Gençliğin Arayışları II

Gençliğin Arayışları II


Gençliğin Arayışları II

 

Sevgisizlik.

Günümüz insanı sevgiden yoksun yetişiyor. Anne-baba kucağından ve sıcaklığından yoksun. Sevgi sanki biraz da rol gereği gibi geliyor. Bir bilinçle değil, içtenliksiz ve sıradan. Çalışan anne-babaların çocukları akşam saatlerinde ancak bir araya geliyorlar. Günün yorgunluğu, çocuğun okul ödevleri, cep telefonları, bilgisayarlar arasında kalan bir zaman süreci. Burada çocuğa geriye ne kalıyor? Uyku saatleri zaten geliyor. Kaş ile göz arasında sabah kahvaltıları, çanta hazırlanmasının koşturmasında. Sabah erkenden servise ya da okula yetişme telâşı.

Çocuğun okul başarısı, başarısızlığı ve gerilimi içinde geçen bir zaman. Okul ve çevrenin getirdiği sorunlar da eklenince artık çocuk başka bir duruma doğru yol alıyor. Çocuğun şekillenme dönemi. Günümüz aile kopuklukları sadece bunlarla sınırlı değil. Ekonomik özgürlükler aile içi kopuklukların başlıca nedeni. Sorumluluk almama, karı kocaların kendi başlarına bir hayat tercihleri ağır basıyor. Birbirlerine katlanma ve mihnet gibi bir durum artık söz konusu olmuyor. Her biri kendi özgürlüğünün peşinde. Dışarıda olan gözler.

Her insan ayrı bir ben, ayrı bir kişilik. Birbirleriyle tam anlamıyla örtüşmeleri beklenemez. Ancak birbirilerini anlama ve birlikte yaşayabilme tahammülü olmayınca hayat çekilmez oluyor. Ortaklıklarını çoğaltma, birbirlerini anlama gibi durumlar giderek yok sayılıyor. Onlar için çocuk çok da önemli olmuyor. Varsa yoksa kendileri. Çocukların böylesi bir ortamda sevgiden yoksun olmaları kaçınılmaz oluyor. Her biri ancak kendi telâşında ve bakışında. Çocuklar böylesi gerilimli bir ortamda yalnızlaşıyorlar.

Son zamanlarda boşanmaların daha çok ekonomik gerekçelerle yaygınlaşmasında gene olan çocuklara oluyor. Onlar büsbütün yalnızlığa ve sevgisizliğe mahkûm oluyorlar. Ayrılanların çocukların belli aralıklarla görmesi çocuklar için yeterli olmuyor. Büyüyünce anne-babaların bağırlarına başlarını yaslamayı, dizlerine oturmayı. Sırnaşmayı, sığınmayı unutuyorlar. Çocukların hırçınlıkları giderek onları olumsuzluklara itiyor. Yaygın olan olumsuzlukların kucağına itilmiş olmalarıdır. İlkokuldan ortaokula, oradan liseye geçiş süreci tam anlamıyla bir başıboşluk oluyor. Çocukların kişilikleri sevgisizlik üzerine oluşuyor.

Çocukların hayatı arayışlar üzerine değil karmaşa ve kaos üzerine oluşuyor. Bu süreç onları hem başıboşluklara, hem de sorumsuzluklara sürüklüyor. Onların kimseden bir beklentileri olmuyor. Sokak dili, karmaşası hayatlarının gerçeği oluyor. Ev ortamında sürekli diji aletlerin başında geçince sokak oyunlarından, arkadaşlarla koşturmalardan, heyecandan yoksunlaşıyorlar. Hayatları diji nesnelerin en iyisini edinme, onlarla sörf etme ve savrulma süreci yoğunluk kazanıyor. Onlar artık o ruhtan besleniyorlar. Ne anne-baba sevgisi, ne öğretmen sevgi ve şefkati oluyor. Tek çocuklu ailelerde ise kardeşsiz ve yalnızlık giderek ağırlık kazanıyor. Hayatın dışında bir hayatın içindedirler. Evde aile büyüklerinden dede, babaanne, anneanne, gibi büyükler yok ise, çocuklar onların bulunduğu bir ortamda yaşamıyorlarsa büsbütün sevgisiz kalıyorlar. Bu büyüklerin sevgisi çok daha başkadır. Masalsız, okumasız, sevgisiz ve aşksız bir hayat süreci. Odaların oyuncaklar ile doldurulması ise doyumsuzluklara neden oluyor.

Özellikle de manevi bir ortamsızlık ruh yoksunluğuna sürüklüyor. Din, kitap, peygamber sevgisi duygusu oluşmuyor. Metalik bir insan tipinin oluşumuna neden olunuyor. Daha açıkçası materyalist, çıkarcı, bencil bir vahşilik süreci başlıyor. Çocukların okul süreçleri de kontrolsüz oluyor. Bir de öğreticilerin manevi yetkisizlikleri kaosu büyütüyor.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp