“Gol atınca Fransızım, atamayınca Arap...”

“Gol atınca Fransızım, atamayınca Arap...”


“Gol atınca Fransızım, atamayınca Arap...”

 

 

Fransa’nın finalde Hırvatistan’ı yenerek Dünya Kupası’nı kazandığı gün, hukuk profesörü ve yazar Khaled Beydoun’ın Twitter’a yazdıkları, tüm zamanların en çok paylaşılan tweet’lerinden biri oldu: “Sevgili Fransa, tebrikler. Takımının %80’i Afrikalı, ırkçılık ve yabancı düşmanlığını bırak artık; %50’si Müslüman, İslamofobya’yı bırak artık. Afrikalılar ve Müslümanlar sana Dünya Kupası’nı verdi, sen de onlara adaleti ver.”

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


O kadar çok etkileşim aldı ki bu tweet, ABD’nin ünlü satirik politika programı The Daily Show’da Trevor Noah yayında Beydoun’u alıntılayarak, “Dünya Kupası’nı Afrika kazandı” diye şaka yaptı. Ama şakası Fransa’nın ABD Büyükelçisi’nin tepkisini çekecekti. Şöyle diyordu Büyükelçi Gerard Araud Twitter’dan: “ABD’nin aksine, Fransa vatandaşlarını ırk, din ve de orijinine göre tanımlamıyor. Bizde (Afrikalı-Amerikalı, Latin Amerikalı gibi) ikili kimlik yoktur.” Yani, kibar bir üslup takınarak üstünü örtüyor, ama oyuncuların kökenlerini görmezden geliyordu.

Beydoun’un attığı tweet’e yapılan yorumlar da benzeri ifadelerle doluydu. Oyuncuların Afrikalı köklerini yok sayarak Fransız olduklarını savunan Fransız futbolseverler, öfkelerini binlerce tweet’le ifade ediyordu.

Mesut Özil’in maruz kaldığı ırkçılık nedeniyle Alman Milli Takımı’nı bıraktığını açıklarken sarf ettiği “Kazanınca Almanım, kaybedince göçmen,” sözlerini okuduğumda yukarıda anlattıklarım hatırıma geldi. Fransa üzerinden yaşananlar şimdi daha anlamlıydı.

Fransa kazanmıştı, takımın göçmenleri Fransız olmuştu; Almanya kaybetmişti, takımın yıldız oyuncusu Mesut Özil göçmen...

Bir hatırlatma... Fransa Milli Takımı’nda 2015 yılından beri kara listede olan Karim Benzema da 2014 Dünya Kupası öncesi, Özil’inkine çok benzer ifadeler kullanmıştı: “Gol atarsam Fransızım, atamazsam Arap...”

Benzema o dönemde köklerinin geldiği Cezayir’e olan sevgisini dile getirme cüreti gösterdiği için, pek çok Fransız’dan hakaret, küfür ve tehdit duymuş, “O zaman Cezayir’e dön,” lafını işitmişti.

AB’nin heybetini koruduğu zamanlarda diline doladığı uyum ve entegrasyondan ne anladığı bugün yaldızları dökülürken daha net görülüyor. Avrupa’nın iş gücünden, başarılarından ve de yeteneklerinden sonuna kadar yararlandığı göçmenler, asimile olmayı kabul edip kökleriyle, geçmişleriyle, kültürleriyle bağlarını kopararak sadece Alman ya da sadece Fransız olduklarında kabul görüyor. Üstelik bu Benzema ve Özil gibi takımlarına büyük gururlar yaşatan, büyük başarılara imza atanlar için geçerli sadece; sıradan bir göçmenin yaşadıklarından bahsetmiyoruz. Ve bu davranış, yani “Kökenlerini unut ve bizden ol” tavrı, Batı’nın kendini liberal ve demokrat olarak tanımlayanlarına has...

“Maviler’e (Fransa Milli Takımı’nın lakabı) baktığımda artık Fransa’yı göremiyorum” diyen faşist Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen gibiler içinse, milli takım seviyesinde devasa bir başarı getirmek bile yeterli değil. Fransa 1998’de Cezayir asıllı Zinedine Zidane liderliğinde Dünya Kupası’nı kazandığında zamanın Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ırk ve din bakımından çoklu bir görünüme sahip olan ülkenin milli takımını “Fransız birliği”nin sembolü olarak gördüğünü söylerken Ulusal Cephe’nin kurucusu baba Jean-Marie Le Pen alınan başarının değersiz olduğunu dile getirmekten çekinmiyor, takımdakilerin Ulusal Marş’ın sözlerini bile bilmediğini iddia ediyordu. 20 yılda köprünün altından çok sular aktı. Avrupa’da Le Pen ailesi gibi aşırıların sayısı arttı, ‘makul’lerin sayısı azaldı. Aradan geçen yıllar içerisinde Fransız Futbol Federasyonu pek çok kez takıma kabul edilen Afrika ve Arap asıllı oyuncu sayısına sınırlama getirmeyi dahi konuştu.

Bugün getirilmeye çalışılan tüm engellemelere rağmen, 2018 Dünya Kupası’nı kazanan Fransa Milli Takımı’nın 23 oyuncusundan 14’ü Afrikalı, sekizi Müslüman… Benzer şekilde şampiyonada üçüncü olan ve her geçen yıl yükselen grafiğiyle halihazırda dikkat çekmekte olan Belçika Milli Takımı’nın sekiz oyuncusu Afrika asıllı, dördü Müslüman… Bugün bu iki takım turnuvada başarılı olduğu için, Afrikalı ve Müslüman futbolcuların gündelik yaşamın içinde, takım içinde, taraftar ve medya önünde karşı karşıya kaldıkları ırkçılık konuşulmuyor; ama Mesut Özil’in yaşadıklarını, eğer başarılı olamamış olsalardı benzeri bir durumun başlarına gelme ihtimalinin ne kadar yüksek olduğunu en çok o oyuncular biliyor. Adeta Antik Roma’nın ölüm arenası Colosseum’a çıkmayı ve sonuna kadar ayakta durmayı başaran eski savaş esiri/yeni gladyatörlerin, Roma’ya bağlılıklarını ispat ederlerse ‘belki bir gün’ özgürlüklerini satın alacak olmaları, başaramayanlarınsa ‘çukur’larda ölmeyi beklemeleri gibi, modern çağ Avrupası da göçmen sporculara dünden bugüne adet nasılsa öyle davranıyor.

Özil’i, Alman Milli Takımı’nda oynayan bir diğer Türk asıllı futbolcu İlkay Gündoğan’la beraber Mayıs ayındaki Londra ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşüp fotoğraf çektirmesi hedef tahtasına oturttu. Şampiyona öncesi başlayan tartışmalar, Alman Milli Takımı yöneticileri ve siyasetçilerin de işin içine girmesiyle alevlendi. Turnuvaların favorisi Almanya, gösterdiği kötü performansla erken elenince Özil günah keçisi olarak seçildi. Özil’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’la fotoğraf çektirmesini savunurken “Ülkenin en yüksek makamına saygının gereği” olduğunu söylemesi dahi kafi gelmedi.

Özil’in yıllardır içinde biriken ve son olaylarla artık dışarı taşan tepkisi, Batı dünyasını ikiye bölerken, çok geç kalmış olan “Avrupa futbolunda ırkçılık yeniden mi yükseliyor?” sorusunu da beraberinde getirdi. Son yüzyılın futbol tarihini az çok bilenler için, bugün konuşulanlar hiç de şaşırtıcı değil; ancak Özil’in tavrı sonrası alevlenen ırkçılık tartışması sonrası, faşistleri faşistliklerinden vazgeçirecek önlemler alınabilir mi? Tünelin sonunda şimdilik ışık görünmüyor.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp