Güçlü insan öfkesinin esiri olmaz

Güçlü insan öfkesinin esiri olmaz


Maddi ve manevi sorunların iç içe geçtiği bir dönemde yaşıyoruz. Yoksulluğumuzu ve yoksunluğumuzu gerekçelendirerek ihtiyaçlarımızı ertelemeye alışıyoruz, alıştırılıyoruz. Ekonomik sorunlar, çocuklarımızın maruz kaldığı çıkmazlar, hava kirliliği, trafik sorunu, genetiği bozulmuş ürünler, salgın hastalıklar ve koca bir mahrumiyet dağı omuzlarımıza binmiş olsa da itiraz etmeden taşıyor ve hengâmeli yollara alışıyoruz, alıştırılıyoruz. Fakat ne yalan söyleyeyim hemen her dakika karşımıza çıkan şiddet görüntülerine bir türlü alışamadım, bu görüntüleri hiçbir şekilde kabullenemedim. Caddelere sıçrayan erkek şiddetine, katledilen kadın görüntülerine, şiddete maruz kalan çocuk çığlıklarına, işkence edilen hayvanların çaresizliğine asla alışamadım, alışmaya razı olmadım. İzlediğimiz, takip ettiğimiz haberlerin neredeyse yekûnu şiddet içeriyor ve şiddeti yaşam tarzı haline getiren insancıklar zafer kazanmışçasına pozlar veriyorlar. Neden vermesinler ki, kayda değer bir yaptırım yok, caydırıcı bir ceza yok, koruyucu bir etken yok… Meydanı boş bulmuş vahşi bir hayvan gibi sağa sola saldırmaya devam ediyorlar.

 

Şiddetin nedenleri hakkında birçok şey söylenebilir. Misal aile içi şiddetin modellenmesi, şiddetin bir ifade şekli olarak öğrenilmiş olması, şiddetin güç olarak algılanması, ruhsal rahatsızlıklar ve öfkenin kontrol edilememesi gibi durumlar şiddetin nedenleri olarak görülebilir. Ancak ne olursa olsun hiçbir şey şiddete mazeret olarak gösterilemez zira şiddet kötülüktür, patolojik bir durumdur, zulümdür. Allah zulmü haram kılmıştır. Zulmün büyüğü küçüğü yoktur ve zulme maruz kalan canlının türü ne olursa olsun hak iddia edecektir. Karıncanın üzerine basan ayaklardan hesap soracağı gün er geç gelecektir.

 

Sokaklarımızı kirleten şiddet görüntülerine karşı neler yapılabilir diye düşündüğümde bütün sonuçlar beni tek bir yöne götürüyor: Ahlak ve maneviyat eğitimi. Ahlaki değerler eğitimi kapsamında fertlere mutlaka öfke kontrol becerisi kazandırılmalıdır. Anne-baba aile içi ilişkilerde sergiledikleri model davranışlarla çocuklara öfke kontrolünü öğretmelidirler.

 

Öfkenin ateş kusan bir rüzgâr gibi hem kişinin kendisinde hem de karşı tarafta yıkıcı etkiler bıraktığını düşünürken tasavvurumda Prof. Dr. Nevzat Tarhan hocanın itfaiye modeli olarak metaforize ettiği örnek canlandı. Nedir bu? İtfaiyede yangın çıktığında önce yangın söndürülür, yangının neden çıktığı araştırılmaz. Çünkü yangın büyük yıkımlara, büyük zararlara sebebiyet vermektedir, söndürülmesi aciliyet arz etmektedir. Bu nedenle önce yangının söndürülmesi sonra da soğutulması lazım. İnsan da öfkelendiğinde alev alan bir bina gibidir, niçin öfkelendiğini, olayın neden kaynaklandığını araştırmaya kalktığınızda geç kalmış olabilirsiniz. Kişi sakinleştikten sonra olayın neden ve hangi sebepten kaynaklandığını sorgulayabilir ve makul bir açıklama yapabilirsiniz. Ne yazık ki insanlarımızın çoğu öfkeyi yatıştırmak yerine teferruatlarla meşgul olup faciayı önlemekte geç kalabiliyorlar.

 

Resulullah öfke anında abdest alınmasını tavsiye buyurur. Bu durum aynı zamanda öfkenin ertelenmesi demektir ki, uzmanlar da zaten bu konuya dikkat çekiyorlar. Zira öfke ertelendiğinde tehlike ortadan kalkmış olacaktır.

 

Hz. Peygamber öfkesini kontrol edeni güçlü kişi olarak tanımlamıştır. Zira öfke kontrolünü sağlayan kişi dürtülerini kontrol altında tutmayı öğrenmiş ve olgunlaşmıştır. Olgunlaşan kişi iradesini etkin şekilde kullanarak olayları adalet ekseninde değerlendirebilir. Çünkü o güçlü ve akıllı bir kişidir.

Google+ WhatsApp