Güngör Uras’ın “Ayşe Teyze”sini unutturmayalım!

Güngör Uras’ın “Ayşe Teyze”sini unutturmayalım!


Güngör Uras’ın “Ayşe Teyze”sini unutturmayalım!

 

 

Dün toprağa verilen, Güngör Uras’ın isim hakkı sahibi olduğu “Ayşe Teyze”kavramı, “kimlik sahtekarları”na açılan bir savaş nitelemesi idi..

Süslü laflarla aktarılan ekonomik bilgilerin, cafcaflı anlatımların, vatandaşa nasıl yansıdığı, ne oranda yansıdığını ifade etmek için üretilmiş, vatandaşın can damarını fotoğraflayan gerçekçi bir bakış açısı idi.

Ekonominin hedefine, holding patronlarının  hayatının değil, “mahallemizdeki sıradan aile”nin konulması idi..

“Cari açık bu kadar” denildiğinde..

“Bütçe açığı bu kadar” denildiğinde..

“İthalat şu oranda arttı” denildiğinde..

“İhracatımız bu kadar oldu” denildiğinde..

Aslında, rakamların büyüsünden yararlanarak, halkın kafasının karıştırılmak istendiği hatırlatılıp, o rakamlardan bağımsız olarak, sabit gelirli ailelerin hayatında bir şeylerin değişip değişmeyeceğinin yorumlanması idi.

Kısacası..

Ekonomi yorumlanırken..

Rahmi Koç’un, dolardaki fiyat değişikliklerinden nasıl etkileneceğinin değil..

İki çocuklu bir öğretmenin, dolardaki % 30 değer artışından, ne şekilde etkileneceğinin anlatılması idi..

Siyasi iktidarın aldığı herhangi bir kararın, çıkarılan bir kanunun; holding patronu bir işadamının ayda bir yaptığı 10 günlük tatili nasıl etkileyeceğinin değil..

Asgari ücretle çalışan bir işçinin, yaz ayında, yıllık iznini kullanırken, köyüne gitme imkanı olup olmadığının öncelenerek yorum yapılması idi..

Hani meşhur bir fıkra vardır..

Sadece zenginlerin gittiği plaj, ücretsiz hale getirilmiş..

Bir anlamda halka açılmış..

Bir avuç zenginin denize girdiği plaj tıklım tıklım dolmuş..

Bu tablo şöyle yorumlanmış:

“Halk plajlara akın etti.

Vatandaş denize giremiyor..”

Sorsak..

Halk kim?

Vatandaş kim?

Siz kimi savunuyorsunuz, kime karşı savunuyorsunuz?..

Güngör Uras’ın tanımlaması ile..

“Halk” dediğimiz kesim, Ayşe Teyze..

Diğerlerine de, siz ne derseniz deyin..

İster “Burjuva” deyin..

İster “Bir avuç elit kesim” deyin..

İster “Sömürgenler” deyin..

İster “Kaymak tabaka” deyin..

Önemli olan, siyasi iktidarların aldığı kararlarla, Ayşe Teyze’nin hayatının ne yönde değiştiğidir..

Kaymak tabakanın hayatının şu veya bu yönde değişmesi, kriter değildir..

Güngör Uras’ın kimlik sahtekarlarına karşı geliştirdiği, “Ayşe Teyze, bu gelişmeden ne yönde etkilenir” yorumunun amacı, dar gelirlilerin ekonomik yorumlamada  esas kriter olarak alınması idi..

Zenginlerin hayatlarındaki sorunların, halkın sorunu gibi gösterilmesinin önüne geçilmesi idi..

Ama bugün geldiğimiz noktada..

Öyle bir sahtekarlıkla karşı karşıyayız ki..

Güngör Uras’ın hasta yatağında yatmasından da faydalanmış olmalılar ki..

Uras’ın amaçladığı, ekonomik yorumlamalarda dikkate alınması gereken “dar gelirlilerinin hayatları”, hem de “Ayşe Teyze” kavramı çalınarak tersyüz edildi..

Fransız menşeili bilmene markasının ürünlerinin satıldığı mağazadaki kuyruk alınıp, “Ayşe Teyze kuyrukta” denilmeye kalkıldı..

Lüks çantaların, makyaj ürünlerinin satıldığı AVM mağazalarının cirolarındaki değişiklikler, “Ayşe Teyze”nin alım gücü ile bağlantılı olarak yorumlanmaya kalkıldı..

Kimse bu sahtekarlara sormadı..

“Düne kadar, Ayşe Teyze kavramını kullanmadan, zenginin hayatındaki değişiklikleri, halkın sorunu gibi yansıtmaya çalışıyordunuz. Bari şimdi, dar gelirlileri sembolize etmek için kullanılan Ayşe Teyze kavramını alıp, zenginlerin hayatlarına yapıştırmayın.. Zenginlerin sorunlarını, ‘Patronların sorunları’ diye anlatın.. ‘Ayşe Teyze’nin sorunları’ diye niye anlatıyorsunuz”demedi..

Lüks malları alırken, ceplerinden biraz daha fazla para çıkıyor diye hayıflananların sesi olanlar..

Paradan para kazananların sesi olarak..

Dolardan hem yükselirken.. Hem de düşerken para kazananların sesi olarak..

Para babalarının sıkıntılarını..

“Ayşe Teyze, şimdi ne yapsın?” sorusu ile gündeme taşımak istediler..

Oysa Ayşe Teyze’nin, ne dolarla bir ilişkisi vardı..

Ne lüks ürünlerle..

Ayşe Teyze’nin hayatında bir defa dahi almadığı 5 bin dolarlık çantaların TL bazındaki fiyat değişikliğini, halkın sorunu gibi yansıtmak isteyenler, bir de“sosyalist felsefe” sözcülüğü yapanlar olmasın mı?

İşte tam o noktada..

Her şey iflas etmiş oluyor..

Ayşe Teyze’ye giydirilmek istenilen kıyafetin altındaki gerçek ortaya çıkıyor..

Bugün için, Ayşe Teyze’nin, dolardaki fiyat değişikliğinden ne oranda etkilendiğini biz söyleyelim..

Son üç aylık süreçte..

Ayşe Teyze’nin mutfağına aldığı patatesin fiyatı yükseldi..

İndi..

Soğanın fiyatı yükseldi..

İndi..

Diğer meyve ve sebzelerde de, aynısını söyleyebiliriz.

Şu an için belki fiyatı yükselmiş durumda olanlar vardır..

Ama aynen, patatesin fiyatının indiği gibi, soğanın fiyatının indiği gibi..

Onun da fiyatının ineceği, aşikar..

Peki, Ayşe Teyze’nin hayatında, son dolar operasyonları sırasında hiç mi değişiklik olmadı..

Mesela elektrik.. Mesela doğalgaz zamları..

Onu da hatırlatmış olalım..

Her ikisine de, aslında iki yıldır zam gelmemişti..

Yani, Ayşe Teyze’nin evine, enflasyon oranında yükselerek giren sabit ücretindeki artışla oranlı olarak.. Elektrik ve doğalgaza zaten zam gelmemişti.. 

O zamlar yapıldı..

Kaldı ki, doğalgaz için, özellikle ısınmada kayda değer bir etkisi olacağı için, sonbaharı da beklememiz gerekir..

Tek değişen yön, benzine ve mazota gelen zam..

Evet, Ayşe teyzenin hayatında, dolardaki % 30’luk değişikliğin tek etkisi, benzin ve mazota gelen zam oldu..

Onun da yarısını, klasik enflasyon ile karşılarsanız..

Ayşe Teyze’nin değil de..

Rahmi Koç’ların.. Eczacıbaşı’ların.. Diğer holding patronlarının hayatında değişiklik olduğunu söyleyebiliriz de..

Ayşe Teyze’nin hayatında, şimdilik bir şey değiştiğini söylememiz, mümkün değil!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp