Gözlere değil gönüllere hitap ettiler

Gözlere değil gönüllere hitap ettiler


Gözlere değil gönüllere hitap ettiler

 

 

Hayatlarını İslam’a adayan dava adamları, insanlığın içine düştüğü ahlaki çöküntüyü kendilerine mesele edinen ve zayıflatılan değerleri yeniden inşa edebilmek için hareket eden öncü şahsiyetlerdir. Bu konuda herkesin söyleyeceği bir sözü vardır. Fakat dava adamları cihadı bir yaşam tarzı olarak görür ve bunun için ağır bedeller öderler.

İslam coğrafyasında önemli bir yere sahip olan Hasan El Benna’nın çalışmalarını zor şartlar altında yaptığını biliyoruz. Onun öncülüğünde hizmetlerine başlayan İhvan, çalışmalarına önce sosyal ve kültürel alanda ağırlık verdi. Hasan El Benna öğrencileri ile birlikte bilinci körelen halka zor şartlar altında ulaştı ve onları Kur’an, tefsir, siret, akaid ve ibadet gibi ilmi çalışmaları ile buluşturarak bilinçlerini uyandırmaya çalıştı. Tebliğ içeren mektupları toplumun bütün kesimlerine ulaşmaya ve onların gönüllerini fethetmeye devam etti. Tebliğ çalışmalarındaki hedefi İslam’ı doğru şekilde aktarmak ve devletleşmekti. Halkla güven eksenli bir iletişim kurdu, fakat Kur’an ışığında başlayan çalışmaları bütün ülkede ilgi görmeye başlayınca karşı taraftan tepkiler yükselmeye başladı. Hasan El Benna ve arkadaşlarını durdurmaya ve çıktıkları yoldan geri döndürmeye çalıştılar.

 

İnsanlık tarihine damga vurmuş dava adamları arasında baskı ve dayatmalarla karşılaşmayan var mıdır? Sanmam… Nitekim Hasan El Benna ve arkadaşlarının tebliğ çalışmaları ile ulaştıkları insanlar vahyin gölgesinde toplanmaya karar verince onları engellemeye çalışan sesler yükselmeye başladı. Zira İhvan Batı’nın güdümünde hareket eden iktidara da ulaşmış ve onlara Batı taklitçiliğini bırakmaları, içki, kumar, faiz, zina gibi kötülüklerden uzak durmaları yönünde tavsiyelerde bulunmaya başlamıştı. İhvan, halkı İngiliz emperyalistlerine karşı bilinçlendirmeye çalışıyor, Filistin’i işgal eden Siyonist zihniyetin karşısında yer almanın bir sorumluluk olduğunu vurguluyordu. Bu çizgi elbette kapitalist Batı ve Siyonist zihniyetin hoşuna gitmeyecekti, öyle de oldu. İhvanı engellemek için dört koldan harekete geçtiler.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında İhvan iyice güç kazanmış ve halkın güvendiği ve desteklediği bir dinamik haline gelmişti. Zira İhvan eğitim kurumları, camiler, bakım evleri, ticari kuruluşları ve gazete ve dergilerle geniş bir yelpazeye yayılmış ve etkinliğini artırmaya başlamıştı. Bunun da ötesinde İhvan’ın çalışmaları Suriye, Mısır, Lübnan, Ürdün, Fas ve Sudan’a kadar ulaşmış ve Hasan el Benna müşterek bir imam olarak kabul edilmişti. Fakat İhvan’ın güçlenip,  Müslümanları Siyonistlerin hedefleri konusunda bilinçlendirmesi İngiliz emperyalistlerini rahatsız etmişti. Mevcut hükümeti etki altına alan emperyalistler yerli işbirlikçileri aracılığıyla İhvan taraftarlarını baskı altına almaya hatta tutuklamaya başladılar. Çalışmaları ile İslam coğrafyasında bir harekete, dirilişe vesile olan Hasan El Benna bu çalışmaları nedeniyle 12 Şubat 1949 tarihinde yerli işbirlikçiler tarafından şehit edildi.

İmamın şehit edilmesi ve etkin kişilerin zindanlara atılması ile fetret dönemine giren İhvan öncüleri zindandan çıktıktan sonra daha da aktif hale geldi. Fakat İngiliz emperyalist zihniyeti kendilerini hedef olarak seçti ve baskılar devam etti. Kral Faruk’tan sonra yerine Cemal Abdunnasır geldi fakat beklenen sukut bir türlü sağlanamadı, aksine Nasır’ın ölümünden sonra komplo bahane edilerek Abdulkadir Udeh, Muhammet Fergali gibi değerli dava adamları şehit edildiler. 1965 yıllında yeniden dirilişe geçen İhvan’ın çalışmaları iktidar tarafından engellendi. Bu dönem Seyyid Kutup ve arkadaşları idam edildi ve baskıların dozu arttırıldı. Yakın zamanda Rabia Meydanı’nda ağır bir saldırıya maruz kalan ve çok sayıda şehit veren, öncüleri tutuklanan İhvan fiziki anlamda zayıflatılmış görünse de savundukları dava itibariyle her gün biraz daha güçleniyor.

 

 

milli gazete

Google+ WhatsApp