Günümüz insanı ve güven duygusu

Günümüz insanı ve güven duygusu


Günümüz insanı ve güven duygusu

 

 

Genellemelerde bulunmak sağlıklı ve doğru olmadığını biliyoruz. Fakat toplumların bulundukları yol istikametleri, tutumları, davranışları genellemeler konusunda fikir verir.

Biz bu dönemin insanıyız, yani bu yüzyılın. Geçmiş zaman geçip gitmiştir, geçmişte yaşayanların sorumlulukları onları bağlar. Onlar zaten olumlu ya da olumsuz onun hesabını veriyorlar vereceklerdir. Bu dönem insanı ile ilgili olarak da toplum önünde bulunanlar sorumludurlar. Çünkü onların yükümlülükleri, konumları belirleyici oluyor.

Sorumluluk taşıyanların omuzlarındaki yük çok ağırdır. Kişi hem kendinden hem de içinde bulunduğu toplumdan sorumludur. Bu kimselerin hemen her birinin alanları bulunuyor.

Şu zamanda toplumun önünde bulunanlar daha çok siyasiler görünüyor ne yazık ki! Bu, yadırganacak ama ne yazık ki böyle. Büyük bir toplumu yönetenlerin ağır yükü veya sorumluluğu bilinenden çok daha fazla.

Ne yazık ki en az güven veren de bu kesim. Toplum önündeki karakterler de tek ele alındıklarında, geçmişlerinden bugüne nasıl bir yol üzerinde bulundukları ya da başlangıçtaki insan ile bugünü arasında ne gibi değişimler olduğu gözlemlenir ve araştırılırsa hiç de insana güven vermeyen kimseler olduğu görülecek.

Bu tiplerin değişimlerinin nedenleri nelerdir? Dünya gerçekleri karşısında yer ve konum değiştirme mi? Ağır ve zorluklara direnemeyiş mi? Geçmişlerinde bulundukları dönemler sadece birer araç ya da atlama taşı mı? Bulundukları yerin, makamın zevkini yaşama mı, tadına varma mı? Bu ve benzeri sorular çoğaltılabilir.

İnsan bu denli kendini yadsıyabilir mi? Geçmişlerinden bugüne eylemleri bir tartıya konulsa ne kadar güven verilmeyecek insanlar oldukları anlaşılabilir. Fakat onların kişilik örnekleri insanları da maalesef etkiliyor ve kendilerine benzetiyor.

En kaygı veren de kalem, söz ve düşünce sahiplerinin korkmaları, ya da çıkara teslim olmaları. Yanlışlıklara ses çıkaramayışları. Sıralanan nedenler geçerli değil onlar özellikle çok daha ağır bir sorumluluk altındadırlar.

Batılılaşma sürecinden beri siyasilere zaten güven yoktu. Nedeni yabancı düşünceler ile bu topluma kendilerini kabul ettirme adına bin türlü hallere girmeleriydi. Siyasiler yalan ile özdeş konumdaydılar. Yalan ile siyasa bir birinin özdeşi görülüyordu.

Belli bir dönem bu anlayış bir anlamda yitti. Ancak yeniden  ve tamamen eskiye dönüldü. Kaygan bir düzlemde sağlıklı olmayan bir anlayış egemen oldu.

Çünkü bu milletin değerlerini kısmi olarak uygulama ama asıl özden asla vazgeçemeyen bir anlayış ağırlıkta. Milletin değerleri ile birebir örtüşen bir bakış ne yazık  ki yok.

Kapitalizmin en ağır yaşama tarzını sürdürüyor, adaletsizlik, hakkaniyetsizlik, zulüm ve baskı fazlasıyla devam ediyor. Geçmişteki sağ siyasal anlayış ile şimdiki arasında fazla bir farklılık yok. Şimdi daha muhafazakâr, başörtü sorunu olmayan bir dönem. Aradaki en temel fark da bu.

Müslümanların dünyevileşmeleri ve dahası ırkçı ve Türkçü bir anlayışın giderek ağırlık kazanması en kaygı verici olanı. Bunlar da toplumun önünde yer alan pragmatist siyasilerden kaynaklanıyor.

Çok çelişkili bir süreçteyiz. Sol diye bilinen kesimin giderek sağ ve biraz da muhafazakâr alana geçişi, muhafazakârların ise ırkçı ve çıkarcı bir alana tornistan etmeleri tuhaf bir durum. Milletimizin öz değerleri ise bu karmaşada karşılık bulmuyor dense yeridir.

Güven, sadece belli bir kesim için geçerli bir karakter oluşturmaz. Öyle ya da böyle toplumun bütün kesimleri katılmasalar bile en azından hakkaniyet ve adalet uygulamalarından nasiplerini alabilen ya da bu gibi konularda eleştiriye yer vermeyecek bir anlayış oluşturmak ve bunu kabullenmek gerekiyor. Tartışmalara kapı aralamayan bir hakkaniyet ile insanın güven duyabileceği bir karakter oluşturmak zorunlu. Ne yazık ki bundan yoksunuz.

 

 

Ali Haydar Haksal/Milli Gazete

Google+ WhatsApp