Görüyon de mi Türkiye’yi!

Görüyon de mi Türkiye’yi!


Görüyon de mi Türkiye’yi!

 

 

Tarihin bazı anları vardır. Tam o an geldiğinde bir vatanın parçası, bir topluluğun üyesi, bir fikrin savunucusu, bir yolun yolcusu olduğunuz için gururlanır ya da kahrolursunuz.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Tarihin bazı anları vardır. O gün ortaya çıkan şeyin aslında yüz yıllık, beş yüz yıllık, bin yıllık bir köklü duygudan, bir yönelimden kaynaklandığını hissedersiniz.

Amerika büyük bir ülke midir? “Evet, elbette büyük bir ülkedir. Hatta dünyanın en büyük ülkesidir” cevabını verdiyseniz üzülürüm, ama şaşırmam. Zira günümüzde büyüklük, sadece bir cesamet meselesi haline gelmiştir. Oysa büyüklüğün cisimle ilgisi pek azdır. Büyüklük, başka, bambaşka bir yerdedir.

Niye böyledir bu? Son derece güncel bir meseleden hareketle anlatmayı deneyeyim.

Dün, ordumuzun şanlı Mehmetçikleri Afrin’i ele geçirdi malum. Allah’a şükürler olsun ki “her ev bir kale olacak” yaveleri ellerinde patladı teröristlerin. Şanlı Mehmetçiğin geldiğini görünce arkalarına bakmadan kaçtılar. Ordumuz Afrin’i neredeyse “yürüme hızında” ele geçirdi. Emperyalizmin don lastiği olmayı marifet sayan siyasal Kürt hareketi bir kez daha yerle yeksan oldu.

Afrin zaferi, ama daha da ilginci “Afrin’i savunacak mecali kendilerinde bulamayan teröristler” bir kez daha göstermiş oldu ki terör dediğimiz aşağılık şey arkasında küresel emperyalizmin desteği yoksa bit yavrusu hükmündedir.

Fakat anlatmak istediğimiz mesele başkadır.

Amerika denilen ülkenin Rakka ve Musul’u “özgürleştirmek(!)” için yaptığı operasyonları hatırlıyor musunuz? İki şehirde de öldürülen militan sayısından belki on belki yirmi kat fazla sivil öldürülmüştür. O operasyonlardan hemen sonra iki şehrin havadan çekilmiş fotoğraflarına baktığımızda göreceğimiz manzara şudur: Geride bir şehir değil, bir şehrin gölgesi bile değil, sadece bir harabe kalmıştır. Yakıp yıkmayı, yıkıp yapmamayı marifet sayan küresel emperyalizm Ortadoğu’nun şehirlerine sadece istikrarsızlık getirmiştir. Bu şehirlerdeki varlığını da sadece güvenlik üzerinden sürdürmüştür. Yetmemiş, üzerine harabeye çevirdiği o şehrin tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerini de talan etmiştir.

Bugün Avrupa müzelerini süsleyen arkeolojik eserlerin neredeyse tamamına bakıldığında, bugün Amerika’nın enerji kaynaklarının yarıdan fazlasına bakıldığında ortadaki küresel emperyalizm gerçeğini görmemek için ya kör ya da Avrupa/Amerika enstitülerinden beslenen solcumsu olmanız gerekir. Körseniz “Allah böyle yaratmış/başa gelmiş” der geçeriz. Ama solcumsuysanız ve “aslında…” diye başlayan cümlelerle küresel emperyalizmi aslanlar gibi savunuyorsanız, mesela Amerika’nın Afrin’de siyasal Kürt hareketini satmasına üzülüyorsanız falan size şifa dahi dilemeyiz: Aptallığınızda boğulun.

Türkiye açısından durum nedir peki?

Afrin operasyonu boyunca Mehmetçiğimizin neden olduğu sivil zayiatı rakamları, harp okullarında ders olarak okutulacak kadar azdır ve bu bile başlı başına Türkiye’nin büyüklüğüne işaret eden bir başarı hikâyesidir. Harekâtın belki de günlerce uzamasını göze alıp sivil kaybını göze almamak tüm dünyaya verdiğimiz bir derstir.

Diğer yandan, zaferden hemen sonra Afrin’in havadan çekilmiş fotoğraflarına bakıldığında görülecek manzara ise şudur: Afrin, bir şehir olarak orada öylece durmaktadır. Harabeye dönen diğer şehirlere bakıldığında hissettiğiniz o derin utanma duygusu, Afrin’de yerini bir “demek böyle de olabilirmiş” fikrine bırakmaktadır.

Afrin’de bundan sonra ne olacağını merak edenler ise Cerablus’a ve el-Bab’a bakabilirler. Cerablus’ta, el-Bab’ta açılan PTT şubelerine, sağlık ocaklarına, okullara bakabilirler. Yapılan parklara, evlere, yollara bakabilirler. Şehir halkının aktif olarak katıldığı yönetim biçimine göz atabilirler. Her şeyden önce özelde “Türk askeri” tamlamasının, genelde “Türk” kelimesinin buralarda ne anlama geldiğini sorup soruşturabilirler.

Savaş karşıtı, anti militarist okurlarımla kavga çıkmasın diye yazayım: Gönül ister ki dünyada hiç savaş olmasın. Gönül ister ki herhangi bir savaşta tek bir sivilin burnu kanamasın. Bu, ideal olandır elbet. Bir de ideale en yakın olanı vardır ki o da Türk ordusunun savaş ahlâkıdır.

Yazıya “tarihin bazı anları vardır. Tam o an geldiğinde bir vatanın parçası, bir topluluğun üyesi, bir fikrin savunucusu, bir yolun yolcusu olduğunuz için gururlanır ya da kahrolursunuz” cümleleriyle başlamıştım. Afrin zaferi günü Türkiye isimli vatanın bir parçası olduğum için gururlandım. Öyle zannediyorum ki kendilerini “siyasal Kürt hareketinin parçası” olarak görenlerin tamamı da kahroldu. Ve emperyalizmin don lastikliğini, sınır eşekliğini yapmaya devam ettikleri sürece de daha çok kahrolacaklar. Kadın teröristler meydanlarda “neredesin ey Amerika, neredesin ey Almanya?” diye ağıt yakmaya devam edecekler.

Ve bir küçük şaka: Trump, Mehmetçiğimizin Afrin’de ele geçirdiği milyonlarca dolarlık Amerikan cephanesini “onlar bizim, iade edin” diyerek talep ederse şaşırmayalım. Küresel emperyalizm dediğimiz şeyde her şey vardır da ahlâk yoktur. Hoş, ahlâk yoksa hiçbir şey yok demektir ki o da ayrı bir meseledir.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp