Genç Osman ve Abdullah Tayyip Olçok

Genç Osman ve Abdullah Tayyip Olçok


Genç Osman ve Abdullah Tayyip Olçok

 

 

Raviyan-ı ahbar ve nakılan-ı âsar ve muhaddisanı ruzigâr şöyle rivayet ve böyle hikayet ederlerkim, Sultan Murad Han-ı Râbî’ (Dördüncü Murad Han) her uğraktan asker toplaya toplaya Aksaray’ın Dorniki köyüne varıyor. İşte o köyden, on altı-on yedi yaşlarında vatan sevdalısı bir delikanlı orduya karışıyor… 

Oysa Padişah, çok zorlu bir mücadeleye girişeceği için, orduda askerlik heveslisi gençler istemiyor. Sefer öncesi çıkardığı fermanda şöyle buyuruyor:

“Sakal ve bıyığında tarak durmayan sabiler asker yazılamaz!”

1630 yılının 15 Haziranında başlayan Bağdat kuşatması yoğun top ateşi ve karşılıklı hücumlarla devam ederken, Padişah, vezirleri ve komutanlarıyla istişareye oturuyor. Derken, genç bir yeniçeri serdarı, Osman isimli çocuk yaşlarda birinin büyük hizmetler yaptığını, on kişi gibi savaştığını, gözünü budaktan sakınmadığını, korku nedir bilmediğini anlatıyor.

Kahramanlığa âşık olan Padişah önce duraklıyor, ardından bıyığı balta kesmez serdarlarına dönüp kükrüyor: “Bu ne güna iştur bre!” 

Herkes susup önüne bakarken, Padişah’ın pek sevdiği Vezir-i Âzam Tayyar Paşasöz alıyor: 

“Hünkârım, o çocuk bir merd-ı asuman (felek) ki, tarifi mümkün değil. Yörüyüş (saldırı) esnasında yaptıklarını bizzat gördüm. Düşman huruca kalktığı esnada, kır atını kişnete kişnete yalın kılıç öyle bir savlet eyledi ki, tekmil Safevi’nin aklı şaştı, neye uğradıklarını anlamayup gerisin geri desta ettiler. Bizumkiler ise barekellah demekle kaldılar. O güzelliğe, o mertliğe, o gençliğe kıyılmaz.”

Padişah, merak içinde emrediyor: “Tiz bulunup getürülsün!” 

Az sonra huzuruna erkek güzeli bir çocuk getiriyorlar. Boylu-boslu ve gösterişli olmasına rağmen, henüz pek tazedir. Padişah sevgi gülücüğünü çatık kaşlarıyla perdeleyerek, soruyor: “Bakalında-bıyığında tarak durmayanlar orduya katılmasın dedik, sen Hünkâr buyruğunu çiğneyerek katıldın.”

Genç Osman, önüne bakarak konuşuyor: “Ulu serdarlarınız bir tarak lütfederlerse, bıyığımda nasıl durduğunu görürsünüz?”

Sadrazam, kemik tarağını uzatıyor: “Al bakalım!”

Osman tarağı aldığı gibi, kaşla göz arasında üst dudağına saplıyor. Çenesinden süzülen kana aldırmadan gülümsüyor: “İşte Hünkârım, bıyığımda tarak duruyor!”

Gördükleri karşısında bazı paşaların gözleri dolarken, bazılarının gözyaşları yanaklarından akıyor. Padişah ayağa kalkmış, mücessem vatan sevgisine dönüşen Osman’a saygı ve sevgiyle bakmaya başlamıştır: “Berhüdar olasun”diyor, “Hüda kılıcını keskin eylesin!” 

Osman’a bir ayrıcalık yapılıp orduda kalması sağlanıyor. Öyle kahramanlıklar gösteriyor ki, destanlaşıyor.

“Bağdat’ın kapısını Genç Osman açtı,

Gören düşmanların tebdili şaştı…

Kelle koltuğunda üç gün savaştı,

Yiğitlere serdar oldu Genç Osman!”

Bağdat akıbet fethediliyor, ama binlerce şehidin yanı sıra iki büyük şehit daha bırakıyor: Sadrazam Tayyar Paşa ve “Yiğitler serdarı Genç Osman”…

Sultan Murad, Tayyar Paşiçin, “Bin Bağdad’a bedeldin” diyor, Genç Osman’ın kabrinin önüne çöküp taze toprağını okşaya okşaya ağlıyor.

Ve tarih 15 Temmuz 2016…

Adı bugün “15 Temmuz Şehitler Köprüsü” olan köprü, devlete isyan eden asker kılıklı FETÖ teröristleri tarafından tutulup, onlarca vatan sevdalısı şehit ediliyor.

Şehitlerin arasında bir de baba-oğul vardır: Baba Erol Olçok’la 16 yaşındaki oğlu Abdullah Tayyip Olçok…

Baba-oğul “vatanın bekası” uğruna o gece birlikte şehit düşüyorlar. Abdullah Tayyip iki bazoka mermisi yiyor:  FETÖ’nün kanlı darbe girişiminin en genç şehitlerinden biri oluyor.

Bir çocuk şehidimiz de Trabzon’un Maçka ilçesinden: Eren Bülbül…

Bölgeye yerleşmeye çalışan PKK’lı teröristlerle savaşan askerlerimize yol gösterirken 15 yaşında şehit ediliyor. Tarh boyunca “vatan” dendiğinde bu ülkenin kadını-erkeği, genci-yaşlısı ayağa kalkıp şehadete koşuyor. Analar, şehitlerini kara toprağa verdikten sonra, kameralara dönüp “Vatan sağolsun!”diyor.

Şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesinde “bağımsız Türkiye”de yaşadığımızı unutmayalım, unutturmayalım! Ruhları şâd olsun. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp