Gençliğin Arayışları I

Gençliğin Arayışları I


Gençliğin Arayışları I

 

 

Genç enerji, güç, hareket ve eylem bütünlüğü. Kabına sığmazlık, gözü karalık ve koşma. Evet koşma, delice, çılgınca... Hayata bilinçle bakmaya başlandığı anları var. Sezme, kavrama ve anlamadan çok çılgınca koşma. Bazen kimi sözcükler, kimi durumları anlatmaya ve anlamaya yetmeyebiliyor. Bir ergin onların dilini kavramada ve anlamada zorlanır. Kendisi de böyle bir geçmişten geliyor olmasına karşın, o günler geride kaldığından ya unutuluyor ya da artık önemsenmiyor. Onların arasında bulunmak o dili kavramaya yetmeyebiliyor. Her birinin bakışı ve düşünüşü başka yönleredir.

Gençlere sürekli soru sormaya ve onları anlamaya bakıyorum. Sorularını bekliyorum. Bunda da ısrar ediyorum. Çocuklarımız var, yakınlarımız, sevdiklerimiz, etrafımızda bulunanlar var. Onlarla dil bağımız hangi düzeyde. Yakınlaşmalarımız, ilgilerimiz gibi.

Günümüz en temel sorunlarından biri güven. Güven duygusu hemen her dönem ve her çevre için geçerli. Genç enerjinin gelecek kaygısı bulunuyor. Kendini güvende hissetmiyor. Büyük ayrışma ve derinleşmeler uçurumları büyütüyor. Eğitim ve öğrenimin yayınlığı bir süreliğine genç enerjiyi sınırlayabiliyor. Bir yere kadar tutuyor. Fakat bir süre sonra, o deli doluluk ve hız bir yerde kesiliyor. Soru ve gelecek kaygısı ağır basıyor. Başa dönmek gerek, süreci iyi kavramadan soruların karşılığı verilmede zorluklar olur ve karşılık bulmayabilir.

Eve kapanan bir çocukluk var. Sokak kültürü yok gibi. Evde, gözleri açılır açılmaz, diji medyanın kapanında. O, artık o ruhla besleniyor ve şekilleniyor. Bütün zamanını alıyor. Çocuklar bir bakıma artık ayak bağı. Hayatın hay huyu içinde onları bir kenarda tutma duygusu ağır basıyor. Gününü yaşamak isteyenler için çocuk bir yük. Bir başka deyişle evinde de kalsa bir anne için durum değişmiyor. Ayak bağı. Çocuklarını bakıcılara, kreşlere teslim edenlerin nedenlerinin başında bu durum geliyor.

Sokaktaki çocuk sokak kültürü ile yetişiyor. Toprakla, arkadaşlarla, duvarlarla, kavga ve çekişmelerle.

Çocuk çocuğa yabancı. Sosyalleşemiyor. Çocuğun bağlılıkları daha çok nesneler üzerinde. Çocukların ağızlarına emzik yerine diji aletler veriliyor. Cep telefonları ve benzeri nesneler. Onların oyalama süreçleri de bir yere kadar. Tatminsizlik süreci başlıyor. Oda dolusu oyuncaklar, oyalanmalar yeterli olmuyor.

Çocuk ev kültüründe aile ruhundan uzak. Baba anne sohbetinden yoksun. Masal kültürü hiç yok. Çocuğun hayal dünyasını ötelere götürecek anlatılar hayatın dışında. Hayal etme yoksunluğunda büyüyor çocuk.

Evde, hemen her bireyin elinde telefonlar ve sosyal medyada gezinmeler ya da gözler ekranlara odaklı. Aile içinde gözler birbirine temas etmiyor, bakmıyor. Baksa bile kaçamak bakışlardır bunlar.

Sevgisizlik, doymazlık sürecidir bu.

Kitabın girmediği evlerdir bunlar. Kitap denilen nesneler sadece teknik, yani ders kitapları. Sorular, çözümler, makinalaşma gibi bir şey. Mantığın işleyişi rakamlar ve matematiksel kurgular üzerine. Hayat bunun üzerine yorumlanıyor. Evde, metafizik ruh yoksunluğunun başlangıcı. Din, Allah, peygamberler, melekler, kitaplar, sohbetlerden söz edilmiyor. Çocukların ilgisini çekecek öyküler, şiirler okunmuyor. Çocuğun oluşumu sürecinde manevi bir ortam ve hava gelecek için belirleyici.

Evdeki her adım geleceğe yol alma, yürüyüş. Sevgi dolu. Sevgi ilişkiler ve dokunuşlarla olur. Anlama, kavrama ve ruh birlikteliğinin oluşumudur bu aynı zamanda. Bir çocuk babasının sırtında zıplamıyorsa, ellerinde havaya atılmıyorsa, karşılıklı gülüşler olmuyorsa baba çocuk bağı nasıl kurulabilir ki? Sevgi ve güven önce ailede başlamalı, başkasında aranmamalı.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp