: “Gelmiyorum” dedim, uzaklaştım. Peşimden geldiler, koluma girdiler ve söz verdiler. Hoca Efendi’ye ağabeyim hakkında: “Kendi başına buyruk hareket ediyor. Kimseye kulak vermiyor. Anadolu’da genel olarak bir antipati var, bizden uzaklaşıyorlar” tarzında yakarıda bulundular. O sıralarda bir darbe söylentisi vardı. Hoca Efendi’nin konu hakkında araştırma yapmam hakkında talimatı vardı. Onları dikkatle dinledikten sonra, bana döndü. “Ne yaptın, konuyu araştırdın mı?” diye sordu. Gereken bilgileri aktardım. Düşünceliydi, dönüp onlara: “Necmi’yi rahat bırakın, herkes kendi işine baksın” dedi, sonra da ayrıldık. Sonradan, “Hoca Efendi’nin Erbakan’dan rahatsız olduğunu, istemediğini yaydılar.” Bu konuyu Yılmaz Bayat ile birlikte Yahya Oğuz’u Acıbadem’deki evinde ziyaret ettiğimizde aynısını aktarmıştı. Onun bu konuda aktardığı önemli bir bilgi de: “Bu Heyet Hoca Efendi’nin evinden çıktıktan sonra bana: ‘Yahya bunlar benim Necmi’yi görevden çekmemi istiyorlar. Kimsenin sözünü dinlemiyor, başına buyrukmuş! Ben Necmi’yi görevden alırsam gelenler bizi dinleyecek mi?!”

 

*

 

“1980 darbesi sonrası, ağabeyim tutuklu, sokağa çıkma yasağı var. Sıkı bir dönem. Baktım bir gün Fethullah Gülen çıktı bizim eve geldi. Misafir, ağırladık. Yemek yendi, çay içildi. Saat yirmi üç suları, “Yatağınızı hazırladık, buyurun istirahat edin” teklifinde bulunduk. Sokağa çıkma yasağı olduğu hâlde elini kolunu sallayarak çıktı gitti. Onun görevli olduğu o zaman belliydi.”

 

*

 

Hasan Durmuş beni aradı. Maltepe’deki iş yerindeyim. Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu, hocanın adresini ve ev telefonunu verdi. Gidip onu Fatih’e Kemalettin Bey’in evine götürmemi söyledi. Ahmet Hoca’yı aradım, o hazırlanıncaya kadar bir taksi tuttum, gittim onu alıp götürdüm.

 

Kapıdan içeri girince Erbakan Hoca bizi ayakta karşıladı. Ayağa kalkmakta zorlanıyordu, koluna girdim, yardımcı oldum, öyle doğruldu. Ahmet Bey mahcup oldu: “Hocam lütfen” demesine rağmen: “Olur mu, siz misafirlerimizsiniz.” Yaklaşık üç saat oturduk, konuşuldu. Kemalettin Bey, Ahmet Hoca’nın iki ciltlik İslâm ve Osmanlı İktisat kitabını okumuş, ağabeyine ayrıntılı bilgi vermiş. Hoca onun için davette bulunmuş, öylece görüşüldü. Kendisinden bilgi aldı. Onun ayrıca ESAM’ın çalışmalarına katılması arzusunu dile getirdi.

 

Kemalettin Bey o kitabı da didik didik etmişti.

 

*

 

Bir gün bize evine yemeğe davet etti. Gittik, başkalarını da bekliyormuş. Prof. Dr. Bekir Karlığa Hoca geldi. Benim yüksek lisans hocam, tez yöneticisi. Epey bir zamandır görüşemiyorduk. Orada da daha çok İslâm düşüncesi üzerine konuşuldu.

 

*

 

Son karşılıklı görüşmemiz Fatih’teki evinde oldu. Çalışmalarım ve faaliyetlerim üzerine sohbetimiz oldu. Israrla, sık gitmemi istedi. Nasip olmadı.

 

Sonrasında birkaç kez telefonda görüştük.

 

Güzel bir insandı. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

Google+ WhatsApp