Geleneksel Saplantı; Muhafazakârlık

Geleneksel Saplantı; Muhafazakârlık

Muhafazakarlar bu niteliklerinden dolayı sormazlar sorgulamazlar, geleneklerin hâkim olduğu toplumlardır. Tuttukları takımda olsa bir ömür boyu yenilse o takım, dönmezler sözlerinin eridirler. Bu konuda muhakeme ve mukayese

Geleneksel Saplantı; Muhafazakârlık

 

Muhafazakârlık kelimesi, korumak, muhafaza etmek, geleneği korumak veya tutuculuk anlamlarına gelmektedir. Günümüzde bunlara ilaveten muhafazakârlık kavramı dindarlıkla eş değer ya da ilişkili olarak kullanılmakta, muhafazakâr insan dendiğinde dinine bağlı insan anlaşılmaktadır.!

Böyle anlaşılırsa: Müslümanlar muhafazakâr mıdır? Evet muhafazakârdır. Nedir bu? Biraz açmak gerekirse kelimenin bir diğer anlamı da: Tutuculuktur. O halde Müslümanlar hem muhafazakâr hem de tutucudurlar, Bu nitelikleri ile örnek olmaktadırlar değil mi?

Bir süre böyle anlayalım bu anlayışa doğru diyelim, neden bu şekilde anlayıp doğru kabul ettiğimizi de söyleyelim. Bizler tutucuyuz, muhafazakâr olduğumuz için bu söz bizi, hiç ama hiç rahatsız etmiyor, ediyor gibide gözükmüyor.

Neden rahatsız olalım ki eşittir dindarlık diye biliyoruz, kim dindarlığından rahatsız olur? Demek ki kelime yerli yerinde kullanılıyormuş..

Muhafazakarlar bu niteliklerinden dolayı sormazlar sorgulamazlar, geleneklerin hâkim olduğu toplumlardır. Tuttukları takımda olsa bir ömür boyu yenilse o takım, dönmezler sözlerinin eridirler. Bu konuda muhakeme ve mukayese özellikleri kapalıdırlar.

Muhafazakâr tutucunun birde partisi, partileri vardır ki; o parti den dönmez dininden dönme pahasına da olsa! Çok ciddi gelenekçidirler, doğalarının gereği öylede olmak zorundadırlar. Din diye öğrendikleri de bu cümleden olarak dillendirilebilir, eğer geleneklerinde var olan bir anlayış ya da ibadet! yanlış olduğu halde hatta Ayet bile getirseniz “olmaz ama mucize bile gösterseniz” döndüremezsiniz!

İşte Milliyetçi, muhafazakar, tutucu dindarlık bu olsa gerek ki en yakından en uzak çevremizde gözlemlediğimiz şey Allahın ayetleri de olsa duyuramazsınız, değiştiremezsiniz, dönüştüremezsiniz..Onların efendileri. Ağabeyleri üstatları muhterem! Hocaları, din adamları ”Allah ve elçisin ”rağmen yanılmaz birer otoritedirler.

En iyi Müslüman/ dır lar başka ırkları beğenmezler, onlar kirlilerdir, bilgisizlerdir. Ama işin içine dini ritüeller girdiğinde Arapça cennet dilidir! Arapların itine bile hoş demenize razı olmazlar! Mekke ve Medine de olmak ilahi bir torpil gibidir onlara göre, orada yaşamak orada ölmek cennet vizesi sayılır. Ama onlara Ebu Cehil’in de orada öldüğünü söyleseniz bile bir çıkış yolu bulurlar. Ana dilleri Arapça olmalarına istinaden onlar dokunulmazlar cümlesindendir.

Yaşadıkları ülkelerde muhafazakar dinli  hükümetlerin politikalarını benimser desteklerler, çok derinlemesine düşünmek onlara göre değildir, hele hele düşünmek hiç sevmedikleri şeylerdendir, Birileri onlar için düşünür anlar gereğini yaparken neden düşünsünler ki ?Din onlar için çok önceliklidir, dindarlıklarının ölçüleri bellidirler: kandiller, simitleri hatta bazılarının yaktıkları mumlar, haftada bir zoraki gittikleri cuma, buna rağmen Allah maşallah sözleri dillerinden düşmez.

Hükümetlerin muhafazakârlığı ile öğünürler, hatta Başbakanları bile sade bir muhafazakârdır, bu yönleri ile örnektirler, övünç kaynağıdırlar. Toplumsal olaylarda manipüle olmaları kolaydır.

Şirk düzenleriyle araları iyi olmasına rağmen dünyanın herhangi bir yerinde” Kuran ve Peygambere” hakaret edenleri şiddetle kınarlar onları protesto ederler: Oy verdikleri Şirk düzenlerinin Allah ile savaştığını hiç düşünmezler, düşünemezler, ulu önderleri de, liderleri de bu konuda suspustur sus paylarının hatırına onların yanlışını hiçbir zaman söz konusu etmezler;  Kimileri cehaletinden, kimileri ihanetinden.

Tutuculuk o kadar seviye kazandırmıştır ki: Yaşadıkları ülkelerin tümünde Allaha savaş açan otoriteler olsa da, Allahın dinini hayattan uzaklaştırılmak için büyük olay ve olaylar olsa da bunları anlamaz anlayamazlar, eğer bunları yapanlar”” Bizden””ise gökten ne yağarsa yağsın başımızın üzerinedir.

Onları: Allahın kitabına çağırdığınız zaman atalarını buldukları hal üzere olduklarını hiç çekinmeden söyler ve savunurlar. Hem siz kimsiniz ki kitabı anlayacaksınız savı dillerine pelesenk olmuştur, Öyle ya Allah anlaşılsın diye kitap gönderseymiş ya! Hem anlamak için kırk deve yükü kitap okumanız gerekmekte olduğunu da size öğretirler!

Peygamberlerin hayatlarına baktığımızda ise Peygamberlerin muhafazakârlık kaygısı taşımadıkları, tersine muhatap oldukları toplumda Allah’ın dinine aykırı bulunan geleneklere, Muhafazakâr tutuculuklara karşı mücadele ettiklerini ve bir nevi devrim yapmaya çalıştıklarını görüyoruz.

Lut {a.s.} Peygamberin toplumunda gelenek haline gelmiş olan eşcinselliğe,Musa {a.s.}Peygamberin kendisini tanrı ilan eden Firavun’a karşı, İbrahim peygamberin putperestliğe karşı mücadele ettiklerini Kuran anlatırken gelenekçi muhafazakârlara ciddi mesajlar vermektedir.

Bu üç peygamber ve diğer peygamberlerin ortak mesajı Allah’ın varlığı, birliği ve O’na ortak koşulmaması gerektiğidir. Bu da ancak Kuran’ın hayata hâkim kılınması ile elde edilebilecek bir şey iken bu gün muhafazakâr dindarlar laik demokrasinin savunucusu ve bekçisi durumundadırlar.

“Allah inananlara Kuran’ı okumalarını, anlamalarını, evren üzerine düşünmelerini ve Allah’a olan imanlarını bunların üzerine sağlam bir biçimde inşa etmelerini, aynı zamanda dini hayatlarını da Kuran üzerine inşa etmelerini istemektedir.” Günümüzde anlaşılan dindarlık ise mezheplere dayanan, akla, sorgulamaya önem vermek yerine nâkile ve itaate önem veren Peygamberimizden sonraki yüz yıllarda uydurulmuş Kuran dışı kaynaklara dayanan gelenekçi muhafazakâr tutucu din anlayışı değil midir?

Allah’ın gerçek dini olan Kuran’a dayalı İslam yerine muhafazakâr, tutucu, gelenekçi din anlayışının takip edilmesi ve savunulmasının da muhafazakârlık olarak adlandırılması hiç şaşırtıcı değildir. Kuran’da anlatılan muhtelif kavimler dine aykırı geleneklerini ve alışkanlıklarını nasıl ki atalarından devralmaları gerekçesiyle savunuyor, muhafaza etmeye çalışıyor ve peygamberlere direnç gösteriyorlarsa; bugün Kuran’daki gerçek din ve Allah’ın gerçek mesajı karşısında gelenekçi, muhafazakâr kişiler ve gruplar da ne yazık ki aynı tepkileri vermektedirler.

Hâlbuki dinin yeniden tarifini yaptığımızda: O hayatın tüm kurum ve müesseselerini tesiri altında bulunduran ilahi vahiylerin toplamı olmasına rağmen, onu öğrenmek yaşamak yaşatmak gibi bir mecburiyetimizde varken bunu ciddiye almayan cennete aday adaylarımızın varlığı yeniden düşünülmesi gereken bir gerçekliğimizdir.

Allah, hayatımızın tümüne müdahil olmak istemesine rağmen, onu hayatın küçük bir bölümünde söz sahibi kılmakta değil miyiz?

O arzın tümüne insan ile hâkim olmak istemesine yeryüzünde onun hükmünün varlığının dışında başka bir hükmü kabul etmemesine mülkün sahibi olmak gibi bir gerçeği gözler önünde olmakla beraber insanlar onun bu hakkını gasp etmektedirler, bazı yerlerde bu gasp işi Müslümanlarca yapılmakta değil midir?

O’ Allah ki; dini yalınız kendisine has kılmamızı, yer yüzünde fitneden eser kalmamasını istemesine rağmen, onu sanki hiç piyasaya almamakta olduğumuzu görmekteyiz. Bu bir teslimiyet değildir, olsa olsa bir teslim almadır,:”Allah Dini ile Peygamberi ile kitabı ile teslim alınmıştır ”Bunu ancak iman eden(!) Takva sahibi! İnsanlar yapmaktadırlar.!)  Cahili tasavvurların medyatik kahramanların, eğrisine doğrusuna bakılmaksızın yayınlanan kitapların ürettikleri tasavvurlara teslim olunmanın sonucu ürünlerini bu şekilde izhar etmektedirler.

Ancak Kuranı tanımayan tanışmaya yanaşmayan insanlar şunu da bilmemektedirler.“Kuran ciddi bir tenkit kitabıdır, o kimsenin hatırına gönlüne bakmaksızın toplumun tüm yamukluklarını düzeltmek için ciddi eleştiriler getirir, eleştirirken de yanlış yapan Peygamber de olsa bir başkası da olsa buna müsamaha etmez”.Davetçide bu niteliklere sahip olmak durumundadır, reel politiği her zemin ve şartlarda; eleştiren, araştıran, soruşturan, bir kimliği temsil etmelidir

Allah bu Kitap ile terbiye olanlardan da bunu ister bunu salık verir, öğütler ki yarın hesabı veremeyenlerden olmasınlar için. sonuç olarak şunu söylemek mümkün muhafazakarlık ile dindarlığı aynı gibi görmek anlamak ciddi bir sapmadır, Din Allahın’dır ve onun kitabında kayıtlıdır.

Ayrıca gerçek inananlara düşen bir tarafa: “Kuran’ı ve gerçek dini koyup” diğer tarafa da yaşamımızdaki ve toplumumuzdaki gelenekleri koyup; Kuran ile çatışan gelenekleri hayatımızdan çıkarıp atmak ve bunların dinen yanlışlığını da herkese duyurmaktır, anlatmaktır anlaşılır hale gelmesine çalışmaktır.

Vesselam

 

hamdi akan

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp