‘Gerçek hoca’lığa pusu kurmuş bir ‘tuhaf hocalar çağı’nda..

‘Gerçek hoca’lığa pusu kurmuş bir ‘tuhaf hocalar çağı’nda..


‘Gerçek hoca’lığa pusu kurmuş bir ‘tuhaf hocalar çağı’nda..

 

 

‘Hoca’kelimesi için, delil, kılavuz, rehber, öncü mânâsındaki ‘huccet’ten gelir diyenler olduğu gibi, Farsçadaki, ‘büyük,  usta ve üstad, muallim, vezir, tâcir,..’ vs.  mânâsında da kullanılan ‘khevâce / khâce’den geldiğini söyleyenler de olmuştur.

Geçmişteki sosyal hayatımızın tanziminde halkın ekseriyetinin inanç değerleri temel alındığından ‘hoca’ kelimesi genelde, câmilerde namaz kıldıran, medreselerde talebe okutan, halkın itiqadî ve fıqhî mes’elelerine çözümler üreten kimselere verilen bir isim-sıfat halinde yaygındı.

Bu sıfat, saygın muallimler/ öğretmenler için de kullanılıyordu.

***

Ama, kemalist-laikler topluma tepeden inmeci yöntemlerle dayattıkları kendi anlayış ve zevklerine uygun yeni bir dil oluşturmaya ağırlık verdiklerinde, ‘hoca’ kelimesinden de nefret dönemi başlamıştı. O kadar ki,  okullarda öğrenciler olarak, ‘Hocam..’ bile diyemez hale gelmiştik.. Çünkü, şirretlikte sınır tanımayan mâlum resmî ideoloji kapıkulları bizleri, ‘Hoca camide..’ diye tersliyorlardı.

‘Öğretmen’kelimesi ise, belki, ilkokul seviyesinde ve de resmî yazışmalarda tutmuştu ama, bu kelime,  ‘Hoca’nın yerine üst seviyelerde kullanılamadı, sevimsiz geldi.

Sonra ise, günlük hayatın çeşitli kademelerinde, hemen her sahada, ‘Hoca’ sıfatı ve ‘Hocam’ hitabı bu kez de, sulandırılarak, yaygın ve gelişi-güzel şekilde kullanılmaya başlandı. O kadar ki, üniversitelerdeki prof.’lardan sportif faaliyetlerdeki antrenörlere varıncaya kadar, her sahada, birilerine bir takım bilgi, hüner ve sanât öğretenlerin herbirisine ‘hoca..’ denildi, deniliyor. Hattâ, kumarda, dolandırıcılık vak’alarında özel maharet geliştirenlere bile, o alanlarda geriden gelenlerce ‘Hoca’ denilmekte, bugün..

Yani, 100 yıl öncelerde, ‘hoca’ denilen ve içlerinde ‘gerçek hoca’ların da bulunduğu dönemden, bugün, o saygınlığa pusu kurmuş bir ‘tuhaf hocalar çağı’na geldik..

Benzer tuzağın, ‘Efendi hazretleri, şeyh, seydâ’ diye anılanlara karşı da kurulduğunu her mekân ve zaman görebiliyoruz. Yüzyılımız bu oyunlarla geçti.. Bunun için, 28 Şubat 1997  Darbesi döneminde  A. Kalkancı gibi isimlerle tezgâhlananları hatırlamak bile yeter..

***

Yaklaşık 30-35 yıldır, adına ‘hoca’ sıfatı da eklenerek anılan bir kişi ve çevresine yönelik olarak songünlerde yapılan operasyon da, bu ‘hoca’lığın ne kadar iblisvarî yöntemlere kadar vardırıldığını göstermesi bakımından daha bir hayıflandırıcı ve ibretlik vak’a..  O operasyon yapılmasaydı bile, o kişi ve çevresinin mide bulandırıcı nasıl bir çirkeflikdensizlik ve ibtizal içinde olduğunu az-biraz düşünen herkes biliyordu. ‘Tuhaf hoca’ların bu en şeytancasının ve yakın çevresinden tutuklanan kızlı-erkekli 100’den fazla kişilerin ekranlarda yıllar boyu sergilediklerine bakılırsa;  bu operasyonun bu kadar gecikmiş olmasına bile insan hayret ediyor.‘hoca’ denilen o kişi ve çevresinin o rezil halleriyle bir de Kur’an açıklamaları yapmaya kalkışmaları, sorumlu olan sadece şu veya bu kesim değil, herhalde toplum olarak hepimiziz.

***

Doğrudur ki, ‘hoca’ denilen bu gibi kişilerin bazılarının şizofrenik ve dejenere psikopat ve hattâ sexopath kişiler oldukları kanaatiyle toplumda ciddiye alınmadıklarından üzerlerine fazla gidilmediği tahmin edilebilir. Ama, onlar da, toplumda kendilerine eğilimli olanları daha bir yüreklendiriyorlardı. 

Bu kişinin, kendisini ‘atatürkçü ve vatansever, milliyetçi’ olarak nitelemesi ise, ilk piyasaya çıktığı günden beri sürdürdüğü bir iddiaydı ve o, özellikle sosyete çevrelerinin inanç heyecanını yaşamamış çocuklarına câzib geliyor, onları tuzağına düşürüyordu.

 

star

Google+ WhatsApp