Görmek için Bakmak Gerek

Görmek için Bakmak Gerek

İlkokul kitaplarının birinde ‘Görmek İçin Bakmak Gerek’ başlıklı bir okuma parçası vardı. Ne anlatılmak istendiğini pek anlayamasakta öğretmenin gözüne girmek, takdirini kazanmak için anlamış gibi yapardık. O da anlamadığımızı anlar gibiydi sanki. O zamanlar öğretmenler belletici değil ezberleticiydi! Şimdiki

Görmek için Bakmak Gerek

 

 

İlkokul kitaplarının birinde ‘Görmek İçin Bakmak Gerek’ başlıklı bir okuma parçası vardı. Ne anlatılmak istendiğini pek anlayamasakta öğretmenin gözüne girmek, takdirini kazanmak için anlamış gibi yapardık. O da anlamadığımızı anlar gibiydi sanki. O zamanlar öğretmenler belletici değil ezberleticiydi! Şimdiki öğretmenler de aynı mı bilmem, ama gerçekten yerinde bir sözmüş (görmek için bakmak gerek), bakmak ile görmenin aynı şeyler olmadığını anlatan özlü bir söz…

Kişinin durup baktığı yer eşyayı algılamasını sağlayan yerdir. Yani eşya konusunda verdiği hüküm, eşya konusunda hüküm verilecek fikir sahibi olunacak ise eşyaya durup baktığınız yer çok önemli. Var olan somut eşyayı algılamak için/fiziki yapısını betimleyebilmek için bile durduğunuz yere göre kanaat sahibisinizdir. Dolaysıyla eşyaya yer değiştirerek bakmak (sağdan-soldan, uzaktan-yakında aşğıdan-yukarıdan) bu bakıştan sonra şeyin içeriğine de vakıfsanız, bir de furuatı ile derin fikre sahipseniz, o takdirde baktığınız da gördüğünüz de daha farklı olacaktır.

Durduğun yerden bakarken, görmek istediğini mi görmek istiyorsun, yoksa görüneni algılamak mı istiyorsun? Maksat ikincisi ise o zaman bütün dikatini toplayıp temiz birdimag, kirlenmemiş bir kalp ve şuurla bakıldığı takdirde görünen, bakana aslına uygun şekilde görünecektir.

Görmek için rahat akıllıca kendinden yana verimli düşünebilmek, gelişmiş bir şuur ve irade gerekir. Bundan dolayıdır ki bakar gibi bakmayıp gerçekten doğruyu görmek için bakmak gerekir. Doğru ise ‘hak’ tır o herzaman tektir ve gerçektir, ‘hak’ ikame olduğunda batıllar zail olmaktadır. (Rad/16,17,19- İsra/81)

Günlük hayatımızda eşyaya hep bakarız, bakarız da birçok şeyi baktığımız halde farkında olmayız. Boş ve anlamsız bakma halini tasvir eden çok güzel bir ata sözü var. “Ne bakıyorsun ö….. trene baktığı gibi”

İnsan gözleri açık şuuru yerindeyken herşeye bakar, görmek ise akıl, kalp ve gözün aynı anda işlevselliğiyle yapılır. Görmekte seçicilik vardır, görmek purdikkat kesilmektir, görmek vukufiyyeti gerektirir.

Eğer kişi gözünü ve kulağını dört açtığı kadar kalbini de devreye sokarsa, bu her iki boyutta da mesafe kateder ve nazarı keskinleşir.

Birçok insanın başına gelmiştir; bazen öyle dalarız ki, başka birşeye yoğunlaşmışızdır yanımızdan geçen yakınımızı bile fark etmeyiz (taki o bize gönül koyana kadar) öyle anlar olur ki, yitiğimizi arar, gözümüzün önündeki nesneyi göremeyiz de aramaya devam ederiz, neden? Çünkü göz sadece o nesneye bakmaktadır. Bilinçli olarak görmeye çalışmamışızdır. Akıl, kalp ve gözaynı anda devrede degil de ondandır. İşte“Bakar Kör” deyimi bunu ifadelendirse gerek.

Görmek için bakarsan ancak görebilirsin.

Bakmak, çok fazla akıl yürütmeksizin gözleri istenilen noktaya yöneltmektir. Görmek ise bu noktada gerekli şeyleri analiz etmektir.

Zahiri dış görünüş bakanı aldatabilir. İnsanlar görürsünüz boylu poslu, eli ayağı düzgün, yakışıklı, güzel, sözü dinlenir konuşması hoşunuza gider. Zahir itibariyle bize göre haza insan; bilemezsiniz içerisinde neler kaynamakta, neleri barındırmakta, nasıl bir kişiliğe sahip? İnsanı insan yapan insani değerler değil midir? Eğer bu değerlerden yoksun ise onun yakışıklılığı, güzelliği, laf ebeliği kime ne fayda verir. İçi boş kutudan farkı nedir? Böyle biri sevenine yar mı olur ağyar mı? Bunun tam aksi de mümkün. Bu bir atasözü mü bilmem ama rahmetli ninem çok söylerdi ‘Oğul, kendisi güzele çabuk doyulur amma huyu güzele doyum olmaz’ O da benim atam olduğuna göre bu da bir ata sözüdür.

Bir bitki veya hayvan görürsünüz; rengi, şekli sizi kendisine hayran bırakabilir. Saatlerce ona bakıp seyredebilirsiniz. Ondan istifade etmeye kalktığınızda içerisinde taşıdığı özellikleri bilmiyorsanız, size fayda yerine zarar verebilir. Önemli olan gördüğünüz şey dış görünüşüyle sizi etkileyip alıp nerelere götürüyor, iç dünyanızda ne tür kapılar aralıyor, eserinden sahibine bir yolculuk yaptırıyor ise o zaman görüyoruz demektir…

“Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmış!

Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş!

Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmiş!

Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış!” (Gaşiye/17,18,19,20)

Bakmaktan kasıt oturup bunları seyreylemek olmasa gerek. Bu bakış bizi biryerlere götürmeli değil mi? Deveye hangi gözle bakarsan onu görürsün; yük taşıtmak, etinden-sütünden istifade etmek, binek olarak kullanmak vs. bu bakıştan ne elde edileceği bellidir. Allah böyle lokal başı kastetmiyor Allah’u alem. Bunun böyle olmadığını görmek için tavsiyemiz bir deve belgeseli seyretmenizdir. Bu hayvan 8 gün hiçbirşey yemeden-içmeden yaşayabiliyor, yiyecek bulamadığı zaman enerji olarak hörgüçlerindeki yağ deposunu kullanıyor, 10 dakikada ağırlıklarının üçte biri oranında su içebiliyor. Bu miktar kimi zaman 130 litreyi bulabilmektedir.

Bunun yanısıra deve, insana oranla 100 kat daha geniş alanı kaplayan bir burun mukozasına sahiptir. Hayvan, çok büyük ve kıvrımlı burun mukozası sayesinde, havadaki nemin %66’sını tutabilmektedir. Bütün vücudunu kaplayan sık tüyler çölün yakıcı güneşinin hayvanın derisine ulaşmasına engel olmaktadır. Bunlar aynı zamanda soğukta da hayvanın ısınmasını sağlar. Çöl develeri 70°C’lik sıcaklıktan etkilenmezken, çift hörgüçlü develer sıfırın altında 52 derecelik soğuklarda yaşayabilmektedir. Bu tip develer, 4.000 metrelik yüksek yaylalarda bile hayatlarını sürdürebilmektedirler. Yaklaşık 450 kg yük taşıyabiliyorlar, dudaklarının yayvanlığı sayesinde çalı türü dikenli bitkileri rahatlıkla yiyebiliyor… Yukarıda söylediğimiz gibi, fazla bilgi edinmek isteyen bir deve belgeseline bakabilirler.

Ön bilgilerimiz, ön yargılarımız zaman zaman görmemizi engelleyebilir. Hakikati görmek için mümkün olduğu kadar ön bilgilerden soyutlanmamız gerekmektedir. Hadiselere hangi bilgi ağının kuşatması altından bakıyoruz? Bu kuşatılmışlık görmek istenilene nirengini veriyor. Bu görmek değildir başkasının gör dediğini, görmeye çalışmaktır. “Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler” (Bakara/18)

Bu aklı ipoteklemektir, insanı bağnazlaştırmaktır, akılsızlaştırmaktır, akıl devredışı kaldığında duyu organları sağlıklı sonuç vermezler. İnsanı insan yapan akıldır. “Akletmiyenler davarlar gibidir” (Furkan/44) Gözden akla akan bilgi doğru ise sonuç doğru olacaktır. Olayları dar açıdan değerlendirenlere “At gözlüğüyle bakma!” deriz. Bu deyim o kadar sık kullanılıyor ki, atların mükemmel bir görüş yeteneği olduğunu bize unutturuyor. Halbuki atlara takılan“at gözlüğü”, onların bu üstün yeteneğine set çekmek içindir.

Gerçekten de, ata gözlerini birbirinden bağımsız kullanabilme kabiliyeti verilmiştir. Atlarda her göz, bağımsız olarak ayrı cisimleri görebilir. Bu durum atlara, yanlardan, önden ve arkadan görüntü sağlar. Göz merceği kafa yapısının dışına yerleştirilmiş atın gözlerinin her biri, çevreyi 160-170 derecelik açıyla görür. Dolayısıyla toplam 320-340 dereceyi bulan görüş açısıyla at, insanlara kıyasla çok daha geniş bir alanı anında görme imkânına sahip olur firaset kelimesi, “at” anlamına gelen “feres”ten türetilmiştir. Meşhur kullanımı feraset olmuştur. Feraset kavramının atın görüş gücüyle ilişkisini mü’mine uyguladığımızda, bakılmakta olan şey bir olaysa bu olayın önünü, arkasını görebilme anlamı kadar; geçmiş, şimdi ve geleceği aynı anda görüp değerlendirebilme anlamı da çıkar. Yani feraset dendiği zaman, hem “derinlikli” hem de “kuşatıcı” bir bakışla bakabilmek kastedilmiş olur.

Allah’ın elçisi Muhammed (as)’a atfedilen bir sözde “Müminin ferasetinden sakınınız; zira o Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizi)

‘Allah’ın bak dediği yerden bakan; eşyaya şaşı bakmayacak, O’nun gör dediğini görecektir, gözü onu yanıltmayacak, şaşırtmayacak. Çünkü gördüğü ‘hak’ olacaktır.

“Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir.” (Kaf / 22)

 

 

muhammed celil

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp