Gücün kaynağı Doğu Akdeniz: Türkiye-Suriye ortak çıkar ve işbirliği alanı

Gücün kaynağı Doğu Akdeniz: Türkiye-Suriye ortak çıkar ve işbirliği alanı

Doğu Akdeniz tarihin bütün evrelerinde gücü ele geçirmek, imparatorluk tesis etmek ve küresel lider olmak isteyen ülkelerin kontrol etmek için bazen çok kanlı mücadeleye girdikleri ve bedel ödedikleri kadim bir bölgedir. Peki, neresidir Doğu Akdeniz? Jeopolitik önemi nedir? Son günlerde ABD, Rusya, İngiltere ve

Gücün kaynağı Doğu Akdeniz: Türkiye-Suriye ortak çıkar ve işbirliği alanı

 

 

Doğu Akdeniz tarihin bütün evrelerinde gücü ele geçirmek, imparatorluk tesis etmek ve küresel lider olmak isteyen ülkelerin kontrol etmek için bazen çok kanlı mücadeleye girdikleri ve bedel ödedikleri kadim bir bölgedir.

Peki, neresidir Doğu Akdeniz? Jeopolitik önemi nedir? Son günlerde ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa’nın güç yığdığı, dünyanın odaklandığı bölgede neler olmakta ve neyin hazırlığı yapılmaktadır? Türkiye için neden önemlidir ve neden stratejik önceliği olan bir bölgedir?

Doğu Akdeniz, Tunus- Sicilya hattının doğusunda kalan coğrafi bölge olarak tanımlanabilir.

Sadece deniz bölgesi değil onunla birlikte bereketli hilal olarak adlandırılan Anadolu’nun güneyi, Mezopotamya, Mısırı da içine alan doğuda Sahra çölü ile sınırlandırılan ve Kıbrıs adasını da ihtiva eden Kalpgah’ın en stratejik bölümüdür.

Doğu Akdeniz sadece buralarla mı sınırlıdır?

Tabii ki hayır.

Doğu Akdeniz’i tarif ederken bu bölgeye girişi ve çıkışı kontrol eden jeopolitik bakımdan önemli olan stratejik bölgeleri de belirtmemiz gerekir. Bunları söyle ifade edebiliriz. Doğu Akdeniz’e girişi kontrol eden Cebelitarık, Sicilya, Mora Yarımadası ve Girit, Türk Boğazları, Kıbrıs, Süveyş kanalı ve Kızıl Deniz.

Keşifler yapılmadan önce dünya ticaretinin kalbini teşkil eden Doğu Akdeniz’in önemi keşiflerden sonra azalmışsa da 19’uncu yüzyılda fosil enerji kaynaklarının büyük bölümünü ihtiva eden Ortadoğu dolayısıyla jeopolitik önemi daha da artmıştır. Bölgedeki ticaret Basra, Kızıldeniz ve İskenderiye yoluyla Doğu Akdeniz’e ulaşmakta buradan da Anadolu limanları, Kıbrıs, Mora Yarımadası vasıtasıyla pazara ulaşmaktaydı. Tabii Doğu Akdeniz’deki ticaretteki bu önemi Osmanlı Devletinin bu bölgeyi kontrol etmek için Kıbrıs, Mora Yarımadası, Levant bölgesi dediğimiz kıyı ülkelerini, Kızıl Deniz’i, Girit’ i ele geçirmesine yol açmıştır. Tabii bununla da yeterli kalınmamış Hint Okyanusu’nun da kontrolü gerekmiştir. Ancak söz konusu mücadele Portekizlilere karşı kaybedilmiştir.

Doğu Akdeniz’i kontrol etmek için Kızıl Denizi, Ortadoğu’yu, Basra Körfezini, Hint Okyanusu’nu, Türk Boğazlarını, Kıbrıs’ı kontrol etmeniz gerekmektedir. Karadeniz, Doğu Akdeniz, Ortadoğu, Hint Okyanusu, Hazar Havzası, Afganistan, Pakistan, Orta Asya ve Basra Körfezi stratejik ve jeopolitik bakımdan birbirini etkileyen bölgelerdir. Bunların herhangi birinde olan değişim bütün bu belirttiğim bölgeleri menfi veya müspet olarak etkiler. Tabii bölgede bulunan ülkeleri de. Tarih boyunca küresel liderliğe soyunmuş, ülkeler, krallar, padişahlar Doğu Akdeniz’i yukarıda saydığım bölgeleri ele geçirmişler ya da ele geçirmeyi hedeflemişlerdir.

Doğu Akdeniz’in enerji arzı ve enerji güvenliği açısından artan jeopolitik önemi, deniz altında keşfedilen ve herkesin iştahını kabartan doğal gaz ve petrol yatakları dolayısıyla daha artmış, bölgeyi ülkelerin neredeyse silahlı mücadele haline getirmiştir. Zaten Ortadoğu petrol ve doğal gazının önemli bir bölümünün tüketiciye ulaştırılmasında ve Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerinin mallarının pazarlara gönderilmesinde stratejik deniz güzergahlarını ihtiva eden Doğu Akdeniz, şimdi de yeni hidrokarbon yataklarının keşfiyle çok daha büyük ve çetrefilli bir mücadele alanına dönmüştür.

Önümüzdeki yüzyılda küresel liderliği kaybetme tehlikesi altında buluna ABD, hem AB ülkelerinin Rusya doğal gazına bağımlı olmasını önlemek ve Rusya’nın gelirlerini azaltmak hem de Bir Kuşak Bir Yol projesiyle ABD’nin kuşatmasını yarmayı hedefleyen Çin’in önünü keserek küresel lider olmasını engellemek için bölgeye yönelik bir strateji uygulamaktadır. Söz konusu strateji ABD Grand stratejisinin bir parçasıdır. Tabii Ortadoğu ve Doğu Akdeniz söz konusu olduğunda İsrail’in güvenliğinin bu stratejinin bir parçası olmaması düşünülemez.

Doğu Akdeniz’de çok önemli miktarda hidrokarbon yataklarının bulunması bölgede zaten problemli olan deniz yetki alanları tartışmasını başlatmıştır. Deniz yetki alanları dediğimiz husus ülkelerin Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge sınırlarıdır. Doğu Akdeniz’de söz konusu sınırlar kesiştiğinden dolayı burada kıyısı bulunan ülkelerin yapacakları ortak bir çalışma ile bu alanların sınırlarını belirlemeleri gerekmektedir. Fakat kendi menfaatleri doğrultusunda hareket eden Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan, İsrail, Mısır ve Lübnan ile değişik tarihlerde anlaşmalar yaparak söz konusu alanların sınırlarını tek taraflı olarak belirlemişlerdir. Bununla da sınırlı kalmayan söz konusu ülkeler ABD, Fransa, İtalya, Hollanda vb. ülkelerin dev petrol şirketleriyle ihaleler yapmak suretiyle bu yataklara el koymak istemektedir.

Türkiye ve KKTC’nin hakları gasp edilmektedir. Bunun üzerine Türkiye hem kendisinin hem de KKTC’nin haklarını korumak için iki adet sondaj gemisini bölgeye yollamış ve Kıta Sahanlığının sınırlarını da ilan etmiştir. Gemiler söz konusu bölgeler de sondaja başlayacaklardır. Bu arada ABD ve AB Türkiye karşıtı açıklamalara başlamışlar hatta Yunanistan çok ileriye giderek gemi personelinin tutuklanmasını talep etmişlerdir. Tabii bu sondaj gemilerine savaş gemileri refakat etmektedirler.

Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerin korunması Türkiye’nin geleceği, refahı ve bekası için hayati önemdedir. GKRY ve diğer ülkelerin tek taraflı olarak ilan ettiği deniz yetki anaları ve buralarda dev petrol şirketlerine ihale ederek sondaj yapmalarını önlemek için TSK ve Türk diplomasisi devreye girmiştir. Söz konusu petrol şirketlerinin ait olduğu ülkeler kendi donanmalarını, uçak gemisi gruplarını bölgeye göndererek Türkiye’yi etki altına almaya çalışmaktadırlar.

Söz konusu hidrokarbon yatakları AB’nin Rusya’ya bağımlılığını azaltacak ve Basra Körfezi dahil enerji hatlarının Akdeniz üzerinden Avrupa’ya gönderilmesini sağlayacak imkanlar dolayısıyla ABD ve AB’nin üzerine sarıldığı projelerdir.

Bu kapsamda Rus petrol şirketleri de hem İsrail ile hem de Lübnan ile anlaşmış yine Suriye’de Banyas’tan Tartus’a kadar bölgede 20 yıl süreyle arama ve sondaj haklarını elde etmiştir.

Doğu Akdeniz kadim tarihinde olduğu gibi yeni bir çatışmaya gebedir. Türkiye uygun politikalar ve bunu destekleyecek diplomatik ve askeri güç geliştirebilirse bölgedeki ekonomik zenginlik ona sınıf atlatacaktır.

Türkiye-Suriye ortak çıkar ve işbirliği alanı

Türkiye ve Suriye’nin Ortadoğu bölgesinde birbirini tamamlayan, olmazsa olmaz denecek anlamda birbirini etkileyen iki komşu ülke olduğunu kabul etmeyen yoktur. İki ülkenin bekası birbirlerini çok yakından ilgilendiriyor. Bunun dışında iki ülkenin Kürt sorunundan, Suriye’nin kuzey ve kuzey doğu bölgelerindeki güvenlik sorunu, ticaret, Türkiye’deki Suriyeli mülteciler dahil olmak üzere o kadar çok işbirliği ve ortak çıkar alanı var ki bir türlü harekete geçiremiyoruz. Sanırım sadece çatışma alanlarına odaklanmışız ve bütün stratejimizi ve söylemlerimizi bunun üzerine bina etmişiz.

Bütün bu bilinen ortak çıkar ve işbirliği alanlarından biri ve belki de önümüzdeki dönemde en önemlisi Doğu Akdeniz ve buradaki deniz yetki alanlarının sınırlandırmasıdır. Yani bugünlerde Doğu Akdeniz’de mevcut doğal gaz ve petrol yataklarının tespiti dolayısıyla ortaya çıkan jeopolitik değişimdir. Bu enerji kaynakları başta İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi(GKRY) olmak üzere devletlerin iştahlarını kabartmış ve ikili anlaşmalarla başta Türkiye ve KKTC olmak üzere diğer ülkelerin haklarını yok sayarak ve gasp ederek Münhasır Ekonomik Bölgelerinin (MEB) sınırlarını belirlemektedirler.

Bu konuda İsrail, Yunanistan ve AB’nin desteklediği GKRY’nin girişimleri ve ortaklıkları dikkate değerdir. Tabii İsrail’in ABD tarafından desteklendiğini söylememe gerek olmadığı kanısındayım. GKRY’nin MEB’nin sınırları konusunda 17 Şubat 2003’te Mısır, 17 Ocak 2007’de Lübnan ve 17 Aralık 2010’da İsrail ile ikili anlaşmalar yaptığını biliyoruz. Türkiye’nin sert tepkisi üzerine Lübnan Parlamentosunun bu anlaşmayı onaylamadığını da belirtelim. Bu anlaşmalara dayanarak hem GKRY’nin hem de İsrail’in kendilerinin MEB ilan ettiği sahalarda sondaj çalışmalarına başlamışlardır. Üstelik bu çalışmalar ABD ve AB ülkeleri tarafından desteklenmekte ve Türkiye tehdit edilmektedir.

Bu durumda Türkiye hem kendi hem de KKTC’nin hak ve menfaatlerini korumak için gereke tedbirleri almaktadır. Türkiye’nin alması gereken tedbirlerden biri de Suriye ile işbirliği yaparak ABD ve AB’nin tek taraflı MEB oyununu bozmaktır. Bunun için de Doğu Akdeniz’de Suriye ile birlikte MEB belirlenmesinde iş birliği yapmamız İsrail, GKRY ve Mısır’ın oldubittilerine set çekmemiz gerekiyor.

İsrail, Türkiye ile ilişkilerinin çok iyi olduğu dönemde İsrail-Türkiye aksını İran’a doğru da İsrail-Mısır-Suudi Arabistan- Birleşik Arap Emirlikleriaksını kullanıyordu. Türkiye-İsrail ilişkilerinin bozulmasından sonra İsrail-Türkiye aksı yerine İsrail- GKRY-Yunanistan aksını geliştirmiş ve bu kapsamda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’den dışlanması için ortam oluşturmaya başlamıştır. Buna karşılık Türkiye’nin yapması gereken Suriye ile Doğu Akdeniz’de iş birliği yapmaktır. Bunun için de iki ülke arasında diyalog elzemdir. Bu işbirliğine Rusya’yı da katabilirseniz (hatta Çin bile girebilir) ABD ve AB’yi Doğu Akdeniz’de dengeleyebilirsiniz.

Doğu Akdeniz kıtaları birbirine bağlayan ve kıtalar arası ticaretin düğüm noktasıdır. Bu husus bile Doğu Akdeniz’in geçmişten günümüze ve gelecekteki jeopolitik önemini açıklamaya yeterken, keşfedilen ve keşfedilmeyi bekleyen enerji yatakları bu önemi kritik hale getirmiştir.

Türkiye ve KKTC’yi Doğu Akdeniz denkleminden çıkartmaya çalışanlara karşı Türkiye hem kendi gücüyle karşı koymalı hem de Suriye ile ittifak yapmalıdır. Bu ittifaka Rusya’yı ve bölge ülkelerini dahil ederek ABD ve AB’nin oyununu (tabii AB ve ABD)  desteğindeki GKRY, Yunanistan ve İsrail) bozmalıdır. Bu konuda Suriye-Türkiye ittifakı önemli bir başlangıç olacaktır.

 

 

İsmail Hakkı Pekin-Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı, emekli Korgeneral/ IndependentTürkçe

Google+ WhatsApp