‘Güvenli Bölge’ Rusya’ya karşı ABD kalkanına dönüşür mü?..

‘Güvenli Bölge’ Rusya’ya karşı ABD kalkanına dönüşür mü?..


‘Güvenli Bölge’ Rusya’ya karşı ABD kalkanına dönüşür mü?..

 

 

Konjonktürü yükseltmek’...

Mevcut şartları, hatta aleyhte ‘görünen’ mevcut şartları rakibin üzerine ‘iterek’ yeni dış politika iklimi yaratmaya/ayarlamaya ne denir?

Ankara hükümeti bu formülün bir tarifine, “zorlayıcı diplomasi” diyor.

İşe yarıyor mu?

Garip ama evet!

Şöyle kuralım...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


İran-ABD-İsrail gerilimi, Tahran’ın bir Amerikan İHA’sını vurarak düşürmesi, Washington’un geri saymaya başlayıp, sonra durdurması. S. Arabistan liderliği ile göz süzmeler. Körfez’de petrol tankerlerine saldırılar ve Yemen’den gönderilen İHA’larla ‘Aramco’nun vurulması. Riyad-BAE arasındaki dengenin bozulması. Bağdat ve Erbil yönetimleri ile hızla yakın ilişkiler kurmak, bu sütrenin yanına Tahran’ı yapıştırmak, Irak’ta sürek operasyonlarıyla her gün terörist ezerken, Suriye sınırına bitmeyen yığınak boca etmek. Seçimler evvelinden başlayan bir sayacı çalıştırmak ve bunun için nihai olarak “Ağustos içine” alarm kurmak. Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de dünyanın gözünün içine sokarak, tatbikatlar, araştırma ve sondajlar yapmak, S-400’lerin kanırta kanırta getirilmesi. F-35’lerde ABD’den artık pek az ses çıkması. Onlarca Türk gazeteci ve akademisyenin, “CAATSA yaptırımlarından kimse kurtulamaz”ı yeminle savunmalarına rağmen, orada da sakinlik yaşanması.. Bunların bir ucunu da iki büyük zirveye, önce Astana sonra 4’lü zirveye bağlamak...

Bir evvel, ABD ile görüşmeler için, “Ankara, Suriye’de, İdlib’de ibrenin Rusya ve Şam yönetimine fazlaca döndüğünü düşünüp biraz denge kurmak istemiş olabilir mi” yazmışız. Tıpkı Pazartesi günü konvoyumuzun bombalanması gibi.

ABD’nin bu saldırıyı kınaması, İran’ın “ABD’li güvenli bölgeye’ resmen karşı çıkması gibi.

Üzerine gelen koskoca bir hattı, olanca ağırlığıyla ulusal güvenlik tehdidin kendisinin üzerine yıkmak!

Amaçlardan biri ABD’yi burada masaya oturtmak idiyse, bu başarıldı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun, “güvenli bölgeyi başından beri ABD ile yapmak istiyoruz” sözü biraz odur...

***

Gayet tanınmış, haklı üne sahip Foreign Policy, Suriye, Güvenli Bölge ve Türkiye-ABD ilişkileri üzerine bir makale yayınladı. (Erdoğan Plays Washington like a Fiddle, 15/08, FP.) Ben şöyle çeviririm; ‘Erdoğan, Washington’u parmağında oynatıyor’...

Gayet ilginç analiz-paragraflar içinde, mesela spotu; “ABD politika üreticileri Ankara-Washington özel ilişkileri konusunda kaygılanırken, Türkiye Cumhurbaşkanı ilişkilerin tamamen bittiğinin farkında”...

Bunun üzerin(d)e yürüyelim biraz...

***

Metinden kısalttığım alıntılar...

“Analistler, politika üreticiler ve gazeteciler, ABD’nin başına gelmek üzere olan felakete ilgili kaygılılar ve bu yüzden Washington’da her şey ‘kırmızı alarm’ durumunda. Birçok kişi Türkiye’nin kuzey Suriye’yi işgal edeceğine inandı. Washington Post‘a göre, Trump yönetimi, felaketi uzaklaştırmak için ‘son bir hamle’ gerçekleştirdi. TSK, Suriye sınırını geçmek üzereydi ancak daha sonra hiçbir şey olmadı”.

“Türkiye’nin harekatını ABD’nin politikalarının engellemiş olabileceği büyük olasılık. Zira, Türk ve Amerikalı yetkililer arasında yapılan anlaşma var ortada. Fakat Ankara’daki yetkililer muzaffer şekilde Washington’un Türkiye’nin görüşlerine yaklaştığını söylüyorlar. Erdoğan’ın harekat tehdidinin pazarlık taktiği olduğunu düşünenlerin az olması oldukça tuhaf”...

“Türkiye cumhurbaşkanı Washington’u çok iyi anlıyor. ABD-Türkiye stratejik ortaklığını yok etmek için Washington’da araya girecekler olabileceğini-(İsrail lobisi kastediliyor. N.E.)-biliyor. Erdoğan, ortaklığın bittiğini biliyor ve bunu bilmeyen Amerikalılardan yararlanmaktan hayli mutlu”.

“Türklerin, Suriye’ye yönelik bir harekat yapacağına inanmak garip değil. Erdoğan, 2018 Ocak ayından beri Türk ordusuna Suriye’ye girme emrini vereceğine dair sekiz kez tehditte bulundu. Ve Erdoğan genelde dediğini yapar. YPG ve PKK gibi güçlü sebepleri de var”.

“Ancak objektif analizler, Türk tehditlerinin Washington’dan ödünler koparmak için tasarlanan blöfler olduğu gösteren güçlü nedenler ortaya koyuyor”.

“ABD’nin kuzey Suriye’deki varlığı Türklerin işine yararken, Türkler böyle davranmamayı tercih ediyor. ABD’nin Suriye’de bulunması Erdoğan için kazanç”...

“ABD dış politikacıları Türkiye’yle ilgili endişeleniyor ama Türkiye’nin, Amerika’nın stratejik ortağı olmadığını ve olmak istemediğini gösteren yeterli kanıt mevcutken tam aksine inanmak istiyorlar”.

“Türkiye’nin, Çin ve Rusya ile büyük rekabette ve İran’a karşı büyük bir öneme sahip olduğu iddia ediliyor. Türkiye’nin, ABD politikalarını zora sokmak için gösterdiği çabanın nedenlerini açıklamaya çalışanlar, yapılanların iç siyasetle ilgili olduğunu, göz ardı edilebileceğini ileri sürüyor”...

“Türkiye’nin Suriye’ye harekat ile tehditlerinin, yaptırımlarla ilgili tartışmaların arttığı zamana denk geldiğini unutmayın”...

“Bu anlaşmanın olası etkisi, ABD’nin Suriye’de Türkiye’nin güvenliğinden sorumlu olmasıdır. Bunlar, Türkiye’nin uzun süredir aradığı taahhütlerdi. Bu Erdoğan’ın sıra dışı bir başarısıdır”...

Bu kıymetlendirmeler doğru veya yanlış olabilir. İddia ettiğinin tersine bir harekatın olmayacağı fikri de yanlış. Ama Türkiye’deki tüm kesimlerden farklı bir açı sunuyor!

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp