Günün Sorunu Düşünmek mi Düşünmemek mi?

Günün Sorunu Düşünmek mi Düşünmemek mi?


Günümüzün belki de en zor sorusu ve soruya verilebilecek bir karşılık. Hayat devam ediyor, hızlı bir gidiş var. Bu gidişte ortam ve dönem alabildiğine karmaşık. Düşünebilme yetisinin insana getireceği yük başlıca sorun. Çünkü bir sürü engel bulunuyor.

 

Düşünme çilesi insana sabır gerektiriyor. Yaşananların yorumlanması, düşünülmesi, çözümlerinin ne olabileceği gibi. Her insanın hayata ilişkin bir sorumluluğu var, yaşıyorsa eğer. Bitkisel bir hayatın insana kazandıracağı ne olabilir? Bitki gibi yaşamak olur sadece. Oysa bitkilerin de bir sorumluluğu var. İlahi irade her canlıya bir sorumluluk alanı belirlemiş. Onlar alanlarında gelişip yaşıyorlar. İnsanın sorumluluğu ve yükümlülüğü ise çok daha başkadır. İnsanı diğer varlıklardan farklı kılan bir durum.

 

Günümüz karmaşasında insana düşen şey düşünmesidir. Gücü oranında etkileyebileceği ne var ise yapmalı. İnsanlık adına olumlu olabilen hemen her konuda. Önce insan tekinin kendine karşı sorumluluğu var. Hayata ve yaşananlara kayıtsız kalmak insanı kurtarmaz. Düşünemeyen toplumlarda karabasan dalgalar gibi kuşatır hareketsiz bırakır.

 

Güdülen toplumlar hiçbir eylemde bulunamazlar. Olana teslim olurlar. Lehlerine olsun ya da olmasın herhangi bir tepkileri olmuyor. Sindirilmiş toplumların teslim oluşu kendileri açısından bir iradesizlik olur.

 

Hayata yön veren değiştiren insan. Hedefleri ve idealleri olanlar zamana doğru yol alırlarken yol boyunca çabalarlar. Yolun gidilmesi ve güdülmesi için ne gerekliyse yaparlar. Gidilen yoldan aynı zaman dönülür. Gidişin zorluklarından dönüşün kolaylaşması içindir yapılanlar.

 

Dünya döngüsünde insan, insana yol açar. Bu, aynı zamanda kendinedir ve geleceğinedir. İnsan için en zor alan düşünme alanının sınırlanması ve hareketsiz bırakılmasıdır. Yaratılan hemen her şey ve durum insanın ilgi alanında.

 

İnsanlığa çığır açanlar yol alanlar hemen her dönemde öncülerdir. Bunlar başta peygamberler onların yolunda olanlar, filozoflar, şairler, bilgeler ve âlimlerdir. Olumlu ya da olumsuz çığır açıcı olanlar onlardır. Düşünenler üzerlerine düşeni yerine getiriyorlar. Sorumluluktan ve hayattan kaçanlar sadece bireysel alanlarını düşünür ya da düşünmezler. Onların tek çabası günü yaşamasıdır. Gün kişiyi nereye kadar taşır ve sonuçları ne olur, bunun sonucu zaten bellidir. Olduğu yerde durup kalması veya donmasıdır. Yöneticiler sadece uygulayıcılardır.

 

Baskı altındaki toplumlarda kimi çevreler alttan alta, buna yer atından mı, bir başka durumda mı diyelim bir yerlere doğru yol alırlar. Kimi zaman toplumsal patlamalara neden olurlar.

 

Baskılı toplumlarda aykırı düşünmek bir zarar vermez yarar sağlar. Her halükârda karşılıklı düşünmeye neden olur.

 

İnsanı küçümsemek kadar tehlikeli bir durum olmasa gerek. Çünkü insan, yaratılış gereği değerli bir varlık. Konumuna göre hemen herkesin mutlaka bir biçimde katkısı olur. Köylü diye küçümsenenlerin hayatın ağır koşullarındaki deneyimleri onları hayata karşı dirençli kılar. Doğanın zor koşullarıyla boğuşurlar. Onlar kendi alanlarını korurlarken ve açarlarken üretimleriyle en azından kendileri başkalarına yük olmaktan kurtulur ve korunurlar. Bu, diğer kesimler için alan açılması. Bunların birlikteliği güç oluşturur.

 

Sorumluluk alanları genişledikçe üretkenlikleri de artar.

 

Sıradan bilinen köylülük büyük ölçüde hayattan çekildi. Kentleşmeyle birlikte sorumluluk alanları giderek sorumsuzluğa dönüştü denebilir. Üretkenlik sınırlı kalıyor. Toprakla bağı kesilen insanlığın kentin ruhunda boğulması kaçınılmaz oluyor. Bu da bir milleti edilgin hâle getiriyor. Ticaretin verimliliği ve etkisi de üretimli elle gerçekleşir.

 

Düşünme edimini yitiren toplumlar insanlık için edilgin olur. Başkasının, gözlerinin içine ve eline bakar. Memur ya da kamu kurumunda işçi olma düşüncesi insanı tam anlamıyla etkisiz bırakır. Onlar da konumlarını koruma adına hemen hemen düşünmekten kaçınırlar, düşünmezler. Buna gerek de duymazlar. Gün gelince işlerinden olununca da iş işten geçer.

Google+ WhatsApp