Gidenin ardından

Gidenin ardından


Gidenin ardından

 

 

Sevgili Emine,

Bu yazıyı sen hayattayken kaleme almak ve çaresiz geçen yıllarında sana küçük bir ümit olmak isterdim. Ama ne yazık ki bizler seni hayata veda ettikten sonra tanıdık. Ve inanır mısın boğazına saplanan o bıçak sanki hepimizin boğazına aynı anda saplandı, veda görüntülerine baktıkça, psikopat kocaların ellerinde can veren onlarca kadının acısını aynı anda yaşadık. Belki hayatta olsaydın, yüzüme öfke ile bakacak ve karşı çıkışların,  şiddete hayır diye haykırmaların dışında ne yapıyorsunuz diyecektin ama elimizden başka bir şey gelmiyor ki!

Hayattayken seninle hiç karşılaşmadık, aynı ortamı paylaşmadık, aynı mahallede yaşamadık fakat aynı hikâyelerle büyüdük, aynı havayı soluduk, aynı topraklarda nefes alıp verdik ve benzer hayaller kurduk. O yüzden duygularını anlamakta güçlük çekmedim…

Bilirsin bizim illerde bir genç kız evinden çıkarken ona “duvakla çıktın, kefeninle geleceksin” denir ve kadın koca evinde ne kadar zulüm görürsen görsün destek bulamaz. Yaşadığınız zulüm katlanılmaz boyutlara geldiğinde kendinizce çareler ararsınız ve böyle durumlarda Allah evliliğinizi sonlandırmanıza müsaade etmiştir fakat bunu ne ailenize ne de çevrenize anlatabilirsiniz. Herkesi karşınıza alıp evliliğinizi sonlandırdığınızda ise ikinci sınıf insan muamelesi görür ve sadece yakınlarınız tarafından değil çevreniz tarafından da dışlanırsınız… Peki, evliliği sonlandırmayıp da ne yapacaktınız? Erkek adam vurur, döver, öldürür algısına sahip olan bir toplumda merhametle hiç tanışmamış psikopat kocanın zulmünden nasıl kurtulabilecektiniz? Kim koruyacaktı?

İlgili birimlere başvurduğunuzda dayakçı kocaya evden uzaklaştırma cezası veriliyor, hukuki yaptırımlar uygulanıyor fakat bu yaptırımlar hiçbir alt yapısı olmayan bir toplumda ne kadar geçerli olabilir?

Sevgili Emine, “Yaşamak istiyorum” diye yalvarışların kulaklarımızdan hiç silinmeyecek… Nitekim hayatının baharında ve en verimli çağında yaşama ve hayallerine tutunma isteğinin dışavurumuydu bu!

Bir katilin elinde can vermek ne acı! Emin ol hayatta kalabilmek için var gücünle savaşırken yalnızlığını ve çaresizliğini en az senin kadar biz de hissettik. Fakat sana uzanamamak, seni koruyamamak, senin hayallerini sana geri iade edememek hepimizi derinden sarstı biliyor musun?

Sevgili Emine gidişin bana psikopat kocaların ellerinde can veren onlarca kadının koparılan hayallerini düşündürdü. Ne yazık ki Allah’ın dininde yeri olmayan batıl inanışlar toplumun benliğine öyle bir yapışmış ki, evlenen erkek kadına her istediğini yapma hakkı görüyor, tepki ile karşılaşınca da onu katlediyor, gözdağı veriyor ve tıpkı seni katleden canavar gibi “sorun değil paşa paşa yatar çıkarım” deyip işin içinden çıkıyor. Katilin bu ifadeleri zihnimin sokaklarında dolaşıp durdu ve bütün gece uyuyamadım inanır mısın? Zira bu ifadeler ülkemizde hukukun ve adaletin ne durumda olduğunu özetler mahiyetteydi. Belli ki cani cinayet işleyen ve aftan, indirimden yararlanan soydaşlarını görüyor ve nasıl olsa biraz yatar ve çıkarım deyip cesaret buluyor. O yüzden biz bu canilerin cezaevinde tutulup topluma geri bırakılmasına şiddetle karşı çıkıyoruz. Rabbimiz, “Kısasta hayat vardır” buyurur, biz canilerin cezaevinde beslenip gürbüzleştirilmesine karşıyız, idam istiyoruz, cana kıyana kısas istiyoruz, bu katillerin kopardıkları umutların bedelini ödemelerini istiyoruz…

Sevgili Emine,

Sen gittikten sonra dramatik hikâyeni içeren yazılar yazıldı, senin adına hüzünlü şarkılar bestelendi, senin adına eylemler yapıldı, buruk vedan devlet erkânına kadar ulaştı ve sen ölümünden sonra bütün Türkiye’nin acılarıyla tanıdığı bir kadın haline geldin ama aramızda değildin ve geri dönmeyecektin.

 

MİLLİ GAZETE

Google+ WhatsApp