Gerçek Hayat özür dileyecek mi?

Gerçek Hayat özür dileyecek mi?


Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi nihayet Cuma günü ibadete açıldı. Sevincimizi tarif etmek imkansızdı.

“Elalem ne der?” deyip Batı'yı işaret ederek endişe edenler yanıldı. Yunanistan haricinde kimseden aman aman bir ses çıkmadı. Zaten Yunanistan sessiz kalsa şaşırtırdı. “Bizans ikinci kez düştü,” diyenden yasa tutup karalar bağlayana tüm gün Yunanistan’ın iç geçirmelerini dinledik.

Ama garip olan (aslında pek de olmayan) Ayasofya’nın müzeden camiye çevrilmesine Yunanistan’dan daha çok üzülenlerdi. Bazılarının açıkça ortaya koyduğu gerekçe çok ilginçti: “Başkasının üzüntüsüne nasıl sevineyim?” Onların üzüntüsüne sevinemezken bizim sevincimize üzülmeleri de ilginçti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açılış dolayısıyla Kur’an okumasından Diyanet işleri Başkanı Ali Erbaş’ın hutbeye kılıçla çıkmasına, din karşıtlığından çıkıp gelenek bilmezliğe savrularak tepki gösterdiler.

Ali Erbaş’ın hutbede Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesinde geçen bir bölüme istinaden söylediği, “Bizim inancımızda vakıf malı, dokunulmazdır. Dokunanı yakar. Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar,” sözünü “Atatürk’e lanet okundu” demeye kadar getirdiler.

Ortam tam anlamıyla, “Laiklik elden gidiyor,” tartışmalarına hazır hale gelmişken, “Eli kulağındadır, şimdi biri çıkıp ‘Şeriat gelecek, saltanat dönecek,’ diyecek” diye düşünürken, hakikaten de öyle bir şey oldu.

Muhalif medyadan beklenen şeyi “Hilafet” başlığı atan muhafazakâr bir dergi yaptı. Sevincimizi kursağımızda bıraktı.

Ne yazık ki, ifrat ve tefritle uğraşmaktan ağzımızın tadıyla sevincimizi bile yaşayamıyoruz.

Kimi başkalarının ne diyeceğini dert ederek sevinmekten geri duruyor, kimi ise hızını alamayarak aşırı coşup şarampole yuvarlanıyor.

Muhafazakar çevrelerden bile beklediği desteği bulamayan, aksine eleştiri yağmuruna tutulan derginin kendini savunma argümanı, “Dini değil siyasi bir İslam birliği”nden bahsettikleri, derginin kapağı ile içeriğinin farklı olduğu yönündeydi. Dedikleri şu: “Neden Avrupa Birliği var da İslam Birliği olmasın?”

Bunu arzu etmekte hiçbir sorun yok. Ama buna “Hilafet” diye başlık atılmasında büyük bir sorun var.

Dahası, bunun Ayasofya Camii’nin ibadete açılmasıyla ne alakası var?

Aralarında İslam Birliği kurulsun denilen ülkeler, birbirleriyle savaş halinde. Suudi Arabistan’dan İran’a Müslüman halklar Türkiye’yi sevseler bile, hemen hepsi otoriter olan yönetimlerinin bizimle sorunları var. Dahası, Müslüman toplumları sevindirse de bizim egemenlik sınırlarımız çerçevesinde aldığımız Ayasofya’yı ibadete açma kararımızdan yola çıkıp bir İslam birliği arayışına, hem de “Şimdi değilse ne zaman?” diyerek nasıl varabildiler, iki konuyu birbirine nasıl bağlayabildiler, insan gerçekten hayret ediyor.

Malum derginin kapağının ardında bir komplonun yattığını zannetmiyorum. Kontrolsüz bir coşmadan, kendini kaybetme halinden kaynaklandığına inanıyorum. Ama sevincimize gölge düşüren bu hatalarından dolayı bir özür beklemenin hakkımız olduğu düşünüyorum. Nitekim, amaçları suyu bulandırmak değilse, bahaneler üretmek yerine yaptıkları yanlışı vakit geçmeden kabul etmeleri gerek.

***

Tatil sonrası gecikmiş bir yazı oldu ama yazmasam olmazdı. Herkese iyi bayramlar…

Google+ WhatsApp